Yeni Anayasa Yapımında Yaşanmışlıklara Bakmak Gerekir
İstanbul Barosu Cumhuriyet Hukuku ve Kültürü Merkezi (CUMER) ve Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından düzenlenen Sempozyumda “Anayasa ve Siyasi Partiler” konusu ele alındı. Sempozyum, 22 Mart 2009 Pazar günü saat 10.00 – 17.00 arasında Galatasaray Üniversitesi Aydın Doğan Salonunda yapıldı.

İstanbul Barosu Cumhuriyet Hukuku ve Kültürü Merkezi (CUMER) ve Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından düzenlenen Sempozyumda “Anayasa ve Siyasi Partiler” konusu ele alındı. Sempozyum, 22 Mart 2009 Pazar günü saat 10.00 – 17.00 arasında Galatasaray Üniversitesi Aydın Doğan Salonunda yapıldı.
İki oturum halinde gerçekleştirilen Sempozyumun açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu
Başkanı Av. Muammer Aydın, bir ülkede seçim sonuçlarının halkın hangi siyasi görüşlere itibar ettiğini sayısal olarak belirlemiş olsa da, “anayasa yapma tekniği” açısından “siyasal” olarak belirleyici olmadığını söyledi.
82 Anayasasının yapılan onca değişikliğe rağmen istenen çağdaş anayasa düzeyine erişemediğini, sürekli tartışıldığını ve yeni anayasa yapımından söz edildiğini hatırlatan Aydın, Anayasa değişikliklerinin geniş bir uzlaşmayla gerçekleştirilmesi ve bilim adamları ve uzmanlarca üzerinde çalışılan taslaklardan yararlanılmasını istedi.
Anayasa değişikliklerinde özellikle sivil toplum kuruluşları ile demokratik kitle örgütleri, üniversiteler, yargı kurumları ve baroların görüşlerine önem verilmesi gerektiğini vurgulayan Muammer Aydın, “Atatürk ilke ve devrimleri, laiklik ve türban konuları ile birlikte Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), Anayasa Mahkemesi’ne üye seçimi ve yüksek mahkemenin Yüce Divan sıfatıyla yaptığı yargılamalar konusundaki tartışmaların öne çıkması, yargı bağımsızlığı ve etkin yargı denetimini kısıtlayıcı bazı değişikliklerin yapılacağı haberleri bizi kaygılandırmaktadır” dedi.
Açılışta konuşan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Hüseyin Özbek, hukuka endeksli İstanbul Barosunun çağdaş hukukun temel ilkelerini savunduğunu, Baro bünyesinde bulunan merkez ve komisyonların bu anlayışla çalışmalar yaptıklarını bildirdi.
1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin bir değerler sistemi olduğunu belirten Özbek, bu sistemin değiştirilmek istendiğini, Atlantik ötesi telkinlerle laik düzen yerine cemaat düzeni oluşturulmaya çalışıldığını, bu çalışmalara kendilerine “liberal” sıfatını uygun gören aydınların destek verdiklerini vurguladı.
CUMER Başkan yardımcısı Av. Vecihe Tunca da yaptığı konuşmada, Sempozyumda ele alınacak konuların yasa maddelerine ilişkin bilgi verdi.
Sempozyumun ilk oturumunda “Anayasa Hukuku Çerçevesinde Siyasi Partiler” konusu ele alındı. İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın’ın yönettiği bu oturumda Ankara Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mümtaz Soysal, geçmişten günümüze Türkiye’de yaşanan Anayasa çalışmalarını anlattı.
Yerel seçimlerden sonra yeni anayasa değişikliklerin gündeme getirileceğine ilişkin duyumlar bulunduğunu, yapılması tasarlanan değişikliklerin sistemin temelini değiştirmeye yönelikse buna karşı çıkmak gerektiğini belirten Soysal, yeni bir anayasa yapılacaksa bunun ancak Kurucu Meclis tarafından yapılabileceğini bildirdi.
Anayasada yargı bağımsızlığının mutlaka sağlanması gerektiğinin altını çizen Soysal, “Devrimlerini ve kalkınmasını tamamlayamamış bir ülkede yaşıyoruz. Akılcılığa ihtiyacımız var. Anayasamıza bağımsız kurumları koymaktan korkmamamız gerekir” dedi.
Maltepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Sağlam da konuşmasında, anayasa ve yasalardaki siyasi partilere ilişkin düzenlemeleri anlattı ve bu düzenlemeleri yabancı ülke mevzuatıyla karşılaştırdı.
Siyasal partilere bazı ayrıcalıkların tanındığını, siyasal partilere bu ayrıcalıkların çoğulcu demokrasinin taşıyıcıları oldukları için verildiğini anlatan Sağlam, partilerin bu ayrıcalıklara aykırı davrandıkları zaman kapatma cezasıyla karşı karşıya kaldıklarını belirtti.
