Yargının Sorunları Artık Ülke Sorunları Haline Geldi
İstanbul Barosunun 132. Kuruluş Yıldönümü ve 5 Nisan Avukatlar gününü kutlama etkinlikleri çerçevesinde 7 Nisan 2010 Çarşamba günü Orhan Apaydın Konferans Salonunda düzenlenen Açık Oturum’da “Dördüncü Yılında CMK Uygulamaları” gözden geçirildi.

İstanbul Barosunun 132. Kuruluş Yıldönümü ve 5 Nisan Avukatlar gününü kutlama etkinlikleri çerçevesinde 7 Nisan 2010 Çarşamba günü Orhan Apaydın Konferans Salonunda düzenlenen Açık Oturum’da “Dördüncü Yılında CMK Uygulamaları” gözden geçirildi.
Açıt Oturum’un açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, CMK yasasında değişiklik yapılmadan önce Türkiye’de işkence ve kötü muamelenin büyük oranda azaldığını, ancak değişiklikten sonra işkence ve kötü muamele söylemlerinin arttığını belirterek şöyle dedi: “Geçmişin ve bugünün güncel problemi, makul şüphe olmaksızın koruma tedbirlerine başvurulması suretiyle kişi hak ve hürriyetlerin ikincil plana atılması, uzun tutuklama süreçleri, makulü aşan sürelerde yargılanmalar, açılan dava sayısındaki yüksek oran buna karşın beraat oranlarının yüksekliği, savunma hakkının kısıtlanması, masumiyet karinesinin hiçe sayılması bir çırpıda akla gelen ceza yargılaması sorunlarıdır”.
Bunların yanında, güvenlik ve özgürlük tartışmalarını dahi bir kenara iten, tüm toplumu potansiyel suçlu görüp iletişimlerinin denetlenmesini ve korku imparatorluğu yaratmasını saymadığını belirten Aydın, ceza mevzuatı iyi olsa bile, asıl olanın iyi uygulayıcıların elinde iyi uygulanması gerektiğini, önemli olanın kanun devleti değil, hukuk devleti olabilmek olduğunu söyledi.
Hukuk devletinin kanun devletinden çok farklı bir kavram olduğunu, sadece yasayı uygulamanın da hukuk devleti olmak için yeterli olmadığını vurgulayan Muammer Aydın, “Çünkü Ulusal ve ulusalüstü tüm mevzuatın, hukukun evrensel prensiplerinin uygulanması halinde hukuk devletisiniz. Vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini asıl görüyorsanız hukuk devletisinizdir. Hukuk devleti olmanın ölçüsü de konulmuştur. Eğer devlet vatandaşına her an gözaltına alınabileceği, sorgulanabileceği, evinde arama yapılabileceği, telefonunun dinlenebileceği, teknik cihazlarla takip edileceği korku ve endişesi yaşatıyorsa, hukuk devleti değilsiniz, olmayı da becerememişsiniz demektir. Diğer deyişle hukuku toplumda egemen ve üstün kılmamışsınız demektir. Halka özgür ve onurlu bir ortamda yaşam sunamamışsınız demektir. Bu bir anlayış ve zihniyet meselesidir” dedi.
Konuşmasında ölçülülük ilkesi ve suçsuzluk karinesi hakkındaki görüşlerini de açıklayan Aydın, ölçülülük ilkesine temel hakların kısıtlanmasında pek önem verilmediğini, bunun anayasal bir kural ve zorunluluk olduğunu, ifadeye çağrılacak kişi yakalanarak getirtilirse, adli kontrol gibi insancıl bir tedbirle kişinin kaçması ve delilleri karartmasının önüne geçilebileceği düşünülmeden doğrudan kişiler suçun niteliğine bakılarak tutuklanırsa, ölçülülük ilkesinden bahsedilemeyeceğini bildirdi.
