İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ (İHEB) 77 YILDIR YOL GÖSTERİYOR
Anayasamızın açtığı kapıdan ulaştığımız hukukun genel ilkelerinin temeli olan İHEB, savunma mesleğinin her daim başvurması gereken; haysiyet ve hak eşitliğinden adil yargılanma hakkına, işkence yasağından ayrımcılık yasağına birçok hak ve ilkenin güvencesi olan canlı bir metindir. Hukukun üstünlüğünün ciddi tehditler altında olduğu ülkemizde İHEB, güvence altına aldığı hakların uygulamaya geçirilebilmesi için referans norm olarak güncelliğini korumakta ve geleceğe yol göstermektedir. Ulusal hukukumuza aktarılışının yıl dönümünde, 10 Aralık 2025’te düzenlediğimiz Dünya İnsan Hakları Günü Sempozyum sonuç bildirgesi ve Resmi Gazete'de yayımlandığı biçimi ile İHEB metnini paylaşıyoruz.

İSTANBUL BAROSU DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ
10 Aralık 2025
İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ (İHEB) VE SAVUNMA
10 Aralık 1948 günü BM Genel Kurulunca kabul edilen İHEB’e göre; “Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar.”
İHEB, “hukuk (kuralı) olarak kabul edilen genel bir uygulama” ile (Uluslararası Adalet Divanı Statüsü, md.38/1.b) teamül (yapılageliş) gücü kazanmış ve uygar uluslarca tanınmış “hukukun genel ilkeleri”nden (md.38/1,c) biridir.
Türkiye Cumhuriyeti, İHEB’i, Bakanlar Kurulu Kararı yoluyla iç hukuka aktardı: “Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 10/12/1948 tarihli ve 217 (111) sayılı karariyle kabul edilen ilişik “İnsan Hakları Evrensel Beyanname”sinin Resmi Gazete ile yayınlanması ve yayından sonra okullarda ve gazetelerde münasip neşriyatta bulunulması, Dışişleri Bakanlığının 28/3/1949 tarihli ve 36084/122 sayılı yazısı üzerine Bakanlar Kurulunun 6/4/1949 tarihli toplantısında kararlaştırılmıştır.” (R.G.: 27 Mayıs 1949-16199).
İHEB’in Önsözü, “İnsanın istibdat ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunması esaslı bir zaruret” olduğunu ilan etmiştir.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) de, Evrensel Bildirge’yi, esin kaynağı ve hareket zemini olarak almıştır. Böylece, 4 Kasım 1950 tarihli İHAS ile, Avrupa kıtasında, dünyanın en güçlü İnsan hakları koruma mekanizmasının temeli atılmış oldu.
Esin kaynağı olduğu uluslararası ve bölgesel insan hakları belgeleri ile, maddeleri yeniden yazılmış ve zenginleştirilmiş olan İHEB, anayasaların birincil referans kaynağı haline gelmiştir. Bu özellikleriyle, İHEB ilkeleri, jus cogens (uluslararası hukukta emredici normlar) oluşturmaktadır.
İHEB, bütün insan haklarının güvencesi olan adil yargılanma hakkını öngörmüştür: “Herkes, haklarının, vecibelerinin veya kendisine karşı cezai mahiyette herhangi bir isnadın tesbitinde, tam bir eşitlikte, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından nesafetle ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir” (md.10).
Adil yargılanma hakkı başta olmak üzere tüm haklar ve özgürlüklerin ise hukuk aracılığı ile sav+savunma+hüküm üçlü bileşenin eşitliği temelinde avukatlık mesleğinin özerkliği ve korunması ile güvence altına alınabilir. Bu amaçla, HAVANA KURALLARI’ndan “AVUKATLIK MESLEĞİNİN KORUNMASINA İLİŞKİN AVRUPA KONSEYİ SÖZLEŞMESİ” hazırlığı sürecinde ortaya çıkan “uluslararası avukatlık kodu”, İHEB esinlidir.
27 Ağustos-7 Eylül 1990 tarihleri arasında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesine ve Suçların Islahı Üzerine Birleşmiş Milletler Konferansı tarafından kabul edilen Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler (HAVANA KURALLARI), yalnızca bireylerin avukata ulaşma hakkını değil, avukatlık faaliyetlerinin devletler tarafından güvence altına alınmasını da düzenlemektedir.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin 25 Ekim 2000 tarihli Avukatlık Mesleğinin Özgürce İcrası hakkında R.(2000)21 sayılı Tavsiye Kararı da avukatların mesleklerini yerine getirirken kamu otoriteleri yahut toplum tarafından karşılaşabilecekleri ayrımcılığa yahut müdahalelere karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğünü hatırlatmıştır.
BM İnsan Hakları Konseyi tarafından 16 Temmuz 2020 tarihinde kabul edilen Yargı Organlarının, Üyelerinin ve Uzmanlarının Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı ile Avukatların Bağımsızlığına İlişkin 44/9 sayılı Kararı; avukatların mesleki bağımsızlıklarına yönelen tehdit, korkutma yahut müdahaleleri kınamış, insan hakları sisteminin etkili olabilmesi için avukatların bağımsızlığının ve güvencelerinin önemini vurgulamış ve bu konuda çalışan özel raportörün ülkeler tarafından davet edilmesinin insan hakları sistemindeki yadsınamaz öneminin altını çizmiştir.
