
Millî Eğitim Programları Anayasaya Aykırı Olamaz
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlığını taşıyan öğretim programları taslağı 26 Nisan 2024 tarihinde kısa bir süre için kamuoyunun değerlendirmesine sunulmuştur.
Millî eğitim ve öğretim programlarının amaçladığı kazanımlar Cumhuriyetin kazanımlarına aykırı olamaz. Cumhuriyetin en önemli kazanımlarından biri olan Tevhidi Tedrisat Kanunu yürürlükte olmasına karşın birçok ayrıştırıcı düzenlemeyle ülkemizdeki öğretim birliğini zedeleyen adımlar atılmıştır.
Binlerce köy okulu kapatılmış, köy çocuklarının bir kısmı taşımalı eğitime veya yasa dışı yatılı “medreselere” gönderilmiştir. Çocukların gönderildiği yasa dışı “medrese”, yurt ve kurslarda yaşanan elim olaylar, öğretim ve hukuk birliğini sağlayan ve dinin istismar edilmesini yasaklayan laik hukuk düzenine karşıt yasa dışı faaliyetlerin devasa boyutlarını göstermektedir.
30 Mart 2012 tarihli 6287 sayılı Kanunla 4+4+4 eğitim sistemi uygulanmaya başlanmıştır. Bu Kanunla sekiz yıllık kesintisiz eğitim yerine 12 yıllık üç kademeli eğitim getirildiğinden ilkokul dördüncü sınıfı tamamlayan çocuklar örgün veya açık ortaokullara gönderilebilmektedir. Böylece özellikle kız öğrenciler örgün eğitimden açık öğretim ortaokullarına yönlendirilmektedir.
Son yıllarda kullanılmayan okul binalarının bir kısmı Köy Yaşam Merkezi olarak açılmaktadır. Milli Eğitim Temel Kanununun 24. maddesine göre ilköğretim kurumlarının bağımsız okullar olarak kurulması esas olmasına rağmen ilkokul ve Kur’an kursu, el sanatları kursu gibi ayrı eğitim uygulamaları aynı merkezde yürütülmektedir.
24 Mart 2022 tarihli Resmî Gazetede yayınlanan Diyanet Akademisi düzenlemesiyle YÖK ya da Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı olmayan bir kurum kendi müfredatını belirleyerek dinsel eğitim öğretim faaliyeti yürütmektedir. Bu durumun öğretim birliğini sağlayan Tevhidi Tedrisat Kanununa ve her türlü kişi ve grup imtiyazlarını yasaklayan laik hukuk düzenine aykırı olduğu açıktır.
Millî Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) projesi kapsamında, Millî Eğitim Bakanlığı’ndaki okullarda “manevi danışman” olarak imamlar, vaizler gibi din görevlileri tarafından çocuklara “değerler eğitimi” verilmeye başlanmıştır. Millî eğitim programı dışındaki bu uygulamaların Tevhidi Tedrisat Kanununa ve laik hukuk düzenimize aykırı olduğu açıktır.
ÇEDES projesi ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın iş birliği yaptığı bir takım vakıf ve derneklerin tarikat yapılanması içinde olmaları Anayasaya, Tevhidi Tedrisat Kanununa, tarikatları yasaklayan 677 sayılı Devrim Kanununa, Türk Medeni Kanununa ve Millî Eğitim Temel Kanununa aykırıdır.
MESEM yani Mesleki Eğitim Merkezi uygulamalarıyla çocuklar bedensel ve zihinsel gelişimlerini tamamlamadan ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadır.
Çocukların “mesleki eğitim” adı altında fiilen okuldan ayrılarak iş güvenliğinden uzak ağır ve tehlikeli işyerlerinde çalıştırılması, Anayasada düzenlenen eğitim hakkına ve Tevhidi Tedrisat Kanununa aykırıdır.
Anayasanın 42. maddesine göre kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Atatürk ilkeleri ve devrimlerine, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yapılamaz.
Millî Eğitim Temel Kanununa göre temel eğitim, her Türk vatandaşının hakkıdır ve devlet tarafından parasız verilir. Temel eğitim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları, Atatürk milliyetçiliği, genellik, bilimsellik, laiklik, karma eğitim ve eşitlik ilkelerine uygun olmalıdır.
Millî eğitim ve öğretim programının amaçladığı kazanımlar Cumhuriyetin kazanımlarına aykırı olamaz. Ders kitapları da laik Cumhuriyet hukukuna aykırı hususlar veya temel kavramlarda eksiklikler içeremez.
12. sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Öğretim Program taslağında sözgelimi 1920 Gümrü Antlaşması vardır ancak bu antlaşmanın yerine geçen 1921 Moskova ve Kars Antlaşmaları yoktur. İzmir’in işgali ve İstanbul’un işgali kavramları yoktur. Millî cemiyetler ve Millî varlığa düşman cemiyetler kavramları yoktur. Anayasa kavramı vardır ancak Türk vatandaşı kavramı yoktur.
MEB Öğretim Programı Ortak Metninde, Atatürk, Türk milleti, Türk vatandaşı, Anayasa, millî egemenlik, laiklik, üniter yapı gibi en temel kavramlar yoktur. Devlet, millet, vatandaş, bölgesel eğitim ihtiyaçları gibi kavramlar kullanılmıştır. Cumhuriyet kavramı sadece “Türkiye Cumhuriyeti’nin dinamik vizyonu” sözünde geçmektedir.