Muammer Aydın, doğrudan hakların kısıtlanması yoluna gidilmesinin bizi önce infaz, sonra soruşturma ve yargılama gibi arzu edilmeyen bir sonuca götürebileceğini, bu uygulamayla ‘peşin ceza veresiye yargılama’ anlayışının yerleşmiş olacağını belirtti.
Aydın, “Hukukun böylesine hoyratça kullanılarak özgürlüklerin kısıtlanmasının, acı ve ıstırap duyulmasına, aile ve iş yaşamlarının dağılmasına, sağlığın bozulmasına, hatta intiharların artmasına yol açacaktır. Bu durumda toplumun hukuka olan güvensizliğinin tamiri nasıl mümkün olacaktır? Diye sordu.
Daha sonra Açık Oturuma geçildi. İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın’ın yönettiği sabah oturumunda ilk sözü Yargıtay 8. Dairesi Üyesi Hamdi Yaver Aktan söz aldı. Aktan genel bir değerlendirmeden sonra medyanın yargı sorunlarına ilişkin yaptığı yayınları ironik bir anlatımla eleştirdi.
Arama, dinleme kararları, önleme dinlemesi ve önleme göz altıları konusunda medyada yanlış bilgilerin yer aldığını, üstelik medyada konuşan hukukçuların da bu yanlışlıklara katıldığını belirten Aktan, ne yazık ki delil elde etme amacıyla alınan önlemlerin asıl hale geldiğini ve usul hataları yapıldığını bildirdi.
Aktan, merkezi yönetimden yerel yönetime geçildiğinin bir kanıtı olarak artık sanıkların ayağına hâkim gönderildiğini ve etkin pişmanlık alanının çok genişletildiğini ironiyle anlattı. Aktan bu arada konuştuğu konulara ilişkin Yargıtay kararlarından örnekler sundu.
İstanbul Üniversitesi SBF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersan Şen, adli kolluğun kurulması yolunda hiçbir hareket görülmediğini, CMK’da savcılara tanınan pek çok yetkinin kullanılmadığını, usulün esasa kurban edildiğini, hak ve özgürlüklere getirilen kısıtlamaların esas haline getirildiğini söyledi.
Tutuklama yetkisinin kötüye kullanıldığını, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin yargı birliğini sağlamada ciddi engel oluşturduğunu belirten Şen, “Bu özel yetkili mahkemeler ya kapatılmalı, ya da adliye mahkemelerine bağlanmalıdır. Bu mahkemeler CMK’da istedikleri maddeleri uyguluyor, işlerine gelmeyenleri uygulamıyorlar. Kendilerini çok farklı görüyorlar. Hâkimler ve savcılar ayrı kapılardan giriyor ve siyah gözlük takıyorlar” dedi.
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feridun Yenisey, yargılama yöntemini anlattığı konuşmasında yasada yer almasına rağmen uzlaşma konusunun yeterince üzerinde durulmadığını, İstinaf Mahkemeleri kurulması yasalaştığı halde henüz işletilmeye başlanmadığını bildirdi.
Tutuklamanın yasada zorlaştırıldığı halde bunun keyfi olarak kullanıldığını, gıyabi tutuklama yerine yakalama getirildiğini, bu gibi hallerde kolluğun ifade alamayacağını, ancak bunun böyle olmadığını belirten Yenisey, uygulama ile teorinin birbirine uymadığını ve aradaki makasın giderek açıldığını söyledi.
Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bahri Öztürk, CMK uygulamalarında bilgi eksikliği bulunduğunu, hâkimlerin ve savcıların uygulamaya ilişkin Yargıtay’dan bir ışık beklediklerini söyledi. İş yükünü azaltacak pek çok önlem bulunmasına rağmen bunların hiç birinin uygulanmadığını belirten Öztürk, şüphe üzerine delil olmadan dava açılamayacağını, açılan davalarda ise bazı insanların canının yandığını, bunu doğum sancısına benzettiğini bildirdi.
Dinlemelerin daha önce de yapıldığını, bunun artık yasal düzenlemeyle yerine getirildiğini ancak bazı hatalar yapıldığını belirten Öztürk, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının ciddi bir yara haline geldiğini, istinaf mahkemelerinin ise bir önce devreye girmesinin Yargıtay’ın yükünü azaltacağını sözlerine ekledi.
Sabah oturumunun son konuşmacısı Prof. Dr. Erdener Yurtcan, ceza yargılamasında normlar uygulanmadan ceza adaletinin sağlanamayacağını söyledi. Normlar konulurken siyasal iktidarların yargının bağımsız ve tarafsız olmasını istemediklerini, kendilerine uygun normların peşinde olduklarını belirten Yurtcan, örneğin 1961 Anayasasıyla getirilen yargı bağımsızlığının 1982 Anayasasıyla büyük ölçüde yok edildiğini ve yargının siyasal iktidara bağlandığını, bugünkü ve getirilmek istenen HSYK ile de yargı bağımsızlığının sağlanamayacağını bildirdi.
Yeni taslağın anayasanın 144.maddesine aykırı olduğunu belirten ve bunu bir ‘yutturmaca’ olarak niteleyen Yurtcan, normların uygulanmadığı bir yerde hukuk devletinden söz edilemeyeceğini kaydetti. İstinaf mahkemelerine karşı çıkan Yurtcan, Batı bundan kurtulmak isterken Türkiye’ye getirmenin yanlış olduğunu bildirdi.
Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının çekişmesi yüzünden adli kolluk sorununun çözülemediğine dikkat çeken Yurtcan, ceza hukukunda çapraz sorgu sisteminin bulunmadığını, bunun Anglo Sakson ve Anglo Amerikan sistemi olduğunu, yargılamada bunun yapıldığını söylemenin yanlış olduğunu söyledi.
Devlet Güvenlik Mahkemeleri gibi Özel Yetkili Mahkemelerin de anayasaya ve yargılamanın ilkelerine aykırı olduğunun altını çizen Yurtcan, hukuk devletinde bu tür mahkemelere yer olmadığını, hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılamayacağını, normların ihlaliyle oynamanın devletin şerefiyle oynamaktan farkı bulunmadığını sözlerine ekledi.
İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Turgay Demirci’nin yönettiği Açık Oturumun öğleden sonraki oturumunda konuşan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, yargı reformunun hukukçuların özgürlük alanı olduğunu, ancak bu alanla ilgili oyunlar oynandığını, yargı mensuplarının sessiz kaldığını, bu konuda tek sesi çıkanların barolar olduğunu söyledi.
Anayasa değişikliklerine değinen Feyzioğlu, aslında pek çok madde söylenmesine rağmen kendisine göre değişikliğin bir maddeden ibaret olduğunu, bunun da Anayasa Mahkemesinin yapısında yapılmak istenen değişiklik önerisi olduğunu, diğerlerinin zehir üzerine damlatılmış bir parmak bal olduğunu anlattı.
Anayasa Mahkemesinin yeni yapısıyla Anayasada yer alan ilk dört maddenin bir anlamının kalmayacağının altını çizen Feyzioğlu, o nedenle tüm yargı mensuplarının, ülkedeki tüm gerçek hukukçuların sürece aktif olarak katılmaları ve satıh müdafaası yapmaları gerektiğini ifade etti.
Prof. Dr. Erdener Yurtcan ve Yargıtay 8. Dairesi Üyesi Hamdi Yaver Aktan’ın ikinci tur konuşmalarından sonra soru-yanıt bölümüne geçildi. Daha sonra Türk Ceza Hukuku Derneği Onursal Başkanı Prof. Dr. Duygun Yarsuvat Açık Oturumun genel bir değerlendirmesini yaptı.
Oturum sonlarında İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, oturumun konuşmacılarına birer plaket sundu.


