DEPREM DAVALARINDA CEZASIZLIĞA KARŞI ADALET ÇAĞRISI
İstanbul Barosu, 6 Şubat depremlerinde çok sayıda yurttaşın yaşamını yitirdiği Rönesans Rezidans’a ilişkin davanın 25 Eylül’de görülecek duruşması öncesinde depremde yakınlarını kaybeden ailelerle bir araya geldi. İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu, “Bugün birlikteyiz, yarın da birlikte olacağız” derken; İstanbul Barosu, deprem davalarında sorumluluk zincirinin bütün yönleriyle araştırılması ve yargılamaların adil ve makul sürede sonuçlandırılması çağrısında bulundu.

İSTANBUL BAROSU: ADALETİN YÜKÜ AİLELERİN OMUZLARINA BIRAKILAMAZ
İstanbul Barosu tarafından Rönesans Rezidans davasının 25 Eylül’de Hatay’da görülecek duruşması öncesinde basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu, Yönetim Kurulu üyeleri, İstanbul Barosu Afet Hukuku ve Koordinasyon Merkezi üyeleri ile depremde yakınlarını kaybeden aileler katıldı.
Toplantının açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu, 6 Şubat depremlerinin yalnızca deprem bölgesini değil bütün toplumu ilgilendiren ve sonuçları geleceğe taşınacak bir hukuk ve insan hakları meselesi olduğunu vurguladı.
KABOĞLU: “BUGÜN BİRLİKTEYİZ, YARIN DA BİRLİKTE OLACAĞIZ”
İstanbul Barosunun deprem davalarını yalnızca duruşma günlerinde değil, Afet Hukuku ve Koordinasyon Merkezi aracılığıyla sahada da takip ettiğini belirten Kaboğlu, “Bugün birlikteyiz, yarın da birlikte olacağız” dedi. Deprem felaketlerinde sorumluluğun yalnızca yargılama aşamasıyla sınırlı değerlendirilemeyeceğini ifade eden Kaboğlu; yasama, yürütme ve yargının düzenleme, denetim ve yaptırım süreçlerinde ayrı ayrı ve birlikte sorumluluk taşıdığına dikkat çekti.
Kaboğlu, deprem öncesi, deprem sırası ve deprem sonrasında alınması gereken önlemlerin multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirterek, düzenleme, denetim ve yaptırım zincirinde yaşanan kırılmaların deprem davalarında bütün yönleriyle ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi. İstanbul Barosu’nun daha önce düzenlediği uluslararası toplantılarda da depremde yakınlarını kaybeden ailelerin sesini duyurmaya çalıştığını hatırlatan Kaboğlu, hukukun özellikle böylesi büyük felaketlerde etkili kılınması gerektiğini vurguladı.

“YARIN HATAY’DA, RÖNESANS REZİDANS DURUŞMASINDA OLACAĞIZ”
İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin 25 Eylül’de Hatay’da görülecek Rönesans Rezidans duruşmasını takip edeceğini açıklayan Kaboğlu, Hatay Barosu’nun ev sahipliğinde duruşmaya katılacaklarını bildirdi. Kaboğlu, duruşmanın ardından saat 17.00’de Hatay Adliyesi önünde Hatay Barosu Başkanı Av. Hatay Tut ile basın açıklaması yapılacağını belirterek, “Tanık olduğumuz gelişmeleri, olumsuzlukları ve hukuki zaafları dile getireceğiz. Yarın bu davada edeceğimiz tanıklıklara dair gözlemlerimizi kamuoyuyla paylaşacağız” dedi.
DEPREM DAVALARINDA SORUMLULUK ZİNCİRİ BÜTÜNÜYLE ARAŞTIRILMALI
Kaboğlu’nun ardından İstanbul Barosu Afet Hukuku ve Koordinasyon Merkezi Başkanı ve depremde yakınlarını kaybeden Av. Eren Can, basın açıklamasını okudu. Açıklamada, 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden üç yılı aşkın süre geçmesine rağmen çok sayıda soruşturmanın hâlâ sonuçlandırılmadığına, bazı dosyalarda iddianamelerin hazırlanmadığına, bilirkişi raporlarının geciktiğine ve kamu görevlilerinin sorumluluğuna ilişkin süreçlerde aksaklıklar yaşandığına dikkat çekildi.

“Deprem davalarında maddi gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılması, sorumluluğu bulunan herkesin hukuk önünde hesap vermesi ve yargılamaların adil ve makul sürede tamamlanması hukuk devletinin gereğidir” denilen açıklamada, geciken her işlemin adaletin de gecikmesi anlamına geldiği vurgulandı. Deprem davalarında sorumluluğun yalnızca müteahhitler veya birkaç teknik kişiyle sınırlandırılamayacağı belirtilerek; yapıların tasarımından ruhsatlandırılmasına, yapımından denetimine ve kamu kurumlarının görev ve yetkilerine kadar uzanan bütün sürecin araştırılması istendi.
“KAMU GÖREVLİLERİNİN SORUMLULUĞU SORUŞTURMA DIŞINDA BIRAKILAMAZ”
Basın açıklamasında kamu binalarında meydana gelen yıkımlar da gündeme getirildi. 125 yurttaşın yaşamını yitirdiği ve henüz iddianame düzenlenmediği belirtilen İskenderun Devlet Hastanesi başta olmak üzere, yıkılan kamu yapılarındaki sorumluluğun etkin biçimde araştırılması gerektiği ifade edildi. Risklerin önceden tespit edildiği ancak gerekli önlemlerin alınmadığı kamu yapılarında kamu görevlilerinin sorumluluğunun soruşturma dışında bırakılmasının kabul edilemeyeceği belirtilerek, “Hiçbir kişi veya makam hukukun üzerinde değildir” denildi. Bilirkişi raporlarının bilimsel, tarafsız, denetlenebilir ve multidisipliner biçimde hazırlanması gerektiği de vurgulandı.
“ADALET, AİLELERİN OMUZLARINA BIRAKILAMAZ”
Açıklamada, üç yılı aşkın süredir adalet arayan ailelerin her duruşmayı takip etmek, bilirkişi raporlarının peşinden gitmek ve gecikmelerin hesabını sormak zorunda bırakılmasının kabul edilemez olduğu belirtildi. “Depremde yakınlarını kaybeden insanların adalet arayışının yükü yalnızca onların omuzlarında olmamalıdır” denilen açıklamada; savcılıkların soruşturmaları etkin biçimde yürütmesi, mahkemelerin yargılamaları makul sürede tamamlaması, bilirkişi incelemelerinin geciktirilmemesi ve kamu görevlilerinin sorumluluğu bulunan durumlarda gerekli hukuki süreçlerin işletilmesi çağrısı yapıldı.
İstanbul Barosu, henüz iddianamesi hazırlanmayan soruşturmaların sonuçlandırılması, firari sanıkların yakalanması için işlemlerin etkin biçimde yürütülmesi, ailelerin davalara etkin katılımının ve bilgiye erişiminin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, “6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden her bir yurttaşımızın yaşam hakkının hesabı hukuk önünde sorulmalıdır” denildi.
YEŞİM TOPLU: “DEPREM BÖLGESİNDEN GÖZÜNÜZÜ AYIRMAYIN”
Basın açıklamasının ardından, depremde ailesini kaybeden Av. Yeşim Toplu söz aldı. Rönesans Rezidans’ın çevresindeki yapıların ayakta kaldığını hatırlatan Toplu, yakınlarını kaybeden ailelerin yıllardır yalnızca kayıplarının acısını değil, uzun süren adalet mücadelesinin yükünü de taşıdığını söyledi.
Toplu, “Ben sadece Rönesans için burada değilim. Sesini çıkaramayan bir sürü insan vardı. Kim bilir ne hâlde öldüler? Biz hâlâ rüyalarımızda acaba nasıl öldüler diye görüyoruz” ifadelerini kullandı. Adalet Peşinde Aileleri Platformu’nun Adalet Bakanlığı önünde gerçekleştirdiği nöbete de değinen Toplu, ailelerin yıllardır adalet için duruşma salonlarında ve meydanlarda mücadele etmek zorunda kalmasına tepki gösterdi: “Neden biz nöbet tutup duruyoruz? Neden seslenmek, bağırmak zorundayız? Yeterince yorgun değil miyiz? Bu 50 binden fazla insanın ölümü herkesin kaybıdır.”
Toplu, kamuoyuna da deprem davalarını takip etme çağrısı yaptı:“Deprem bölgesinden gözünüzü ayırmayın lütfen. İnsanlar bir yandan yemek ve kalacak yer derdiyle, bir yandan adalet mücadelesiyle uğraşıyor. En azından bir deprem dosyasını şahsi olarak takip etseniz o kadar çok şey değişir ki...”

RÖNESANS REZİDANS DAVASINDA “OLASI KAST” TALEBİ
Rönesans Rezidans dosyasında yıllardır bilirkişi raporlarının beklendiğini belirten Toplu, dosyadaki bilimsel ve hukuki verilerin değerlendirilerek sanıklar hakkında “olası kast” hükümlerinin uygulanmasını talep ettiklerini söyledi. “Artık kast için hem hukuki hem bilimsel bütün veriler dosyada var ve biz adil bir şekilde olası kast kararının verilmesini istiyoruz” diyen Toplu, Rönesans Rezidans davasında artık karar aşamasına yaklaşılmasını beklediklerini ifade etti. Toplu, İstanbul Barosuna davada verdikleri destekten dolayı teşekkür etti.


