Yaşam Ve Sağlık Hakkı İhlalleri Tazminat Hukukunun En Duyarlı Alanıdır
İstanbul Barosu Sağlık Hukuku Komisyonunca düzenlenen panelde “Borçlar Kanunu Tasarısının Tazminat Hukuku ve Malpraktis Davalarına Etkileri” konusu tartışıldı. Panel 27 Mayıs 2009 Çarşamba günü saat 18.30 – 21.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı

İstanbul Barosu Sağlık Hukuku Komisyonunca düzenlenen panelde “Borçlar Kanunu Tasarısının Tazminat Hukuku ve Malpraktis Davalarına Etkileri” konusu tartışıldı. Panel 27 Mayıs 2009 Çarşamba günü saat 18.30 – 21.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.
Panelin sunuş konuşmasını yapan Sağlık Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Sunay Akyıldız, Borçlar Kanunu Tasarısı görüşülürken tazminat konusunda duyulan endişenin kötü tıbbi uygulamalar sonucu hayatını kaybeden, ya da organ kaybına uğrayan hasta ya da hasta yakınlarının açacakları dava sayısını azaltmayacağını söyledi.
Söz konusu davaların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar uzandığını, ne yazık ki burada da ülkemiz açısından olumsuz kararlarla karşılaşıldığını belirten Akyıldız, kötü tıbbı uygulamalar sonucunda ödenmesi gereken tazminatların caydırıcı ve ekonomik olarak da güncel olmasının adalete ve kamu vicdanına göre de uygun olacağını savundu.
Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, tıbbi uygulamalarda bir kişi kusurlu hareketi sonucunda başka bir kişiye zarar vermişse, toplum vicdanını rahatlatmak ve zarar görenin maddi ve manevi tüm zararlarını karşılamak amacıyla tazminat ödemesi ve bu suretle zararı tazmin etmesi gerektiğini söyledi.
Uygulamaya bakıldığında duyarlılıkla bağdaşmayan önemli sorunların bulunduğunu, öncelikle yaşam hakkı ihlali sonucu meydana gelen zararların can zararı değil de mal zararı olarak değerlendirildiğini belirten Aydın şöyle dedi:
“Hepimizin bildiği gibi ve fiili örneklerinde de görüldüğü gibi burada ölçüt, yine kişilerin malvarlıkları ve kazanç düzeyleridir. Kuşkusuz önümüze gelen somut olayda tüm bunların dikkate alınması gereklidir ama yeterli değildir. Yargıtay içtihatlarında ve sağlıklı yaşam hakkı hususunda verilen kararlarda, tazminatın daha çok yaşam hakkına ve insan yaşamına yakışır şekilde olması amaçlansa da, sonuçta uygulamalarda, genel olarak toplumsal ve ekonomik durumlara uygunluk adı altında ortaya çıkan tazminat hesapları şüphesiz ki adil olmaktan ve zararı gerçek anlamda gidermekten uzaktır”.
Özellikle küçük yaşta ölen çocuklar için açılan davalarla iş kazaları nedeniyle açılan davalardaki tazminat hesaplamalarının yetersizliğine işaret eden Aydın, vatandaşların ve avukatların yıllarca adliye koridorlarında, adaletin tecellisi için mücadele verdiklerini, ancak tazminat hukukumuzdaki eksiklikler ya da yetersizlikler nedeniyle ulaşılan sonucun hasta ya da hasta yakınlarını tatmin etmediğini ve rahatlatmadığını bildirdi.
Bu bağlamda, özellikle yurtdışı örneklerle karşılaştırıldığında ülkemizde "insan hayatı; değersiz ve insanın sağlıklı yaşama hakkı güzel ve ütopik bir söylem" olarak kaldığının altını çizen Muammer Aydın, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Sözleşme ve haksız fiil sorumluluğu temeline dayanan tazminat hukukumuz, yeni bir Borçlar Kanunu ile çağın gereklerine uygun olarak revize edilerek, kusur sorumluluğunun yetersiz kaldığı noktalarda; hakkaniyet sorumluluğu, özen sorumluluğu ve tehlike sorumluluğu ve denkleştirme v.b.yeni kavramlarla güçlendirilmeye çalışılmaktadır”.
Başkan Aydın’ın konuşmasından sonra panel oturumuna geçildi.
Prof. Dr. Haluk Burcuoğlu’nun yönettiği panelde, Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Cevdet Yavuz, Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Pervin Somer, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nesime Yaycı konuya ilişkin açıklamalarda bulundular.


