
Türkiye’yi Laikleştiren Devrim Yasalarının 99. Yıldönümü
3 Mart 1924 tarihinde bağımsız Cumhuriyetimizi laikleştiren üç önemli yasa kabul edilmiştir. Üç devrim yasası, monarşiden Cumhuriyet’e, teokrasiden Laikliğe, çok milletli, çok hukuklu, muhtar eyaletli devletten ulusal ve üniter devlete geçişin ve tam anlamıyla çağdaş bir toplum olma yolunun en önemli kilometre taşlarından biridir.
1) 3 Mart 1924 tarihli ve 429 sayılı Şer’iyye ve Evkaf (Vakıflar) ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Bakanlıklarının Kaldırılmasına Dair Kanunun gerekçesinden:
“DİN VE ORDUNUN POLİTİKA AKIMLARI İLE İLGİLENMESİ BİRÇOK SAKINCALAR DOĞURUR”
“Din ve ordunun politika akımları ile ilgilenmesi birçok sakıncalar doğurur. Bu gerçek bütün uygar milletler ve hükûmetler tarafından bir temel ilke olarak kabul edilmiştir. Bu bakımdan yeni bir hayat varlığı sağlamakla görevli bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasında zaten ifadesini bulmuş olan Şer’iyye ve Evkaf Bakanlığı ile Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Bakanlığının bulunması uygun olmaz.”
Bu Devrim Kanunuyla din ve ordunun siyasetin içinde yer aldığı iki bakanlık kaldırılmış, Diyanet İşleri Reisliği ve Genelkurmay Başkanlığı kurulmuş, bütün vakıflar Başbakanlığa bağlanmıştır. Diyanet İşleri Reisliği’nin görev alanının“İslam dininin hukuki işlemlere ait hükümlerinin olmadığı” hususu, kanunun ilk maddesinde açıklanmıştır:
“Madde 1 - Türkiye Cumhuriyeti’nde, kişiler arası ilişkileri düzenleyen hukukî işlemlere ait hükümlerin yasama ve yürütme yetkisi TBMM ile onun oluşturduğu hükûmete aittir. Apaçık İslâm dininin bundan başka inançlar ve ibadetlerle ilgili bütün hükümlerinin ve işlerinin yürütülmesi ve dinî kurumların yönetimi için Cumhuriyet’in başkentinde bir Diyanet İşleri Reisliği makamı tesis edilmiştir.”
16 Kasım 1937'de çıkarılan Nizamnamede ise Diyanet İşleri Reisliği Danışma Kurulunun ancak ibadetlere, inançlara ve Medeni Kanunun yayınlanmasından önceki zamana ait miras gibi konulara ilişkin sorulara cevap hazırlayacağı açıklanmıştır. (RG: 16 Kasım 1937 – 3760) Buna karşın günümüzde Din İşleri Yüksek Kurulu, Türk Medeni Kanunu yürürlükte değilmiş gibi kamu düzenini ilgilendiren hukukî konularda fetvalar vermektedir. Bu durum laik hukuk sistemimize aykırıdır.
2) 3 Mart 1924 tarihli ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat (Öğretimlerin Birleştirilmesi) Kanununun gerekçesinden:
“MİLLETİN DUYGU VE DÜŞÜNCE BAKIMINDAN BİRLİĞİNİ SAĞLAMAK İÇİN ÖĞRETİM BİRLİĞİ”
“Bir devletin genel eğitim ve kültür politikasında, milletin duygu ve düşünce bakımından birliğini sağlamak için öğretim birliği en doğru, en bilimsel, en çağdaş ve her yerde yararları ve güzellikleri görülmüş bir ilkedir. (...) Bir millet bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını tamamen yok eder. Kanun teklifimizin kabulü durumunda Türkiye Cumhuriyeti’nde bütün bilim (irfan) kurumlarının bağlı olacakları tek makam Millî Eğitim Bakanlığı alacaktır.”
