Yeni Bir Anayasa Mı? Yeni Bir Dayatma Mı?
İstanbul Barosunun 132. Kuruluş Yıldönümü ve 5 Nisan Avukatlar gününü kutlama etkinlikleri çerçevesinde 9 Nisan 2010 Cuma günü saat 10.30’da Orhan Apaydın Konferans Salonunda düzenlenen panelde, “Yeni Bir Anayasa Mı? Yeni Bir Dayatma Mı?” konusu tartışıldı.

İstanbul Barosunun 132. Kuruluş Yıldönümü ve 5 Nisan Avukatlar gününü kutlama etkinlikleri çerçevesinde 9 Nisan 2010 Cuma günü saat 10.30’da Orhan Apaydın Konferans Salonunda düzenlenen panelde, “Yeni Bir Anayasa Mı? Yeni Bir Dayatma Mı?” konusu tartışıldı.
Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, bir yönetim biçimini değerli kılan ve Demokratik yapan en önemli unsurların "Yargı Bağımsızlığı", "Hukukun Üstünlüğü" ve "Hukuk Devleti " ilkesi olduğunu, ancak TBMM'ye sunulan anayasa değişikliği önerisi ile kuvvetler ayrılığı sisteminden kuvvetler birliği sistemine geçilmesi ve bütün erklerin siyasi iktidarda toplanmasının amaçlandığını söyledi.
Hukuk Devleti ilkesinin Kuvvetler ayrılığı sisteminde yargının bağımsız olması ve yürütme ve yasama organlarının yasa ve anayasaya karşı eylem ve işlemlerini denetlemesi ile olanaklı bulunduğunu belirten Aydın, “Bu yüzden Türkiye'de yargı bağımsızlığını daha da güçlendirmek yönünde öncelikli ve zorunlu olarak yapılması gereken köklü reformlara gereksinim varken, siyasal iktidarın Yargıyı tam bir kuşatma altına almak, memur bir kurum yaratmak istemesi ve Anayasa Değişiklik önerisinde salt Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Anayasa Mahkemesi gibi yargının üst kurumlarında yapısal değişikliği öneren tasfiyeye yönelik hükümler getirmesi demokrasi tarihimiz ve hukukun üstünlüğü ilkesi açısından kaygı verici durum yaratmıştır” dedi.
Muammer Aydın, bu yüzden katılımcı ve çoğulcu bir süreç içinde gelişmeyen, temel bir uzlaşmaya dayanmayan ve bu nedenle milli iradeyi yansıtmayan bir anayasa değişikliğinin ve bunun bütün olarak halkoylamasına sunulmasının, özünde yöntem olarak 12 Eylül Anayasasının hazırlanma ve kabul süreci felsefesinden hiçbir farkı bulunmadığını söyledi.
Girişilen Anayasa değişikliği çabası sonucunda gidilecek referandumda maddelerin tek tek oylanması yerine paket halinde oylanmasının da hukukla ve demokrasi kültürüyle bağdaşmadığını belirten Aydın, demokrasilerde referandumların sakıncalı sonuçlar da doğurabildiğine, temel hak ve özgürlüklerin bile referandumla ortadan kaldırılabildiğine dikkat çekti.
Toplumsal mutabakat metni olan anayasaların uzlaşı içinde ortak akılla yapılması gerektiğinin altını çizen Muammer Aydın, daha önce yapılan anayasa değişikliklerinin bu yöntemle yapıldığını hatırlattı.
Bu siyasi iktidar zamanında yapılan 2007 yılı anayasa değişikliklerinin uzlaşma gerçekleştirmeden yapılan düzenlemelerin uygulanması ve yorumlanmasında sorunlar ortaya çıkardığını belirten Aydın, “Örneğin Cumhurbaşkanının görev süresinin bu yeni düzenlemeyle 5 yıl olduğu bilindiği halde 7 yılmış gibi gösterilmeye çalışılması da uzlaşma sağlanmadan Anayasa üzerinde oynamanın sakıncalarını ortaya koymaya yeter bir kanıttır” dedi.
Siyasi iktidarın, adına yargı reformu dediği bir çalışmaya zemin hazırlamak için Anayasayı, asıl olarak da Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Yargıtay ve Danıştay'ı boyunduruğu altına alabilmek için kendi anlayışına uygun olarak değiştirme çabası içine girdiğini hatırlatan Muammer Aydın, siyasi iktidarın demokratik bir anayasa yapmak gibi bir kaygısı ve anlayışının bulunmadığını, getirilen teklifte Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın yapısının hedef alındığını, ancak YÖK gibi yıllardır konumu tartışılan ve karşı oldukları bir kurumun yapısına ise dokunulmadığını, çünkü buraların artık kendi yandaşlarının eline geçtiğini ve kendi anlayışlarına göre yönetildiğini kaydetti.
Bugüne kadar yapılanların bundan sonra da ne yapılacağını açıkça gösterdiğine işaret eden Aydın konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bu durum yapılmak isteneni açıkça göstermektedir ve bu nedenle de değişiklik teklifinde yer alan maddeleri tek tek eleştirmenin gerekli olmadığını düşünüyorum. Ancak değişiklik tekliflerinin türbanı kamuya sokma, yargıyı ele geçirme, yasama yürütme yargı üçlüsünün ayrı çalışmasına son verme ve nihayet siyasi iradeye ve Cumhurbaşkanına sınırsız yetkiler vererek Yürütme'nin konumunu otoriter biçimde güçlendirmeye yönelik düzenlemeler olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Bu nedenle getirilen değişiklikler açıkça bir dayatmadır ve kabul edilemez”.
Paneli, İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek yönetti. Özbek yaptığı kısa sunuş konuşmasında 1876’dan buyana 134 yıllık bir anayasa kültürümüzün bulunduğunu, anayasa konusunda yapılan çalışmaların bu kültürden esinlendiğini, ancak son getirilen değişiklik önerileri için bunu söylemenin mümkün olmadığını söyledi.
Bahçeşehir Üniversitesi Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum, son anayasa değişikliklerinin hiç kuşkusuz bir dayatma olduğunu söyledi.
Anayasaların ve bu anayasalarda yapılacak değişiklikler için referansın evrensel nitelikli kurumlar ve belgeler olduğunu belirten Batum, cumhuriyetin hukukuna karşı olan bir zihniyetin “elitlerin hukukunu kırmak” iddiasıyla Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın yapısının değiştirilmesi ve parti kapatmalarının zorlaştırılması önerisini bilgisizce savunduklarını söyledi.
Bunun bir paradigma haline geldiğini, mutlaka etkisiz duruma getirilmesi ve bu alanda çalışılması gerektiğini kaydeden Batum, “Eğer bu yapılmazsa çatı çöker ve hepimiz altında kalırız” dedi.
Avrupa Birliği İlerleme Raporlarının, Venedik Komisyonu ölçütlerinin iyi okunmadığını, iyi anlatılmadığını hatırlatan Batum, özensiz çalışmalarla ancak özensiz bir anayasa değişikliği gerçekleştirilebileceğini, özellikle parti kapatma maddesinin anayasaya aykırı olduğunu kaydederek aykırılığın ayrıntıları üzerinde durdu.
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu, anayasa değişiklikleri konusunda bir panel düzenleyen İstanbul Barosunun tarihi bir sorumluluğu yerine getirdiğini söyledi.
1991 yılında düşük barajla seçimlere gidilirken toplumda yeni bir anayasa talebinin bulunduğunu, oluşan meclisin Türkiye’nin tamamını temsil ettiğini, ancak bu fırsatın iyi kullanılmadığını belirten Yüzbaşıoğlu, o dönemde uzlaşıyla yapılan 15 madde değişikliği ile demokrasinin önünün açıldığını vurguladı.
2001 yılında yine anayasada uzlaşıyla çok önemli değişikliklerin yapıldığını anlatan Yüzbaşıoğlu, bu dönemde yapılan 34 madde değişikliğiyle de özgürlüklerin önünün açıldığını bildirdi.
Hiçbir siyasi iktidarın yargı reformu yapmakta istekli olmadığını, bu nedenle yargıya yatırım da yapmadığını, çünkü gücü elinde bulunduranların denetimden hoşlanmadıklarını belirten Yüzbaşıoğlu, “Hukuk devletinin amacı denetimsiz bir alan bırakmamaktır. Denetimsizlik keyfilik yaratır. Montesquieu, “gücü elinde bulunduranlar kötülüğe meyleder, bu insan zaafıdır” der. Bundan ders almak lazım” dedi.
Konuşmasının sonunda bir öneride bulunan Yüzbaşıoğlu şunları söyledi: “Yeni bir anayasa için 1924 anayasasının yöntemini benimseyelim. Seçim barajını %5’e düşürelim. Seçimlere giderken yeni seçilecek meclisin kurucu meclis yetkisiyle donanacağını belirtelim. Seçimlerden sonra oluşacak mecliste görüşülmek üzere toplumun ilgili katmanlarından Yeni Anayasa ile ilgili görüşler isteyelim. Bunları mecliste güçler oranında oluşturulacak bir komisyona teslim edelim. Komisyon bu dokümanlardan yararlanarak bir taslak hazırlasın. Taslağı her yönüyle her ortamda tartışalım. Taslağı ortaya çıkan görüşler çerçevesinde Komisyon yeniden gözden geçirsin ve Komisyon yeni dokümanı bir teklif haline getirsin. Daha sonra Genel Kurulda görüşülsün ve kanunlaştıktan sonra halkoyuna sunulsun. Kabul edilirse artık anayasa tartışmalarına son verilsin”.
YARSAV Önceki Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, 12 Eylül Anayasasını değiştirmek isteyen siyasi iktidarın 12 Eylül enstrümanlarını kullandığını söyledi.
Anayasa ve yargıya biçim verme çabasına girildiğini, iki yargı kurumu olan Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın hedefte olduğunu belirten Eminağaoğlu, darbe dönemlerinde olduğu gibi, bugünkü siyasal iktidarın da dikensiz gül bahçesi yaratma peşinde olduğunu bildirdi.
Değişiklikler gerçekleşirse eski düzeni arar hale geleceğimizin altını çizen Eminağaoğlu, özelikle HSYK değişiklikleri üzerinde ayrıntılı olarak durdu ve Adalet Bakanının bu kurulda tek seçici konumuna getirildiğini anlattı. Öneride HSYK’nın bugünkü yapısına ilişkin eleştirilerin ortadan kaldırılmadığını, başka bir dil kullanılarak düzenin aynen sürdürüldüğünü belirten Eminağaoğlu, tamamen özerk bir yapıya sahip olması gereken Türkiye Adalet Akademisinin ise Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesinden daha bağımlı hale getirildiğini kaydederek geçici maddelerle getirilen hükümleri de eleştirdi.
Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Sağlam, Anayasaların amacının siyasal iktidarları sınırlamak ve özgürlükleri güvence altına almak olduğunu, bunu da hukuk devletinin sağladığını söyledi.
Siyasal iktidarların anayasayı ve bunun getirdiği sınırlamaları içine sindirmesi gerektiğini belirten Sağlam, “Aksi halde düzenle kavga kaçınılmazdır. Bunun topluma bir faydası yoktur” dedi.
Adalet Bakanının HSYK’nın başında bulunmasını da eleştiren Sağlam, bir kişinin kurulu kilitleyebildiğini, çalışamaz hale getirebildiğini, anayasada bulunmayan bir veto hakkını kullandığını, bunun da görevi kötüye kullanmak anlamını taşıdığını vurguladı.
Siyasal iktidarın sağlıksız bir demokrasi anlayışına sahip olduğunun altını çizen Sağlam, gücü kullanmanın çok önemli olduğunu, denetimsiz bir gücün neler yapabileceğini tasavvur etmenin güç bulunduğunu belirterek siyasal iktidarın bu gücünü yargının frenlediğini, güç odaklarınca yargının bu nedenle engel görüldüğünü anlattı.
Anayasa değişiklik önerilerinin Venedik Komisyonu ölçütlerine ve AB izleme heyetinin dört raporunda belirttiği önerilere taban tabana zıt olduğunu belirten Sağlam, değişiklik önerilerini “şark kurnazlığı” olarak niteledi ve “hap” gibi sunulan bu değişikliklerin Anayasa mahkemesinden döneceği inancında bulunduğunu sözlerine ekledi.
Panelde daha sonra soru-yanıt bölümüne geçildi. Panelin sonunda İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın konuşmacılara birer plaket sundu.


