
İzmir’in Kurtuluşu Kutlu Olsun!
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 15 Mayıs 1919’da Yunan ordusunun işgaline uğrayan İzmir, üç buçuk yıla yakın işgal altında kalmıştır. 30 Temmuz 1922’de İzmir’de Yunanlıların yaptığı mitingde konuşan Yunanistan temsilcisi Staryadis, “İyonya Devleti’nin temeli olacak bir özerk bölge kurulduğunu” ilan etmiştir. (Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü IV, TTK Basımevi, 1996, s.556)
Büyük önder Atatürk, 30 Ağustos Zaferi’nden sonra TBMM Ordularına gönderdiği beyannamede, “herkesin akıl kuvvetini, yiğitlik ve vatanseverlik kaynaklarını yarışırcasına esirgemeden kullanmaya devam etmesini talep ederim.
Ordular; İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” demişti.
İzmir, Türk ordusunun 26 Ağustos 1922 tarihinde Afyonkarahisar Kocatepe’de başlattığı Büyük Taarruz ve takip harekâtı sonucu 9 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmış, Türk bayrağı Yüzbaşı Şeref Bey tarafından Hükümet Konağı’ndaki göndere çekilmiştir.
Büyük önder Atatürk 27 Ocak 1923 tarihinde İzmir Hükümet Konağı’nda yaptığı konuşmada samimi duygularını paylaşmış ve tarihsel gerçeklere ışık tutmuştur:
“Efendiler, bu güzel İzmir‘i dördüncü defadır ziyaret ediyorum. Birinci ve ikinci ziyaretlerim çok gamlı ve kasvetli zamanlarda olmuştur. Bunlar sürgün yerine giderken ve gelirken yaptığım ziyaretlerdir. Üçüncü ziyaretim ise kahraman ordumuzun düşman ordusunu nihayete kadar mağlûp ve perişan ve imha ettikten sonra buraya ulaştığı zaman, ona karışarak buraya geldiğim zamandır. Bir de şimdi gelmiş bulunuyorum. Birinci ve ikinci ziyaretlerimde İzmir‘in bende meydana getirdiği izlenimleri ifade etmek gerekirse, diyebilirim ki bu izlenim çok acı, çok üzücü ve çok sıkıntılı duygular ile doludur.”
“Üçüncü defa buraya girdiğim zamanki duygular evvelki duygular ile karşılaştırılamaz bir durumda idi. İzmir‘i arkadaşlarımla beraber doğudan gelen yol üzerinde, Belkahve sırtlarından seyrettiğim zaman İzmir‘in güzel limanı İtilâf devletlerinin harp gemileri ile dolu, sokakları henüz düşman ayakları ile çiğneniyor, top, mitralyöz ve tüfek sesleri işitiliyordu. Bir gün sonra idi ki, bizzat içeriye girdik. Hâlâ şehrin güney tarafından toplar patlıyor ve zavallı insanlar, buranın iyi insanları düşmanın saldırılarına uğruyordu. Bu defaki izlenimlerimi özetlemek gerekirse, diyebilirim ki hem üzüntü ve hem de sevinç ile karışık idi. Üzüntülüyüm, çünkü düşman üç buçuk sene zarfında yaptığı mezalim ve haksızlık ile yetinmek istemiyordu. Aynı zamanda program dâhilinde bu güzel şehrin en güzel yerlerini yakıyordu.
“İzmir alevler, dumanlar içinde idi. Bütün halk bu acı manzara karsısında doğal olarak üzüntülüydü. Gözlerinde yaşlar vardı. Ben bu üzüntülere katılmaktan kendimi engelleyemezdim. Ancak ufak bir tetkik ile anladım ki, halkın bu gözyaşları, yangından ve harabeden değildi. Bu yangının, bu harabenin onlar için hiçbir etkisi yoktu, belki onların gözlerinde muzaffer ordumuzun kendilerini kurtardığını görmekten doğan sevinç yaşları vardı.
“Efendiler, bu güzel beldenin Yunan ordusuna teslim edildiği günü hep beraber hatırlayalım. Ben o gün kesilen masumların kanlarından ve şehir halkının feryat ve figanından ziyade bir şey araştırmak istiyorum.
“Biliyoruz ki, bütün düşmanların kışkırtmasıyla, isteklendirmesiyle, kararıyla bu güzel İzmir‘e giren düşman, aynı zamanda İstanbul‘da bir hükümdarın, bir Babı Âli‘nin ve şimdi yemek yediğimiz bu konağın [Hükümet Konağı’nın] içindeki bir temsilcisinin iştiraki ve sessizliği ile karşılanmıştır.
“Fakat İzmir ve çevresinin çok namuslu ve vatanperver halkı, hiçbir zaman bu hükümdar ile ve onun heyeti ile onun temsilcisi ile beraber olmadı, olmak istemedi ve olamazdı. Onun için derhal Reddi İlhak adıyla kurduğu cemiyet aracılığı ile bütün halkı vatan savunmasına davet etti. Bu vesile ile o cemiyetin adını saygıyla anmayı bir borç sayarım.
“Bu teşebbüs ile düşman karşısında bir namus cephesi oluştu. Denilemez ki, bu cephe çok büyük, maddeten çok kuvvetli idi. Fakat çok yüksek namus ve manevi kuvvete sahipti. Şüphe yok, bu namus cephesi, bütün memleket için bir çağrı ve yüreklendirme idi. Bunu teşkil eden insanlar çok iyi biliyordu ki, bütün vatandaşlar bu cepheye koşacaktı. Gerçekten öyle oldu. Bütün millet hakikati anladı. İşbirliği yaptı ve bu cephenin desteklenmesine koştu. Ancak düşmanlarımız bunu anlamışlar ve buna imkân ve fırsat vermemek için derhal o namus cephesine saldırmışlardı.
“Efendiler, namus cephesi hiçbir vakit yıkılmaz, yenilmez. Bundan dolayı o cephe yıkılmamış, mağlûp edilememiştir.”
Yunanistan’ın İyonya Devleti emeline son vererek dünya tarihini ve hukuk tarihini değiştiren İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunun 101. yıl dönümünde büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, işgal kuvvetlerine karşı ilk kurşunu atan Gazeteci Hasan Tahsin’i ve Millî Mücadele’nin kadın-erkek tüm kahramanlarını saygı ve minnetle anıyoruz.
Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık heyecanının simgesi olan İzmir’in kurtuluşu kutlu olsun!
İstanbul Barosu
Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi


