
Türk Medeni Kanunu’nun Gerekçesi
1924 Anayasası’nın doğrultusunda hazırlanan 17 Şubat 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu, ırk, din, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın Türk vatandaşlarının tümüne uygulanan, miras, evlilik ve boşanma konularında kadın-erkek eşitliğini sağlayan devrim niteliğinde çağdaş kanundur, Cumhuriyetimizi laikleştiren en önemli kazanımlardan biridir.
17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Medeni Kanununun gerekçesinde, çağdaş devletlerde esas şart olan siyasal, toplumsal ve ulusal birliğin sağlanması için kanunların dine dayalı olmadığı laik hukuk düzeninin gerekliliği şöyle açıklanmıştır:
“Hali hazırda Türkiye Cumhuriyeti’nin müdevven bir Kanunu Medenîsi yoktur. Yalnız, akitlerin küçük bir kısmına temas edebilen Mecelle vardır. 1851 maddedir. 20 Nisan 1869 tarihinde yazılmaya başlanmış ve 16 Ağustos 1876 tarihinde tamamlanarak yürürlüğe konulmuştur. Denilebilir ki; bu kanunun günümüzün ihtiyaçlarına uyan ancak 300 maddesidir. Mütebakisi memleketimizin ihtiyacını ifade edemeyecek kadar iptidaî birtakım kaidelerden ibaret olduğundan tatbik edilmemektedir. Mecellenin kaidesi ve ana hatları dindir. Halbuki hayatı beşer her gün hatta her an esaslı değişikliklere maruzdur. (…)”
“Muhtelif dinlere mensup tebaayı ihtiva eden devletlerde tek bir kanunun bütün camiada tatbiki için bunun din ile münasebeti kesmesi, hâkimiyeti milliye için de bir zarurettir. Çünkü kanunlar, dine müstenit olursa vicdan hürriyetini kabul mecburiyetinde bulunan devlete, muhtelif dinlere mensup tebaası için ayrı ayrı kanun yapmak icap eder. Bu hal, çağdaş devletlerde esas şart olan siyasî, içtimaî, millî vahdete tamamiyle aykırıdır. Hatırlamak icap eder ki: devlet yalnız tebaası ile değil yabancılarla da temastadır. Bu takdirde, onlar için kapitülasyon namı altında istisnaî kurallar kabul etmek zarureti hasıl olur. Lozan muahedesi ile kaldırılan kapitülasyonların memleketimizde kalması için yabancılar tarafından sarfedilen gerekçelerin en mühim ciheti bu nokta olmuştur. Bundan başka, Fatih Sultan Mehmet devrinden son zamana kadar gayrimüslim tebaa hakkında tatbik edilen istisnaî kurallara da bilhassa bu dinî vaziyet sebep olmuştur.”
“Halbuki yeni Türk Kanunu Medenî layihasının ihzarı vesilesile memleketimizde mevcut ekalliyetler Lozan muahedesinin kendilerine kabul ettiği haklardan sarfınazar ettiklerini Adliye Vekâletine bildirmişlerdir.”
“Şüphe yoktur ki: kanunların gayesi herhangi bir örf ve âdet veya yalnız vicdanla alâkadar olması icap eden ahkâmı diniye değil, siyasî, içtimaî, iktisadî, millî vahdetin her ne bahaya olursa olsun temin ve tatminidir.”
“Adliye Vekâleti bu kanunu hazırlamakla inkılâp ve tarih huzurunda millî vazifesini ifa ve Türk milletinin hakiki menfaatlerini ifade etmiş olduğunda şüphe etmemektedir.”
“Adliye Vekili Mahmut Esat”
Türk Medeni Kanununun kabul edilişinin 98. yıldönümünde büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, Türk hukuk devriminin mimarlarından Mahmut Esat Bozkurt’u ve Millî Mücadele kahramanlarını saygı ve minnetle anıyoruz.
İstanbul Barosu
Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi


