Yeni Gelişmeler Işığında Özgürlük Ve Güvenlik
İstanbul Barosunun 129. kuruluş yıldönümünü kutlama ve “Avukatlar Günü” nedeniyle düzenlenen etkinliklerin üçüncü gününde “Yeni Gelişmeler Işığında Özgürlük ve Güvenlik” konusu uluslararası bir panelde tartışıldı.

İstanbul Barosunun 129. kuruluş yıldönümünü kutlama ve “Avukatlar Günü” nedeniyle düzenlenen etkinliklerin üçüncü gününde “Yeni Gelişmeler Işığında Özgürlük ve Güvenlik” konusu uluslararası bir panelde tartışıldı.
6 Nisan Cuma günü saat 10.30’da İstanbul Üniversitesi Merkez Bina Doktora Salonunda başlayan panel, siyaset bilimi – uluslararası hukuk ve Ceza Hukuku açısından olmak üzere iki oturum halinde gerçekleşti.
Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu, toplumların özgürlük ve güvenlik konularında büyük mücadeleler ve kayıplar verdiğini belirterek, “Güvenlik içinde özgürlük, özgürlük içinde güvenlik hep gerilim içinde gelişim göstermiştir” dedi.
Tarihsel süreç içinde çoğu kez güvenlik adına özgürlüklerden ödün verildiğini belirten Kolcuoğlu, şöyle devam etti:
“İnsan güvenlik ve barış içinde özgürlüklerini kullanabilir. Uluslararası sözleşmelerle birinci kuşak ve ikinci kuşak haklar güvence altına alınmıştır. Bunların yanında dayanışma hakları olarak adlandırılan, barış hakkı ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı gibi haklar da bireyler için yaşamsal önemdedir.”
Bir yanda dünyada milyarlarca aç, yoksul ve işsiz insan varken, diğer yanda küreselleşme adı altında sınırsız gelire sahip ülkelerin teknolojik gelişme sonucu sahip oldukları silahlı güçlerle hegemonyaya dayalı hâkimiyet kurma savaşımını sürdürdüklerine işaret eden Kolcuoğlu, Afganistan ve Irak’ın haksız işgalini buna örnek gösterdi.
Özellikle ABD yönetiminin dünyada adalet, güvenlik ve özgürlüğün sağlanması için çaba göstermek yerine, teröre karşı olan ve olmayan ülkeler diye yapay bir ayrım yaptığını belirten Kolcuoğlu, Amerikan İnsan Hakları Avukatlar Komitesinin bile ABD yönetiminin bu tutumuna karşı çıktığını kaydetti.
Kolcuoğlu, terörle mücadele gerekçe gösterilerek insan haklarının ihlal edilemeyeceğini ve bu ihlallere de göz yumulmaması gerektiğini vurguladı.
Panelin sabah oturumunu yöneten Uluslararası Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi Temyiz Yargıcı Mehmet Güney, güvenlik söz konusu olunca özgürlüklerin sınırlandırılabileceğini, özgürlük ve güvenliğin olmadığı yerde korkunun egemen olacağını ve tedhiş olaylarının artacağını bildirdi.
Münich Olimpiyatlarına yapılan baskınla uluslararası terörün gündeme geldiğini belirten Güney, bu tür terör olaylarının Roma Sözleşmesiyle oluşan Birleşmiş Milletler Uluslararası Ceza Divanında görülebilmesi için terör suçlarının mahkemenin görev alanına alınması gerektiğini söyledi.
Mehmet Güney, 2009 yılında yapılacak yenilenme konferansında terör ve uyuşturucu suçunun mahkemenin görev alanına alınmasının beklendiğini, bundan umutlu olduğunu, 11 Eylül terör saldırılarının bunda etkili olduğunu vurguladı.
Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, özgürlüğün olmadığı yerde güvenliği tartışmanın mümkün olmadığını söyledi.
Özgürlük ve güvenlik kavramının demokratik toplumlarda tartışılabileceğini, olağanüstü durumlarda güvenlik adına bazı özgürlüklerin askıya alınabileceğini belirten Tarhanlı, ancak temel haklardan olan yaşam hakkı, kölelik, kulluk yapmama, işkence görmeme, düşünce, inanç ve ifade özgürlüklerinin özüne dokunulmaması gerektiğini bildirdi.
Bükreş Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Mihai Tanesescu da hukuka ve avukatlık mesleğine yapılan saldırıların arttığını, avukatlık mesleğinin tarafsız ve bağımsız olarak yapılmasının engellenmeye çalışıldığını, uluslararası terörizm ve kara para aklama konularında avukatların sır saklama ilkesinin çiğnenmek istendiğini belirtti. Tanesescu, “avukatın rolünü değiştirmeye, onu hükümet ajanı haline getirmeye çalışıyorlar” dedi.
Uluslararası Avukatlar Birliği (UIA) Yakın ve Ortadoğu Bölge Sekreteri Sami Akl ise, kendi adına konuştuğunu belirterek 11 Eylül’den sonra ABD kendi güvenliğini sağlamak ve uluslar arası terörle mücadele amacıyla işbirlikçileriyle birlikte Afganistan ve Irak’ı işgal ettiğini, işgalcileri kınadığını ve 11 Eylül’den sonra Irak’ta kaç 11 Eylül yaşandığını bilemez hale geldiklerini bildirdi.
ABD’nin rakiplerinden önce stratejik bölgeleri ele geçirmeye çalıştığını, Ortadoğu’da Irak petrolüne el koyduğunu ve İsrail’e karşı olan grupları yok etmeye çalıştığını öne süren Akl, her gün yüzlerce kurban veren Irak’ın parçalanmanın eşiğine geldiğini, işbirlikçilerin bölgede faturalarının oldukça kabardığını söyledi.
Büyük Ortadoğu Projesinin bir barış ve adalet projesi olarak sunulduğuna işaret eden Akl, buna karşın ABD ve işbirlikçilerinin öne sürdükleri gerekçelerin hepsinin gerçek dışı olduğunun ortaya çıktığını, bunu kendilerinin de itiraf ettiklerini sözlerine ekledi.
ABD Batı Kentucky Bölgesi hâkimlerinden Charles Simpson, 11 Eylül’de teröristlerin uçakları bomba haline getirdiklerini, bunan Amerikalılar üzerinde büyük bir korku yarattığını, artık teröristlerin ne şekilde ortaya çıkacaklarının bilinmediğini söyledi.
11 Eylül’de Amerikalıların terörizmin gerçek bir tehlike olarak gördüklerini, bu nedenle çok sıkı güvenlik önlemlerinin alındığını kaydeden Simpson, terörizmle çok ciddi bir savaş içinde olduklarını, bununla beraber güvenlik için özgürlüklerin ne şekilde sınırlandırılabileceğine ancak mahkemelerin karar verebileceğini bildirdi.
Amerika’da hâkimlerin bağımsız ve özgür karar verdiklerini, devletten korkmadıklarını, sorunların bağımsız adalet sistemi içinde çözüldüğünü anlatan Simpson, “devlet güvenlik konusunda gerekli önlemleri alsa da hâkimler ifade özgürlüğünün sınırlanmasına asla izin vermezler” dedi.
Guantanamo üssünün bulunduğu adanın Küba toprağı olduğunu, ABD’nin burayı kiraladığını belirten Simpson, Guantanamo üssündekilerin savaş esiri olduklarını, askeri makamlarca oraya getirildiklerini, bu konuda davalar açıldığını ve ABD’nin çok ünlü hukuk firmalarının bu davalara katıldıklarını ancak mahkemelerin ne karar vereceğinin henüz bilinmediğini sözlerine ekledi.
Doğu Azerbaycan ve Erdebil Vilayetleri Barosu Başkanı Muhammed Rıza Muctehidi de, dünyada totaliter rejimlerin giderek azaldığını, bireysel özgürlükler olmadan adaletin hiçbir işe yaramayacağını, özgür olmayan bireylerin oluşturduğu toplumun da özgür olamayacağını bildirdi.
İnsan haklarının güvence altına alınması için iç hukukla uluslararası hukukun örtüşmesi gerektiğini hatırlatan Moctehidi, insan haklarının hiç kimsenin armağanı olmadığını, insanın özünde bulunduğunu, insan haklarının ancak özgürlük ve güvenlik ortamında korunabileceğini anlattı.
Panelin öğleden sonraki bölümünde özgürlük ve güvenlik kavramı ceza hukuku açısından ele alındı.
İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Doç Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu’nun yönettiği oturuma konuşmacı olarak İstanbul Üniversitesi Hukuku Fakültesinden Prof. Dr. Füsun Sokullu Akıncı, Kültür Üniversitesi hukuk Fakültesinden Prof. Dr. Bahri Öztürk, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Prof. Dr. Timur Demirtaş ile Barselona Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve FBE Kadın Avukatlar Komisyonu Başkanı Maria Del Mar Espar katıldı.
Bu oturumda İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Doç. Dr. Adem Sözüer ve Dr. Barış Erman tartışmacı olarak yer aldı.


