Yargı Sorunları, Yargı Reformu, Yargının Bağımsızlığı İlkesi Ve Avukatın Bağımsızlığı
İstanbul Barosu’nun 131. Kuruluş Yıldönümü ve Avukatlar Günü etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen Açık Oturum’da “Yargı Sorunları, Yargı Reformu, Yargının Bağımsızlığı İlkesi ve Avukatın Bağımsızlığı” konusu ele alındı.

İstanbul Barosu’nun 131. Kuruluş Yıldönümü ve Avukatlar Günü etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen Açık Oturum’da “Yargı Sorunları, Yargı Reformu, Yargının Bağımsızlığı İlkesi ve Avukatın Bağımsızlığı” konusu ele alındı.
Açık Oturum, 03 Nisan 2009 Cuma günü saat 10.30 – 17.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.
Açık Oturumu İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın yönetti. Aydın, oturumu açarken yaptığı konuşmada, sınırsız güç ve yetkiyi elinde bulunduran yasama ve yürütmeyi hukuka bağlı kılan, onları hukuk içine çeken gücün tam bağımsız yargı olduğunu, bu nedenle de yargının bağımsızlığının büyük önem taşıdığını söyledi.
Aydın, yürütme ve yasama işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetleyecek kurumlar, yürütme ve yasama organları karşısında tam bir bağımsızlığa sahip değillerse, yargıdan beklenen yararlar büyük ölçüde ortadan kalkacağını, her ne şekilde olursa olsun, siyasal iktidarların etkisi altındaki bir yargının bağımsızlığından söz edilemeyeceğini bildirdi.
Türkiye’de yargı bağımsızlığından söz edilemeyeceğini belirten Muammer Aydın, Adalet Bakanlığınca hazırlanan ve Türkiye’de tartışılmadan AB yetkililerine sunulan Yargı Reformu Strateji Taslağını eleştirdi.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın Açık Oturum’da sunduğu bildiride de yargı bağımsızlığına değindi ve sorunların çözümü için şu önerilerde bulundu:
Avukatlık mesleğinin bağımsızlığını esas alan yeni bir Avukatlık Yasası’na ihtiyaç duyulduğunu, bu konuda çalışmalar yapıldığını belirten Aydın, konuya ilişkin önerilerini ise şöyle sıraladı:
1- Barolar, stajyer alma ve yetiştirme kontenjanlarını dönemler halinde genel ve yönetim kurullarında saptamalıdırlar.
2- Staj sonu sınav getirilmelidir.
3- Baro genel kurulları 4 yılda bir yapılmalıdır.
4- Avukatlara vekâlet düzenleme yetkisi verilmelidir.
5- Tüm ticari şirketlere, vakıflara, derneklere, kooperatiflere sözleşmeli avukat bulundurma zorunluluğu getirilmelidir.
6- Savunma görevi kamusal nitelik taşır. Avukatlık mesleği sıradan ticari bir iş olarak değerlendirilemez. Adalet hizmeti bir meta alış-verişi değildir. Avukatta tüccar sayılamaz. Bu nedenle belli oranda vergi bağışıklığı getirilmelidir. Avukat ücretlerinden alınan katma değer vergisi kaldırılmalıdır.
7-Savunma mesleği bazen uluslar arası niteliğe bürünür. Bu nedenle avukatlara yurt dışına çıkış kolaylığı sağlanmalıdır.
Açık Oturum
Prof. Dr. Hikmet Sami Türk
Adalet Eski Bakanlarından
Yeterli hâkim, savcı yok. Adalet hizmeti yeterli verilemiyor. Hâkim ve savcılar Adalet Akademisinde eğitilir hale geldi. Bu önemli bir başlangıçtır. Avukatların da bu akademiden yararlanmaları araştırılmalı, olmuyorsa Avukatlık Akademisi kurulmalıdır.
Sav-Savunma-Karar üçlüsünde savunma da bağımsız olmalıdır. 2001 yılında Avukatlık Yasasında yapılan değişiklikle savunma yargının kurucu unsuru haline getirilmiştir. Bu yasada yeni değişikliklere de ihtiyaç var.
UYAP sistemi henüz istenileni verememektedir. Avukatların bilgiye ulaşımında kolaylık sağlamak amacıyla kurulmuştur.
Yargıtay aşırı bir yük altındadır. Bölge Mahkemeleri kurulmalıdır. Yasası çıkarılan bu mahkemelerin 2010 yılında hizmete başlaması gerekir. Bölge İdare Mahkemeleri İstinaf Mahkemeleriyle güçlendirilmeli, Danıştay’ın yükü hafifletilmelidir.
HSYK yeniden yapılandırılabilir. Adalet Bakanı ve Müsteşar bu kurulun siyasi hesabını TBMM’de vermek için kurulda bulunmaktadırlar. Aksi halde HSYK’yı bakanlık haline getirirsiniz.
Mahkemelerin bağımsızlığı adaletin güvencesidir. Yargıyı etkileme çabaları ne yazık ki vardır. Yargı reformu zorunludur. Yargının her kararı tartışılabilir, ama yargılama aşamasında onu etkilemekten kaçınmak gerekir.