Program ortak metninde sözgelimi finansal okuryazarlık adı altında bankalar “konvansiyonel banka” ve “katılım bankası” olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu bankaların, toplumsal, dinî, finansal ve hukuki bağlamda değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Değer telkini, davranış değiştirme gibi yöntemlerin kullanılacağı programa göre dinsel bağlamda “yanlış” olarak değerlendirilen bir durumla mücadele etme düşüncesinin öğrencilere “sabır” başlığı altında benimsetilmesi mümkün hale gelmektedir. ÇEDES gibi program dışı etkinliklerde mümkün hale getirilen bir durum, müfredata eklenmektedir.
Yine programların ortak metninde “saygı” başlığı altında “her insanın kendi dinine uygun yaşama hakkı olduğunu kabul eder” düşüncesi öğrencilere benimsetilecektir. Saygı başlığı altında sunulan bu yargının benimsetilmesi sırasında uyuşmazlıkların dinsel hukuk kurallarına göre çözümlenmesi düşüncesinin benimsetilmesi de mümkün olabilecektir.
429 sayılı Devrim Kanunu ile İslâm dininin inanç ve ibadetlerle ilgili hükümlerinin yürütülmesi için Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Ancak günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, 429 sayılı Devrim Kanunuyla belirlenmiş temel görev alanının dışına çıkarak nafaka süresi, kadının miras payı, boşanma kararı verme yetkisi gibi hukuksal konularda fetvalar vermektedir.
ÖRNEK 1:
“BOŞANMA DAVASI UZUN SÜRE SONUÇLANMAYAN KADININ ALDIĞI NAFAKA HELAL MİDİR?”
“(..) Dinen boşama olmadan mahkemeye boşanma davası açılmış ve kadın da evi terk etmemişse mahkeme devam ettiği sürece eşler evli hükmünde olduğundan, dava süresince de kadının nafakasını temin etme yükümlülüğü kocasına aittir. Bu yükümlülük mahkeme boşadıktan sonra başlayan iddet süresi bitinceye kadar devam eder. Ancak dinen boşanma gerçekleşmişse süreç devam etse bile İslâm hukukuna göre kocanın eşine yönelik nafaka borcu iddetin bitimiyle sona erer.”
(DİB Din İşleri Yüksek Kurulu, Fetvalar, DİB Yay. 2019, s. 450)
ÖRNEK 2:
“KADININ MİRASTAKİ DURUMU NEDİR?”
“İslâm, koyduğu malî hükümlerde genel olarak külfet-nimet dengesini gözetmiştir. Miras hukuku da buna dâhildir. (..)
a) Vefat eden kimsenin kızı olarak kadın: Erkek kardeşleri ile beraber bulunduğunda kardeşinin aldığı payın yarısını, erkek kardeşi yoksa ve kız tek ise mirasın yarısını alır.”
(DİB Din İşleri Yüksek Kurulu, Fetvalar, DİB Yay. 2019 s. 465)
ÖRNEK 3:
“BOŞAMA YETKİSİNİN EŞE VEYA BAŞKASINA DEVREDİLMESİ MÜMKÜN MÜDÜR?”
“İslam’da boşama yetkisi prensip olarak kocaya verilmiştir. Boşama yetkisini elinde bulunduran kocanın, bu yetkisini, nikâh akdi sırasında veya evlilik süresi içinde karısına veya bir başkasına devretmesi mümkündür.”
(DİB Din İşleri Yüksek Kurulu, Fetvalar, DİB Yay. 2019 s. 432)
1926 Türk Medeni Kanunu ile kadınlara boşanma, erkeklerle eşit miras payı ve şahitlik hakkı tanınmış, tek eşlilik ve resmi nikah zorunluluğu getirilmiş, vatandaşlar arasında din ayrımı ortadan kaldırılmış, yabancı konsoloslukların ve dinsel cemaatlerin mahkeme kurma ve yargılama yetkileri ise sona ermiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Türk Medeni Kanunu yürürlükte değilmiş gibi yayınlanan bu fetvalar laik hukuk düzenine aykırıdır. Borçlar Hukuku, Medeni Hukuk gibi alanlarda ilan edilen bu fetvaların uygulanmasının kendi dinine uygun yaşama hakkı gerekçesiyle öğrencilere benimsetilmesi ve hukuk birliğinden çok hukukluluğa doğru eğitsel zemin oluşturulması millî eğitim programları ortak metniyle mümkün hale gelmektedir. ÇEDES gibi program dışı etkinliklerde mümkün hale getirilen bu durum şimdi müfredata eklenmektedir.
Anayasanın 24. maddesine göre, kimse devletin sosyal veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma amacıyla dini istismar edemez, din ve vicdan özgürlüğü nedeniyle kimse dini inancını açıklamaya zorlanamaz.
Cumhuriyetimizin hukuk düzeni, ülkemizdeki hukuk birliğini sağlayan, kanun önünde kadın-erkek eşitliği, din ve vicdan özgürlüğü getiren, her türlü kişi ve grup imtiyazını kaldıran, din duygularının istismar edilmesini yasaklayan, toplumun dinsel gruplara ayrıştırılmasını önleyen laik hukuk düzenidir.
Atatürk ilkeleri ve devrimleri doğrultusunda çağdaş eğitim için öncelikle laik hukuk düzenine aykırılıklar içeren “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı program taslağı geri çekilmelidir. Anayasa, Tevhidi Tedrisat Kanunu, tarikatları yasaklayan 677 sayılı Devrim Kanunu, Millî Eğitim Temel Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve laik hukuk düzenine aykırı eğitim öğretim uygulamalarına son verilmelidir.
İstanbul Barosu
Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi


