SAVUNMANIN TANIKLIĞINDA ADLİ YIL
İstanbul Barosu adli yılın bilançosunu açıkladı: Cezaevlerinden yargı salonlarına, yasaklardan hak ihlallerine kadar çarpıcı raporlar kamuoyuyla paylaşıldı

İstanbul Barosu, 2025–2026 Adli Yılı'nı yalnızca rakamlarla değil, hukuk devleti açısından yaşanan kırılmalarla değerlendirdi. İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu ve Yönetim Kurulu üyeleri tarafından düzenlenen "Savunmanın Tanıklığında Adli Yıl" başlıklı basın toplantısında; savunma hakkına yönelik ihlaller, cezaevlerinde tespit edilen insan hakları ihlalleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi yargılamalarına ilişkin gözlem raporları ve Baronun açtığı stratejik davalar kamuoyuna açıklandı.
Konuşmasında hukuk devletinin yalnızca mahkemelerin varlığıyla değil, bağımsız savunmanın güvencesiyle yaşayabileceğini vurgulayan Kaboğlu, geride kalan adli yılın savunma mesleği açısından ağır sınamalara sahne olduğunu söyledi.
"Savunmaya yönelen her müdahale, yalnızca avukatlara değil, yurttaşın adalete erişim hakkına ve hukuk devletine yönelmiş bir müdahaledir." diyen Kaboğlu, İstanbul Barosu'nun adli yıl boyunca hukukun üstünlüğünü ve temel hakları korumak amacıyla her alanda mücadele verdiğini ifade etti.

"Sadece Meslek Örgütü Değil, Hukukun Güvencesiyiz"
Kaboğlu, İstanbul Barosunun Avukatlık Kanunu'ndan doğan anayasal sorumluluğu gereği yalnızca avukatların meslek örgütü olarak değil, toplumun hukuk güvencesi olarak hareket ettiğini belirtti.
Bu kapsamda İstanbul Barosu;
- toplantı ve gösteri yürüyüşü yasaklarına,
- kadınların 8 Mart etkinliklerine yönelik yasaklara,
- Onur Haftası yasaklarına,
- 19 Mart sürecindeki genel eylem yasaklarına,
- 1 Mayıs yasaklarına,
- adliyelerdeki "kısıtlı alan" uygulamalarına,
- CMK ücret tarifesine,
- çevre ve kamu yararını ilgilendiren çok sayıda idari işleme karşı dava açtı.
Baro, açılan davaların önemli bölümünde idare mahkemelerinin temel hak ve özgürlükleri esas alan emsal kararlar verdiğini, devam eden davalarda ise hukuk mücadelesinin sürdüğünü açıkladı.
Silivri Raporu: "İşkence İddiaları, Sağlığa Erişim Sorunları, Aşırı Doluluk"
Basın toplantısının en dikkat çeken başlıklarından biri İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi tarafından hazırlanan Silivri Hapishanesi Raporu oldu.
Raporda;
- işkence ve kötü muamele iddiaları,
- ağır hasta mahpusların tedaviye erişememesi,
- infaz ertelemelerindeki sorunlar,
- kelepçeli muayene uygulamaları,
- sağlık hizmetlerine ulaşmadaki gecikmeler,
- temiz su ve yeterli gıdaya erişim sorunları,
- kapasitenin çok üzerinde mahpus barındırılması,
- keyfi disiplin uygulamaları
ayrıntılı şekilde belgelendi.
Baro, cezaevlerinde yaşanan sorunların münferit değil, yapısal insan hakları ihlallerine dönüştüğünü belirterek ilgili kurumları sorumluluk almaya çağırdı.
İBB Yargılamaları: "Adil Yargılanma Hakkı Zedeleniyor"
Toplantıda kamuoyuyla paylaşılan bir diğer önemli belge ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi yargılamalarına ilişkin hazırlanan Duruşma Gözlem Raporu oldu.
Raporda;
- savunma sürelerinin sınırlandırılması,
- müdafilerin sözlerinin kesilmesi,
- duruşma salonlarına erişimde yaşanan güçlükler,
- sanık ve avukat iletişimini zorlaştıran fiziki düzen,
- tutukluluk incelemeleri,
- etkin pişmanlık beyanlarının delil olarak kullanılma biçimi,
- mahkemenin tarafsız görünümüne ilişkin tartışmalar
uluslararası insan hakları standartları çerçevesinde değerlendirildi.
İstanbul Barosu, hazırladığı raporun davanın esasına ilişkin değil; adil yargılanma hakkının korunmasına yönelik gözlem ve tespitlerden oluştuğunu vurguladı.
Toplumsal Davalarda da Ön Saflarda
İstanbul Barosu, yalnızca kendi açtığı davalarla değil; Kartalkaya faciasından deprem davalarına, Artvin ve İliç'teki çevre mücadelelerinden İstanbul Büyükşehir Belediyesi yargılamalarına kadar birçok toplumsal davada oluşturduğu gözlem heyetleriyle aktif rol aldı.
Hazırlanan raporlarla savunma hakkını zedeleyen uygulamalar kayıt altına alınırken, ulusal ve uluslararası hukuk çevreleri düzenli olarak bilgilendirildi.
"Savunma Susarsa Adalet Susar"
Toplantının sonunda İstanbul Barosu yönetimi, geride kalan adli yılın hukuk devleti açısından ciddi uyarılar içerdiğini belirterek, bağımsız savunmanın demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsuru olduğunu vurguladı.
Baronun ortak mesajı ise şu sözlerle özetlendi:
"Savunma susturulursa adalet susar. Hukukun üstünlüğü ancak bağımsız yargı ve bağımsız savunmanın birlikte var olmasıyla korunabilir."