Mücadeleci demokrasi anlayışının bir gereği olarak kişi hak ve özgürlükleri açısından yaşanan bazı sapmaları önlemek için uluslararası belgelere bazı yasaklar konulduğunu kaydeden Sağlam, demokrasiyi benimsemiş her ülkenin mevzuatında parti kapatma konusunun bulunduğuna işaret ederek, Anayasa Mahkemesi’nin son kapatma kararını yorumladı ve kararın çelişkili olduğunu vurguladı.
Sağlam, “Anayasa Mahkemesinin 11 üyesinden 10’u AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğunu kabul etmiş, 1 üye hayır demiştir. Buna rağmen söz konusu partinin bu karardan ders aldığına dair bir işaret görmüyorum. Bu tutumunu sürdürmesini “sivil darbe” olarak nitelemek mümkündür” dedi.
“Ceza Hukuku Çerçevesinde Siyasi Partiler” konusunun ele alındığı ikinci oturumu TBMM Önceki Başkanlarından Av. Hüsamettin Cindoruk yönetti. Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu konuşmasında, Anayasa ve yasalarda belirtilen düzenlemelerin dışına çıkan partiler için gündeme Anayasa hükmünün geleceğini, böyle bir eylemin ceza hukukunu gerektirmeyeceğini söyledi.
Anayasa Mahkemesi’nin Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kapatılmasına ilişkin kararının yanlış oylandığını belirten Kanadoğlu, önce laiklik karşıtı eylemlerin odağı olup olmadığı, ikinci olarak odak olma kapatma eylemine uyuyor mu uymuyor mu, üçüncü olarak da devlet yardımından ne miktar yaptırım uygulanmalı biçiminde oylanması gerektiğini vurguladı.
Oylamanın böyle yapılmadığını, azınlık oyunun çoğunluk oyu haline getirildiğini savunan Kanadoğlu, “Çağdaş hiçbir ülkede böyle bir karar göremezsiniz. 11 üyeden 10’unun oyu partinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğunu kabul etmişken kapatma kararının 3/5’le alınamaması 6 üyeyi karşı oy yazısı yazmak zorunda bırakmıştır, oysa doğrusu 4 üyenin karşı oy yazmasıydı” dedi.
Türkiye Cumhuriyeti gerçek bir hukuk devleti ise Cumhuriyetin temel ilkelerine aykırı davranan siyasi partinin kapatılacağını, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymamanın da suç oluşturduğunu belirten Kanadoğlu, bu suçu işleyen bir parti hakkında Anayasa Mahkemesine dava açtığını, ancak 6,5 yıldır bu davanın ele alınmadığını bildirdi.
Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi ve İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ümit Kocasakal da siyasal partilerin demokrasinin vazgeçilmez unsuru oldukları görüşüne katılmadığını, hukukun içinde kaldıkları sürece vazgeçilmez olabileceklerini, kuvvetler ayrılığı anlayışına da piramidal baktığını, düzlem olarak bakmaya karşı olduğunu söyledi.
“%47 ya da %90 oyla iktidara gelen bir siyasi parti Anayasayı istediği gibi değiştirecekse o zaman Anayasa Mahkemesine ne ihtiyaç var” diye soran Kocasakal, Türkiye’de bir yasama fetişizminin yaşandığını, bundan vazgeçmek gerektiğini kaydetti.
Anayasa Mahkemesinde görülen kapatma davası ile “google davası” diye alay edildiğini, bir partinin laikliğe karşı odak olduğunun o partinin eylem ve söylemleriyle belirlenebileceğini anlatan Kocasakal, son kararla AKP’nin Yüksek Mahkemeden bir sarı kart gördüğünü, ikinci kartın Kırmızı olacağını, devamı halinde ise saha olayları nedeniyle maçın tatil edilebileceğini söyledi.
Siyasi iktidarın Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmeyi amaçladığını hatırlatan Kocasakal, Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan olarak görev yapmasını uygun bulmadığını, Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun bu görevi üstlenebileceğini, Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmek isteyenlerin gelecek için kendilerine yeni bir mahkeme yapısı oluşturmaya çalıştıklarını sözlerine ekledi.
Ankara Barosundan Av. Mehmet Cengiz ise siyasal partilerin yönetim ve karar organlarında yer alan görevlilerin söz ve eylemlerinin partiyi bağlayacağını, millete ve devlete karşı suç işleyen partilerin Anayasa Mahkemesi’nce kapatılacağını, suç işleyen yöneticilerin de cezalandırılacağını söyledi.
Cengiz, siyasal partilerde suç işleyen kişilerin parti kapatıldıktan sonra yargılandıklarını belirtti ve geçmiş uygulamalar hakkında değerlendirmeler yaptı.
Sempozyumun oturumlarından sonra İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, konuşmacılara teşekkür ederek birer plaket sundu.