Uzun yıllara yayılan ve birbirini destekleyen bu uluslararası sistemin güncel halkası Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 12 Mart 2025 tarihinde kabul edilen Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (AvMKS)'dir. Hem bahsedilen uluslararası metinler hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde hazırlanan bu önemli sözleşmenin hazırlık çalışmalarına düzenli olarak katılan Türkiye Cumhuriyeti temsilcileri, Sözleşme maddelerine itiraz etmemiştir. AvMKS’in en önemli katkısı ise avukatlık mesleğinin korunması açısından, Sözleşme’nin tatbiki için Avukatlık Mesleğinin Korunması Uzmanlar Grubu (“GRAVO”) kurulmasıdır. GRAVO, Sözleşme’ye taraf olan ülkelerin temsilcilerinden oluşan Taraflar Komitesi’nce seçilecek ve devletlerden bilgiler alarak, gerektiğinde de ülke ziyaretleri yaparak önerileri de içeren bir taslak raporu önce Taraf Devletle, onun cevaplarını içeren tam raporu ise kamuoyu ile paylaşacak bir mekanizma olup, Konsey Üyesi ülkelerde avukatlık mesleğinin benzer korumalardan yararlanabilmesi açısından önemli bir vazife icra edecektir. Böylece avukatlık mesleği yalnızca ulusal değil, uluslararası mekanizmalarla da daha etkin bir şekilde korunabilecektir. Bu nedenle Avukatlık Mesleğinin Korunması Sözleşmesi, zaman geçirilmeden onaylanmalıdır. Böylece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilebilecek muhtemel ihlal kararlarının da önüne geçilerek insan hakları mekanizmalarının etkinliği artırılabilir.
Türkiye Cumhuriyeti, laik ve demokratik kimliğini yukarıda değinilen düzeneklerle bir bütün olan insan haklarına dayanan “Adalet anlayışı” (md.2) üzerine inşa etmiştir. Adalet, ancak bağımsız Baro ve özgür savunma ile sağlanabilir. Anayasal güvenceye dayanan adil yargılanma hakkı, sav+savunma+hüküm eşit bileşeni ile gerçekleşir.
Avukatlık andı ve Kanununa göre, hukuku ve insan haklarını korumakla yükümlü Barolar ve avukatlar, “yasa, anayasal norm, uluslararası sözleşmeler ve hukukun genel ilkeleri” dörtlüsünden oluşan hukuk düzeninin savunucusudur. Birbirinden ayrılmaz bölünmez bir bütünlük oluşturan “İnsan Haklarını korumak, Cumhuriyeti korumaktır” bilinci ile İstanbul Barosu, Yasama, Yürütme ve Yargı organlarını hukukun üstünlüğü ve İnsan Hakları (md.2) gereklerini yerine getirmeye davet eder.
İnsan haklarına saygı ve ilerletme yolunda verilen mücadele, cezasızlığı geriletme mücadelesidir. Cezasızlık, hukuk devletini çökertmekte; kişiye özel hukuk ve yargılama fiili rejimiyle ayrımcılık ve kanunlar önünde eşitsizlik, toplumsal barışı zedelemektedir. Suçsuz sayılma hakkını ve çifte Anayasal güvence altındaki insan haklarının sert çekirdeğini sistematik olarak ve sürekli ihlal eden, adil yargılama gereklerini yerine getirmeyen yargı mensuplarını, hukuk düzenine saygıya çağırıyoruz.
Siyasal iktidarı sınırlama, özgürlükleri ise güvenceleme normu olan Anayasa’yı uygulamakla yükümlü Yasama, Yürütme ve Yargı organlarını, anayasal bilgi kirliliği yaratmamaya ve Anayasa’ya saygıya; Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu, Anayasa madde 138 çerçevesinde, “Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun” karar veren yargıçlara, kararları nedeniyle yaptırım uygulamaktan kaçınmaya çağırıyoruz.
Zira adil olmayan bir yönetimde demokrasi olmayacağı gibi, hukuk ve demokrasi olmadan barış ortamı yaratılamaz. Adalet ise öncelikle, adil yargılama gereklerine yani mahkemeye erişim hakkı, mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukuki araçların eşitliği, yargılamanın saydamlığı ve çabukluğu, savunma hakları, suçsuz sayılma hakkı, gerekçeli karar hakkı ve onu uygulama yükümlülüğüne saygı ile gerçekleşir.
Hukuk devletine ve demokratik düzene yeniden dönüş, toplumsal barışın ve kamu düzeninin sağlanması açısından yaşamsal öneme sahiptir. “Hukuk yoluyla demokrasi” ancak Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine saygı temelinde inşa edilebilir. İstanbul Barosu, toplum karşısındaki görevlerini dün olduğu gibi bugün de yerine getirmeye devam edecek; hukukun birleştirici gücüyle insanın, hayvanın, doğanın haklarını savunmaya yargılama adalet, toplumda adalet ve çevrede adalet üçlüsünde savunmaya devam edecektir.
Demokratik hukuk devletlerinde bile yaygınlaşan ırkçı, otoriter ve popülist yönetimlerin bölgemizde başlattığı savaşlar ve dünya genelinde estirilen savaş rüzgarları, M. K. Atattürk’ün “Yurtta barış, Dünyada barış” sözü ile özetlenen kolektif barış hakkını ve Birleşmiş Milletler Örtgütü’nü büyük devletlerin tekelinden çıkarmanın yaşamsal önemini güncellemiştir.
Yerel, ulusal ve uluslararası dayanışma hakkı ekseninde her zaman, her yerde ve herkes için hukuk yolunda İstanbul Barosu, savunma kurumlarının olduğu kadar yerel yönetimlerin ve ulusal ölçekteki yönetim organlarının seçimler yoluyla el değiştirmesini savunmakla aynı zamanda demokrasi ve siyasal adalet mücadelesi vermektedir.




