Yeni Yargı Yılı Başladı
İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu, yeni yargı yılının başlaması dolayısıyla meslektaşlarına bir mesaj yayınladı.

İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu, yeni yargı yılının başlaması dolayısıyla meslektaşlarına bir mesaj yayınladı. Başkanın mesajı şöyle:
“YARGI BAĞIMSIZLIĞINI VE LAİK HUKUKUN ETKİNLİĞİNİ SAĞLAMAYA YÖNELİK UĞRAŞIMIZIN SÜRECEĞİ YENİ ADLİ YILDA BAŞARILAR DİLERİM”
Yeni yargı yılının açılışı dolayısıyla İstanbul Barosunca düzenlenen etkinlikler de bugün (6 Eylül 2006) başladı.
BASIN AÇIKLAMASI
Başkan Av. Kazım Kolcuoğlu, bugün (6 Eylül 2006) saat 11.00’da Sultanahmet Adliyesi önünde düzenlediği basın toplantısında “Bugün başlayan yeni adli yılda, dünya barışı ve ulusumuzun geleceği adına hukukun ciddi tehdit altında olduğu bir dönemden geçtiğimizin bilinci içindeyiz” dedi.
Yeni adli yılda yargı bağımsızlığının, hukukun etkinliğinin tam anlamıyla sağlanması için uğraş vermeyi sürdüreceklerini belirten Kolcuoğlu, ancak ülkemizde ve dünyada adaleti ve hukukun üstünlüğünü ciddi biçimde sarsan kaygı verici gelişmeler bulunduğunu bildirdi.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
HUKUKSUZLUK DÜNYAYI SARDI
“Geçtiğimiz dönemde meşru bir temele dayanmayan ve uluslararası hukuka aykırı gerçekleşen Irak İşgali ve bu yıl Lübnan’a yapılan saldırı sonucunda yüzlerce sivil insanın öldürülmesi de aynı nitelikte olup barış içinde yaşama hakkını tehlikeye sokmuştur. Bu gelişmelere hukuksal boyutu ile bakıldığında uluslararası hukuku düzenlemekle yetkili ve görevli konumundaki Birleşmiş Milletler’in ciddi bir etkinlik ve güven kaybına uğradığı görülmektedir. Her zaman vurguladığımız üzere hukukun gücü yerine, gücün kuralları işletilmiştir. Hukuksuzluğun dünyayı sardığı bir dönemde, bir hukuk kurumu olarak hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı istemlerinin, her zamankinden daha fazla önem taşıdığını düşünmekteyiz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin temel politikası olan “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesi, uygulanan yanlış politikalar yüzünden zedelenmiştir.
Ulusal çıkarlarımıza aykırı olarak, TBMM’nin kararından çok önce, ABD ve AB istemleri doğrultusunda yabancı bir ülkeye asker gönderilmesine ilişkin siyasal iktidarca yükümlülük altına girilmesi de bu ilkenin zedelenmesinin açık bir kanıtıdır.
HAİN TUZAK VE SALDIRILARA DİKKAT
Ulusal bütünlüğümüzü ve ulus devleti hedef seçmiş emperyalist destekli bölücü terör örgütünce her gün ülkemizin değişik yerlerinde hain tuzak ve saldırılarla güvenlik güçlerimiz katledilmektedir. Bununla ilgili ciddi önlem alınması ve politikalar üretilmesi gerekirken, Başbakan’ın “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir,” biçiminde ifadeler kullanması soruna ciddi bakılmadığını göstermektedir.
Ülkemizin çeşitli yerlerinde dini baskılarla fiili saldırılar gerçekleşmesi, dinci yayın organlarının laik cumhuriyeti savunan kişi ve kuruluşları hedef seçerek terör örgütlerine bu yönde yol göstermeleri, laik cumhuriyet düzenine karşı yıpratma çabalarının yoğunlaşması endişe verici boyutlara ulaşmıştır.