Eğitimde ulusal, bilimsel ve laik esasları kabul eden Türkiye Cumhuriyeti, bu Devrim Kanunuyla medreseleri kaldırmış, öğretim alanındaki kapitülasyonlara son vermiş ve ülkemizdeki öğretim birliğini sağlamıştır. Nisan 1924’de bazı yabancı okullar kurallara uymadıkları için kapatılmıştır. Mart 1926’da Türkiye’de hiçbir okulun Milli Eğitim Bakanlığından ruhsat almadan açılamayacağı hükme bağlanmıştır. Okul kayıtlarının Türkçe tutulması ile Türk Dili ve Türk Tarihi öğretmenlerinin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından atanması da yeni düzenlemeler arasında yer almıştır.
Eğitim sistemindeki teokratik uygulamalar yerlerini ulusal, bilimsel ve laik uygulamalara bırakmış; tarih ve yurt bilgisi eğitimi millileşmiş, ezbercilik yerine öğrenme ve muhakeme, sadece hafıza yerine deney, inceleme ve eleştiri önem kazanmış, mesleki öğretime, sanat eğitimine, sağlık eğitimine, iktisat ve tasarruf eğitimine, spor eğitimine ve bilimsel kongrelere ayrı önem verilmiş, Ticaret Okulları, Kız Sanat Okulları, Musiki Muallim Mektebi, Güzel Sanatlar Akademisi açılmıştır.
Türk Devriminin bütün ilerlemelerine ve Tevhid-i Tedrisat Kanununun yürürlükte olmasına karşın günümüzde ilkokul, ortaokul, lise ve milletlerarası özel okullarla ilgili ayrıştırıcı düzenlemelerle ülkemizdeki öğretim birliğini zedeleyen adımlar atılmış bulunmaktadır.
3) 3 Mart 1924 tarihli ve 431 sayılı Halifeliğin Kaldırılmasına ve Osmanlı Hanedanının Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Dışına Çıkarılmasına Dair Kanunun gerekçesinden:
“TÜRKİYE’NİN İKİLİĞE TAHAMMÜLÜ YOKTUR”
“Bağımsızlığında ve milli hayatında ortaklık kabul etmeyen Türkiye’nin görünüşte bile olsa, dolaylı bile olsa ikiliğe tahammülü yoktur. (..) Esasen halifelik, ilk İslâm devletlerinde ‘hükümet’ anlamında ve vazifesinde ortaya çıkmış olduğundan; gerek dünya ile gerekse dinle ilgili olsun, kendisine verilmiş olan bütün görevleri yerine getirmekle yükümlü olan bugünkü İslâm hükümetleri yanında ayrıca bir halifeliğin bulunuşunun sebebi yoktur. Hakikat bundan ibarettir. Türk milleti korku ve endişeden uzak olmak için, gerçeğe uymaktan başka bir biçimde hareket edemez.”
Bu Devrim Kanunuyla halifelik kaldırılmış, padişahlık etmiş kişilerin T.C. topraklarındaki tapuya bağlı taşınmaz malları millete intikal etmiştir.
Atatürk, millî varlığı sona ermiş sayılan Türk ulusunun bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlattığı Nutuk’ta Halifelik için geniş açıklamalar yapmış ve sonuç olarak şunu söylemiştir:
“Efendiler, açık ve kesin söylemeliyim ki, Müslümanları hâlâ bir halife korkuluğu ile uğraştırıp aldatmak gayretinde bulunanlar, yalnız ve ancak Müslümanların ve özellikle Türkiye’nin düşmanlarıdır. Böyle bir oyuna kapılıp hayal kurmak da ancak ve ancak cahillik ve gaflet eseri olabilir.”
Laik Cumhuriyetimizin en önemli kilometre taşlarından biri olan 3 Mart 1924 tarihli Devrim Yasalarının kabul edilişinin 99. yıldönümünde Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ve Milli Mücadele kahramanlarını saygı ve minnetle anıyoruz.
İstanbul Barosu
Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi


