HABERLER
  • Son Güncelleme : 08.01.2021 11:36
  • Haber Giriş : 07.01.2021 14:32
  • Etkinlik : 07.01.2021

İHM Basın Açıklaması

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ PROTESTOLARINDA GÖZALTINA ALINAN ÖĞRENCİLER HAKKINDA AÇIKLAMAMIZDIR

2 Ocak 2021 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi'ne yapılan rektör atama işlemine yönelik olarak üniversite öğrencileri tarafından atamaya karşı basın açıklaması yapılmış ve kampüs içinde protesto gösterisi düzenlenmiştir. 5 Ocak 2021 tarihinde, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanan öğrenciler hakkında hedef göstermeler sonucu yasal süreç başlatılmış, öğrenciler sabah saatlerinde evleri basılarak gözaltına alınmıştır.

Basına da yansıdığı üzere, öğrencilerin gözaltına alınma süreçlerinde kolluk güçlerinin hukuka aykırı bir şekilde orantısız güç kullandığı, ev duvarlarının yıkıldığı ve kapıların parçalandığı görülmüş ve yakalama işlemi sırasında kötü muamele iddiaları gündeme gelmiş ve basına yansımıştır. Öğrencilerin gözaltında kötü muameleye ve işkenceye maruz kaldıkları iddiasının merkezimize iletilmesi üzerine, hak ihlallerini gözlemlemek ve raporlamak amacıyla gözaltındaki öğrencileri ziyaret etme zorunluluğu doğmuştur.

6 Ocak 2021 tarihinde, İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi olarak, gözaltına alınan dokuz üniversite öğrencisi ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görüşülmüştür. Üniversite öğrencilerinin, özellikle kötü muamele iddialarının önlenmesine ilişkin olarak, avukata erişimlerinin sağlanmış olması gereğinin ve iddiaların yasal merciler önünde dile getirilmesinin altı çizilmiştir. Üniversite öğrencileri ve avukatları ile yapılan bu görüşmeler neticesinde Merkez üyeleri tarafından edinilen tespitlere aşağıda ayrıntılı olarak yer verilmiştir.

Ev aramalarında gerçekleşen ihlaller:

Gözaltına alınan üniversite öğrencilerin evleri, tam teçhizatlı özel hareket polisleri tarafından basılmış, basına yansıyan fotoğraf ve videolardan görüldüğü üzere, evlerin kapıları ve duvarları kırılmıştır. Görüşülen öğrencilerin aktarımlarına göre, ev baskınları sırasında polislerin yoğun sözlü ve fiziksel şiddetine maruz kalınmıştır. Yine Yeldeğirmeni Mahallesi muhtarının yaptığı açıklamaya göre, öğrenciler hakkında bilgi elde edilmesi amacıyla üçüncü kişilerin evleri de aranmıştır.  

Görüşme yapılan gözaltındaki öğrenciler, sabaha karşı yapılan ev aramalarında bazılarının başlarına silah dayanmak sureti ile bir buçuk saate yakın ters kelepçe ile yüzüstü yerde bekletildiklerini, polisler tarafından sözlü ve fiziksel şiddete maruz kaldıklarını beyan etmişlerdir. Görüşmeci avukatlar, ters kelepçelerin fazlasıyla sıkıldığını, gözaltında olan öğrencilerin ellerinde çizik ve morlukların olduğunu gözlemlemişlerdir.

Üniversite öğrencilerinin, ifade ve toplanma özgürlüklerini kullandıkları için evleri basılarak gözaltına alınmaları ve fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalmaları, Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere aykırıdır.

Kendisine ya da başkasına zarar verme ya da şiddet içeren bir eylemde bulunma riski bulunmayan kişilerin kelepçelenerek gözaltına alınması ve darp edilmesi, yaşadıkları acının, sıkıntının ve korkunun daha da artmasına ve hem o sırada orada bulunan kişilerin hem de kendi gözünde kişilerin aşağılanmasına neden olup kötü muamele yasağını ihlal etmektedir. (Erdoğan Yağız v. Türkiye, No. 27473/02, 06.03.2007)

AİHM, gerekli koşullar olmaksızın, özel harekât polislerinin sabah saatlerinde ev halkında travma yaratan ve maddi kayıplara yol açan ev baskınında bulunmasını ve usuli güvenceleri yok sayarak aramalarda yetkililerini kötüye kullanmalarını Sözleşme’ye aykırı bulmuştur. (Vinks ve Ribicka v. Letonya, No. 28926/10, 30.01.2020)

Sağlık muayenelerine yönelik iddialar:

Gözaltına alınan öğrencilerden birinin, operasyon sırasında sırta botla bastırma ve kafaya kaskla vurma gibi eylemlere maruz bırakıldıktan sonra dudağının patladığı ve kanadığı, ancak görünen bu duruma rağmen bu hususun doktor raporuna dâhil edilmediği, sonradan ifade tutanağına geçirilebildiği beyan edilmiştir.

Gözaltına alınan bir öğrencinin plastik mermi kapsülü ile genital bölgesinden yaralandığı, bunun ardından idrarının kanlı geldiği görüşmeci avukatlara iletilmiştir. Öğrencinin, emniyetten önce yapılan sağlık muayenesinde bu şikâyetini aktarmasına rağmen detaylı muayene edilmediği, muayenenin de polis eşliğinde gerçekleştiği bilgisi paylaşılmıştır. Hastaneye ikinci kez gidişinde ise idrar testi yapılan öğrencinin tahlil sonuçlarının henüz çıkmadığı, bu aşamaya değin kendisine herhangi bir tedavi uygulanmadığı bilinmektedir.

Gözaltına alınan öğrencilerden birinin mide iltihabından dolayı rahatsızlanmasına ve çok sancısı olmasına rağmen ilaç verilmediği, hastaneye götürüldüğünde ise tedavi edilmeksizin yalnızca serum verilerek karakola gönderildiği bilgisi paylaşılmıştır.

Hastaneye ikinci kez götürülme sırasında, gözaltındaki üç kadın öğrenciye ters kelepçe takıldığı belirtilmiştir. Öğrencilerden bazıları, doktor muayenesi sırasında kelepçelerinin çıkarılmadığı beyan edilmiştir.

Bilinmektedir ki, Birleşmiş Milletler İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için El Kılavuzu (İstanbul Protokolü) kapsamında işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans Türkiye tarafından bir politika olarak öngörülmüştür. Bu çerçevede İstanbul Protokolü’ne ve Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi kararlarına göre polis nezaretindeki kişilerin tıbbi muayenesi, polis memurlarının duyamayacağı ve tercihen göremeyeceği bir biçimde yapılmalı, kişilerin şikâyetleri ve doktorun ulaştığı sonuçlar doktor tarafından resmi olarak kayda alınması ve bu kayıtlar, ilgili kişi ve avukatı ile paylaşılmalıdır. AİHM de gözaltına alınan kişinin darp iddiasının doktor tarafından kayda geçirilmemesinin, toplu ve üstünkörü yapılan doktor muayenelerinin güvenilirliğini ve etkinliğini zedelediğini belirtmektedir. (Akkoç v. Türkiye, No. 22947/93 ve 22948/93, 10.10.2000)

Gözaltı sürecine yönelik iddialar:

Görüşülen üniversite öğrencilerinin bir kısmı, karakol aramasında pantolonlarının indirilmesinin ve iç çamaşırlarının açılmasının istendiğini belirtmiştir. Bir öğrenci ise, hem pantolonunun indirilmesi hem de arkasını dönüp eğilmesinin istendiğini beyan etmiştir. Görüşülen kişilerin yarısı evde yapılan arama esnasında polis amirinin “genital bölgeye de bakın” talimatının ardından, pantolon üzerinden genital bölgelerinin kabaca arandığını belirtmiştir. Bir öğrenci bu esnada polisin penisini sıktığını, bir diğer öğrenci ise memurların çıplak elleriyle üst araması yaptığı iddia edilmiştir.  

Gözaltı işlemi sırasında çıplak aramaya karşı çıkan bir kadın öğrencinin, polisler tarafından defalarca tekmelenmesi sonucunda bacağında ezilme meydana geldiği ve bu hususa dair doktor raporunun da mevcut olduğu belirlenmiştir. Çıplak arama uygulanmamış kişilerin tamamı, diğer kişilerin arama esnasındaki çığlıklarını ve itirazlarını ve polisin hakaret ve bağırmalarını işittiklerini beyan etmişlerdir.

AİHM, özgürlükten mahrum bırakılan kişinin kişiliğini, sergilediği tutumu, sabıkası olup olmadığını ve isnat edilen suçu değerlendirmeden kişinin şiddet kullanabileceğine dair ikna edicilikten yoksun “güvenlik ihtiyacı” gerekçesiyle çıplak aramaya maruz bırakılmasını onur kırıcı muamele olarak tanımlamaktadır. (Iwanczuk v. Polonya, No.25196/94, 15.11.2001 ve Van Der Ven v. Hollanda, No. 50901/99, 04.02.2003). Anayasa Mahkemesi’nin 2017/39945 numaralı bireysel başvurunda verdiği 3/12/2020 tarihli kararda, zor kullanma sınırlarının oluşup oluşmadığının ve başvurucuya karşı çıplak arama iddiasını da içeren kötü muamele oluşturduğu iddia edilen eylemlere yönelik olayın aydınlatılması amacıyla etkili bir soruşturma yürütülmesi gereğinin altı çizilmiştir.

Gözaltı merkezinde suya erişimlerinin çok kısıtlı olduğunu beyan eden öğrenciler, polislerin küp şekerleri yere atılarak kendilerine verdiğini, sıvı sabun, peçete gibi hijyen malzemelerine erişimlerinin olmadığını ve sürekli olarak parlak beyaz ışığın açık bırakılarından dolayı uyuyamadıklarını aktarmıştır.

Öğrencilerin aktarılan şekilde muameleye maruz bırakılması,  Anayasa’nın 17. maddesinde ve AİHS’nin 3. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağını ihlal etmektedir. (AİHM, İrlanda v. Birleşik Krallık, No. 5310/71, 18.01.1978) Öte yandan COVID-19 salgını sırasında gözaltında olmaları, öğrencilerin sağlığa erişim hakkını da riske atmaktadır.

LGBTİ+ öğrencilere yönelik ayrımcı tutum iddiaları:

Gözaltında bulunan LGBTİ+ üniversite öğrencileri, kimlik ve yönelimleriyle bağlantılı olarak sürekli biçimde tacize, tehdide ve ayrımcı muameleye maruz kaldıklarını iddia etmişlerdir. Gözaltı işlemi sırasında polislerin LGBTİ+ öğrencilerin sosyal medya profillerini birbirlerine gösterdiği ve kişisel telefonları ile öğrencilerin fotoğraf ve videolarını çektikleri görüşmeci avukatlarla paylaşılmıştır.

Görüşme yapılan öğrencilerden biri, polisin kendisine bakarak cinsel organı ile oynadığını, bir diğeri ise polisin hastanede herkesin duyabileceği şekilde kendisine küfür ve hakaret ve tehdit içeren sözler sarf ettiğini iddia etmiştir.

Diğer taraftan, gözaltında olan bir trans kadının, kadınların yanına konmadığı ve tek başına tutulduğu belirlenmiştir.

AİHM, özgürlüğünden mahrum bırakılan ve devletin gözetimi altında bulunan kişilerin sözlü, cinsel ve fiziksel şiddet ile tehdit edilmelerinin kötü muamele yasağını ihlal ettiğini belirtmektedir (Gafgen v. Almanya, No: 22978/05, 01.06.2010). Mahkeme, yakın tarihli bir kararında ise LGBTİ+’ların çalıştığı ofise baskın düzenleyen polislerin “hasta”, “sapık”, “lezbiyen” diyerek nefret söyleminde bulunmasını, cinsel yönelimlerini kamuoyuna ifşa etmekle tehdit etmesini ve ofiste bulunan herkese çıplak arama yapıp bunu kayıt altına almamasını 3. maddeyle bağlantılı olarak 14. maddeye aykırı bulmuştur. (Aghdgomelashvili ve Japaridze v. Gürcistan No. 7224/11, 08.10.2020)

Polis memurlarının aramalar sırasında özellikle LGBTİ+ kimlikleri sebebiyle kişileri utandırma ve cezalandırma amacıyla nefret söyleminde bulunması ve keyfi bir şekilde çıplak arama yaptığı iddiası, kişiler üzerinde korku, ıstırap ve güvensizlik hissettirmesi, ayrımcılık yasağıyla ve insan onuruna saygılı olma yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.

Dolayısıyla tüm bu kötü muamele iddialarının bir bütün olarak re’sen etkin şekilde soruşturulması Devletin uluslararası insan hakları sözleşmelerinden kaynaklanan pozitif yükümlülükleridir. Hiçbir hal ve koşul altında bu yükümlülükler askıya alınmaz ve mutlak niteliktedir.

Taleplerimiz:

  • Ev araması sırasında hukuka aykırı biçimde gözaltına alınan üniversite öğrencilerinin, herhangi bir koşul olmaksızın derhal serbest bırakılmasını,
  • Gözaltında olan üniversite öğrencilerin tutulma koşullarının iyileştirilmesini, pandemi koşulları da dikkate alındığında su, sabun, dezenfektan, maske gibi ihtiyaçların ivedilikle karşılanmasını,
  • Ev aramaları sırasında ve gözaltında fiziksel, sözlü ve cinsel şiddete maruz kaldığını iddia eden üniversite öğrencilerinin başta İstanbul Protokolü ve İşkencenin Önlenmesi Sözleşmesi olmak üzere uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınan usullere uygun bir şekilde doktorlar tarafından muayene edilmesini, şikâyetlerinin ve bulguların kayda geçirilerek sağlık raporu hazırlanmasını,
  • Üniversite öğrencilerinin ifade, barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüklerinin güvence altına alınmasını,
  • Öğrencilerin gözaltına alınırken ve gözaltı sırasında maruz kaldığı şiddete ve şiddet tehdidine karşı ivedilikle tarafsız, bağımsız, etkili ve ayrıca LGBTİ+ öğrencilere yönelik ayrımcı saik bulunup bulunmadığını ortaya çıkartacak şekilde etkin bir soruşturmanın re’sen başlatılmasını talep ediyoruz.

Konunun takipçisi olacağımızı saygıyla kamuoyuna duyururuz.

 

İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi

 


 

YAZDIR
Yükleniyor...