LİNÇ AĞIR BİR SUÇTUR
İstanbul’da birkaç gün önce yaşanan linç olayı ve ondan önce yaşanan bazı linç girişimleri, hukukun bağışlayacağı ve hoş göreceği olaylar değildir. Linç, ceza hukukumuzda ağır bir suç olarak düzenlenmiştir. Halkımızın güvenliğini sağlamakla görevli kişilerin, linç girişimlerinin suç olduğunu bildikleri halde bunu “toplumun duyarlılığı” olarak göstermeye çalışmaları ürkütücüdür.
CEZAEVLERİ ISLAH EDİLMELİDİR
Hukuku uygulamaya çalışan ve sav-savunma-karar üçlüsünün önemli ve vazgeçilmez bir ayağını oluşturan savunma kurumu olarak ülkemizde yaşadığımız hukuksuzluklara değişik boyutlarda tanıklık ediyor ve bu hukuksuzlukları düzeltmek için yoğun çaba harcıyoruz.
Bu bağlamda ülkemizdeki cezaevinde yaşanılan sorunlara da değinmek istiyoruz. 59. Hükümet Programında cezaevi koşullarının iyileştirileceği yönündeki vaatlerin bugüne dek yerine getirilmediğini görmekteyiz. Mahkûmlara özgü insancıl sorunları çözmekten uzak bir uygulamanın haklı nedenleri olabileceğini kabul etmek mümkün değildir. Bugünkü uygulamada cezaevlerinde mahkûm ve tutukluların sosyal yaşamlarına önem verilmesi, cezaevinden çıktıklarında topluma uyum sağlamalarının kolaylaştırılması bakımından büyük önem taşımaktadır. Cezaevleri yargı kararları ile verilen cezaların daha ağır biçimde çektirilmesine yönelik birer infaz kurumuna dönüştürülmemelidir. Siyasi kaygılardan uzak olarak, yasamızın insan hakları konusunda bize verdiği görevle, sorunun çözümü konusunda üzerimize düşen gereken çabayı göstermeye devam edeceğiz. Bu konuda toplumun duyarlılığını ve yetkililerin konuya eğilmelerini sağlamak için bir meslektaşımız tarafından sürdürülen ölüm orucunun son bulmasını ve cezaevi sorunlarının da biran önce çözüme kavuşturulmasını bekliyoruz.
YARGI BAĞIMSIZLIĞI HALA SAĞLANAMADI
Ülkemizdeki yargı sorunlarının çözülmesi için yargı bağımsızlığını sağlayan düzenlemelere hız verilmelidir. Avrupa Birliği Raporlarında yer verilen ve BM Temel Prensipleri 10. maddede yer aldığı üzere Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na Adalet Bakanının başkanlığına ve Bakanlık Müsteşarının üyeliğine son verilmeli, kurul üye ve başkanını hâkimler ve savcıların içinden seçmelidir. Hâkim ve Savcı adaylarının belirlenmesinde Adalet Bakanının yetkisi kaldırılmalıdır. Görev yapan hâkim ve savcıların yer değiştirmelerini bağımsızlaştıracak kurul yapmalı, denetim yapacak teftiş kurulları Adalet Bakanlığı’na değil, bu kurula bağlanmalıdır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurul kararlarına karşı da yargı yolu açılmalıdır. Baroların kararları, kendi iç organlarınca denetlenmeli; Adalet Bakanlığı ile barolar arasında bulunan vesayet ilişkisine son verilmelidir.
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ HER ZAMAN SAVUNACAĞIZ
Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak amacıyla eksiksiz demokrasi, gerçek ve laik hukuk devleti ve tam bağımsız yargı hedefinde, etkin uğraşılarımızın süreceğini bir kez daha belirtiyoruz. Bu duygularla, barış içinde hukukun uygulanacağı, adil yargılanmanın tam olarak sağlandığı, bir adli yıl olmasını diliyoruz. Saygılarımla.”


