Giriş Tipini boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı Adını boş bıraktınız!

Şifrenizi boş bıraktınız!

Kapat

Unvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kullanıcı adını boş bıraktınız!

Kapat

Şifremi Unuttum işlemi tamamlandığında kayıtlı cep telefonu numaranıza Kullanıcı Adı ve Şifreniz gönderilir

Unvanı boş bıraktınız!

Sicil No'yu boş bıraktınız!

T.C Kimlik No'yu boş bıraktınız!

Kapat
HABERLER
  • Son Güncelleme : 28.01.2019 09:53
  • Haber Giriş : 25.01.2019 23:02
  • Etkinlik : 25.01.2019

Duruşma Salonundan Dışarı Çıkarılan Avukat Değil Adalettir

24 Ocak 2019 tarihinde İstanbul 28.Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada Av. Oya Meriç Eyüboğlu, Mahkeme Başkanı tarafından çağırılan özel güvenlik görevlileri marifetiyle, duruşma salonundan çıkarılmıştır.

Mahkeme Başkanı, meslektaşımızın sözünü kestikten sonra, savunmasını nasıl yapması gerektiğine ilişkin “telkinlerini” bildirmiş, bilahare de salondan zorla çıkartılmasını sağlamıştır.

Bu duruşmanın yapıldığı tarih, Türkiye’deki avukatlara ithaf edilen “Tehlikedeki Avukatlar Günü” olarak anılan bir tarihtir. Mahkeme Başkanının tam da böyle bir günde ortaya koyduğu irade, meslektaşımız nezdinde bir mesaj niteliği taşımakta ise, İstanbul Barosu olarak bildirmekteyiz ki, “mesaj alınmamıştır”.

Dün meydanlarda da haykırdığımız gibi, savunmanın bu yöntemlerle susturulması amaçlanmakta ise, bu çabanın beyhude olduğu ve sonuç vermeyeceği herkes tarafından bilinmelidir. Ancak acı olan, yargının bir süjesi konumunda bulunan yargıcın, yargılama için vazgeçilmez konumdaki avukat hakkında böyle bir kararı alabiliyor olmasıdır. Bu kararın alınmasından itibaren gelişen bütün yargılama süreçleri, özü itibariyle “adil yargılanma ilkesinin” ihlali anlamını taşımakla kalmayacak, giderek henüz belirlenmeyen nihai kararı da sakatlayacaktır. Bir yargı mensubunun “savunmasız” yargılama yaptığı sırada, yaptığını yargılama sanması ve hâlâ adaleti tesis edebileceğine dair inanç besleyebilmesi, bütün hukuk teori ve felsefelerinin reddedeceği gerçekliktir. Çünkü, o noktadan itibaren dışarı atılan avukat değil adalettir.

Avukatlar, duruşma salonlarında yargıçların istediklerini söylemek ve istedikleri gibi davranış göstermek zorunda değildir. “Savunma sınırları” içinde kalan her türlü ifade, tek kelimeyle “tahammül” gerektirir. Yargılamanın devamı sürecinde heyet tarafından takınılan tavır, giderek savunma makamının da tepkisini doğurmakta ise, yeniden düşünmesi gereken makam, savunma makamı değildir. Kimse, – o arada yargıç da – avukata “ayar veremez”, savunmayı kısıtlayamaz. Bunun tek istisnası, maddi gerçeği saptama uğraşından uzaklaşarak, adaletin tecellisine yönelik bir amaçtan vazgeçilmesi halidir.

İstanbul Barosu olarak, meslektaşımızla dayanışma ifade ederken, bu türden yıldırma çabalarına karşı direnç göstermeye devam edeceğimizi ilan ediyoruz.

Benzeri her bir yeni olayın, anlamına kutsiyet atfettiğimiz savunma duyarlılığı konusunda bizi daha da bilediği mesajını –aidiyeti cihetiyle- ilgili makamlara duyuruyoruz.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI
 

YAZDIR
Yükleniyor...