Sabih Kanadoğlu
Yargıtay Onursal Başsavcısı
Sorun hukuk devletini içselleştirme ve bu ilkeye bağlı kalma sorunudur. %90 “Evet” oyuyla kabul edilen ve bir darbe sonucu kabul edilen 1982 Anayasasında yargı dar bir çerçeve içine sokuldu. Çünkü yargı, darbe öncesi başıboşlukla suçlanıyordu. Başlangıç bölümünde organlar arasında bir üstünlüğün bulunmadığı belirtilmesine rağmen uygulamada kuvvetler ayrılığı ilkesini tam olarak anlamadığımız sergilendi. Bu yüzden hukuk devleti ilkesi de iyi anlaşılamadı. Kabul edildiğinden bu yana anayasada pek çok değişiklikler yapılmış olmasına rağmen, yargı bölümüne hiç ilişilmedi, bir iyileştirme yapılmadı. HSYK bugünkü yapısıyla yargı bağımsızlığının önünde büyük bir engel olarak durmaktadır. Bu oluşum Türkiye’de yargı bağımsızlığı için bir tehdit oluşturduğu belirtilmesine rağmen, siyasi irade bunları duymazdan geldi.
Anayasa değişikliklerinde bireysel başvuru makyajı adı altında Anayasa Mahkemesinin yapısını değiştirmeye, üyelerin seçimini siyasi organa yaptırmaya çalışıyorsunuz. Bu yargı reformu değildir. Yargı reformu bir özveri işidir.
Yargı her geçen gün geriye gitmektedir. Bölge Adliye Mahkemeleri Yasası ölü doğmuştur. Bölge Mahkemeleri uygulaması ancak bağımsız bir yargıda mümkün olabilir. Yargıda kaos yaratacak bu uygulamadan vazgeçileceğini de sanmıyorum.
UYAP Sistemiyle siyasi irade yargıyı gözetliyorsa yargı nasıl bağımsız olur? Seçimi de UYAP sistemine bağladılar. Yargı idarenin yönetiminde bir seçim yapıyorsa bu seçim demokratik değildir.
Adalet Akademisi bilimsel özerklik ister. Bu akademide bunlar yoktur. Adalet Bakanlığının etkisi altındadır. Bakanlığın bir yönetmelik değişikliği ile müfettişe disiplin soruşturması nedeniyle o hâkimin kiminle ne konuştuğunu öğrenmek isteyebilme yetkisi veriyorsa o ülkede ne yargı bağımsızlığı vardır, ne de demokrasi.
Corrado de Martini
Roma Barosu ve UIA 2010 Dönem Başkanı
Yargı bağımsızlığı ve avukatın bağımsızlığı her zaman hukukun temelidir, hukukun üstünlüğü açısından önem taşımaktadır. Taraflar tartışabilir ama toplum yargısına güvenmelidir. Yargı da birey de bağımsız olmalıdır. Bu bir imtiyaz değildir. Teorik ve pratik olarak bakıldığında bugün sorun sadece yürütme ile yargı arasında değildir. Kimse tek başına hareket edemez. Yürütme ve yargı denge içinde olmalı ve yürütme yargıyı etkilememelidir. Hukuk devletinin bağımsız avukata da gereksinimi vardır. Çünkü avukatlar insan haklarını savunurlar. Yargıçlar ve avukatlar serbestçe çalışamazlarsa bağımsız yargıdan söz etmek mümkün değildir. İki tür bağımsızlık vardır: Kurumsal ve kararsal bağımsızlık. Kurumsal bağımsızlık yürütmeye karşı bağımsızlıktır. Kararsal bağımsızlık ise hâkimin tek başına özgürce karar vermesidir. Avukatın bağımsızlığı ise hem kendine, hem de müvekkiline karşı olmalıdır.
Ömer Faruk Eminağaoğlu
YARSAV Başkanı
Yargı bağımsızlığı için AB Üyeliği bir fırsattı, ancak bu kötüye kullanıldı ve geriye doğru kullanıldı. Yargı Reformu Strateji Taslağı büyük tepkiler aldı. Şimdi sağdan soldan görüş almaya başladılar. Ama siyasi iktidar Anayasadaki yargı omurgasını değiştirmek istemiyor. Bu anlayışla yargı reformu yapmak mümkün değil. Ruanda kadar olamadık. Raunda önce yargı reformu yasasını çıkardı. Ardından yargı reformunu yapacak geniş katılımlı bir komisyon kurdu. Reformu bu komisyon yapıyor.
Ülkemizde yargı ile ilgili yasalar yürütmenin vesayeti altında yapılıyor. Gerektiğine bir yönetmelik maddesi yasa hükmü haline getiriliyor. Bugün sıkıyönetim olmadığı halde sıkıyönetim koşulları altında görev yapan bir yargı vardır, sıkıyönetim yasalarını uyguluyor.
UYAP anayasanın 141. maddesine dayanarak kuruldu. Yargıya teknolojiyi kazandırmak için belki yararlı olabilirdi. Ancak bugünkü uygulamasıyla UYAP yargı bağımsızlığını yok etmiştir. Bir hâkimin herhangi bir davayla ilgili karar taslağı bile yürütme tarafından görülebilmektedir. UYAP sistemine yüksek yargı ile Anayasa Mahkemesi de girdi. Danıştay henüz girmiş değil.
CMK gereği atanan zorunlu müdafiler ücretlerini Adalet Bakanlığı bütçesinden almaya başladılar. Oysa daha önce Adalet Bakanlığı ücret tutarını Türkiye Barolar Birliğine gönderiyor ve ödemeyi Barolar yapıyordu. Avukatlar Adalet Bakanlığı bütçesini kullanır hale getirildiler. Avukatları memurlaştırmaya mı çalışıyorlar?
Yargıtay’ın yükünü hafifletme iddiasıyla kurulacak Bölge Adliye Mahkemeleri “Yargıtay’ı etkisizleştirme, denetimi yok etme” projesidir. Yargıtay kendisine ulaşmayan hangi karar için içtihat üretecektir? Çıkarılan kötü yasalar –ki TCK 5 yılda 6 kez değişikliğe uğradı- yargıda tıkanıklık yaratmaktadır. Böyle giderse yargıya gitmek pişmanlık yaratacaktır.
Jean-Marie Burguburu
Paris Barosu Eski Başkanı
Fransa’da savcılık soruşturmayı yapan, şüpheli ya da sanık hakkında tüm olumlu ve olumsuz delilleri toplayan ve bunları hâkime sunan kurumdur. Avukat olmazsa savcı olmazsa, adalet sağlanamaz.
1789 devriminden sonra Fransa’da gerçekleştirilen Medeni Hukuk ve Ceza Hukuku pek çok ülkeye örnek olmuştur. Fransız İmparatoru Napolyon, “gelecekte savaşlarımla değil, hukuk sistemimle anılacağım” demiştir. İtalyan hukuku ile Fransız hukuku birbirine yakındır. 200 yıldır uygulanan bu hukuk sisteminde bazı yeni düzenlemeler yapılmıştır. “Biz ne iyi hukuk sistemimiz var” derken Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden bir uyarı geldi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Fransa’daki savcılık makamının bağımsız olduğuna inanmamaktadır. Bu nedenle Fransa’da bir reform süreci başlatılmıştır. Fransa’da en az beş yıl yargıçlık yaptıktan sonra savcı olunabiliyor. Gerçekleşecek reform süreci sonunda AİHM’in istediği gibi Fransa’da da savcılar bağımsız olacaklar. Sistem hala Fransa’da yoğun biçimde tartışılıyor. Bir avukat olan Cumhurbaşkanı Sarkozy çalışmaları ilgiyle izliyor. İşin içinde siyasi etkiler var. Bunlardan arındırılmaya çalışılıyor. Aslında bu siyasi etkiler her yerde var, Türkiye’de de var. Demokratik olunması için savcılık makamının bağımsız olması gerekiyor. Fransa şimdi bunu gerçekleştirmeye çalışıyor.
Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi
Sorun sadece basit bir mevzuat sorunu değildir. Örneğin Van Cumhuriyet Üniversitesi Rektörünün başına gelenler. Savcı bir iddianame hazırladı. HSYK savcıyı meslekten attı, Rektör beraat etti. Buna benzer davalar var. Örneğin 367 tartışmaları, Türban, Deniz Feneri, Ergenekon, Banka Hortumcuları, Mercümek davası, Kumkapı’da iki kadın cinayeti, Hüseyin Üzmez davası, Susurluk davası, Kuddusi Okkır olayı bütün bunlara karşıt görüş açısından bakmak gerek. Ağırlıklı bakış açısı hepsinde siyasidir. Siyaset bu kadar etkili olunca bundan hukuk zarar görüyor. Aslında adil yargılanma hakkının ihlali suçtur, ama buna kim uyuyor? Yargı bağımsızlığı siyasi bir konudur ve kavramların içini iyi dolduramadığımız için de kavga çıkıyor. Kavga ideolojik olunca o zaman da hukuk havada kalıyor.
Günümüzde duruşma yerinin dışında duruşmalar yapılıyor. Televizyon ekranlarında mahkemeler kuruluyor. Gizli ifadeler ortalıkta dolaşıyor. 2000’li yıllara geldik hala rejim sorunları yaşıyoruz. Biz korkularımızı üzerimizden atamazsak, sorunlarımızı çözemezsek yaptığımız hukuk analizlerinin bir değeri kalmıyor.
Yargının, yargıç kararıyla dinlenmesi çelişkidir. Kabul edilemez. Bir başka çelişki de yargılanma konusunda. Başta milletvekilleri olmak üzere, bürokratın, askerin, öğretim üyesinin, avukatın ve buna benzer pek çok mesleğin kısmen de olsa dokunulmazlığı var. Türkiye’de doğrudan yargılanan sadece vatandaştır. Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığıyla bağdaşmayan çelişkilerin hukuk sistemimizden temizlenmesi gerekir.


