Yargı Reformu Stratejisi Ve Eylem Planı
İstanbul Barosu Hukuka Aykırılıkları İzleme Yargı Sorunları ve Yargı Reformu Komisyonu’nca düzenlenen “Yargı Reformu Stratejisi ve Eyleme Planı” konulu panel 20 Şubat 2010 Cumartesi günü saat 10.00 – 18.30 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonu’nda yapıldı.

İstanbul Barosu Hukuka Aykırılıkları İzleme Yargı Sorunları ve Yargı Reformu Komisyonu’nca düzenlenen “Yargı Reformu Stratejisi ve Eyleme Planı” konulu panel 20 Şubat 2010 Cumartesi günü saat 10.00 – 18.30 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonu’nda yapıldı.
Sunumunu İstanbul Barosu Hukuka Aykırılıkları İzleme Yargı Sorunları ve Yargı Reformu Komisyon Başkanı Av. Nezire Selçuk’un gerçekleştirdiği panelin açılış konuşmasını İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın yaptı.
Uzun yıllar sürekli ihmale uğrayan, herkesin ortak bir beklentisi olan ve artık yapılması zorunlu hale gelen yargı reformu üzerine siyasi iktidarın gölgesinin düştüğünü belirten Muammer Aydın, “Yargı reformu birileri tarafından bizim anladığımız gibi anlaşılmıyor. Çeşitli baskı ve sindirmelerle bu işi zoraki bir noktaya, ‘artık bunu yapalım, yapmak zorundayız’ noktasına bilinçli bir çaba sonucunda getirdiler” dedi.
Biri Amerikalı biri Alman iki profesörün AB adına hazırladıkları raporda iktidarın yargıya ilişkin politik sürecinin açıkça anlatıldığını, söz konusu raporda yaşananların teker teker öngörüldüğünü kaydeden Aydın, Adalet Bakanlığının hazırladığı, Türkiye’den önce yabancıların görüşüne sunduğu Yargı Reformu Strateji Taslağı ve Eylem Planı ile siyasal iktidarın kendi yargısını oluşturma çabasına girdiğini hatırlattı.
Aydın, Taslaktan da anlaşılacağı üzere istenilenin bu ülkenin ihtiyacı olan gerçek bir yargı reformu olmadığını, yasamayı ve yürütmeyi kendi etkisi altına almayı başaran bir siyasal partinin Avrupa Birliği olanaklarını da kullanarak yargıyı ele geçirme manevraları yaptığını söyledi.
Devletin önemli kurumlarını ele geçiren siyasal iktidarın uygulamalarının cemaatlerle cumhuriyetçiler arasında örtülü bir savaşa dönüştüğünü belirten Aydın, bu çerçevede karşılarında en büyük engel gördükleri yargıyı, yürütme adına Adalet Bakanı’nın tek başına karşısına alabilme cesaretini gösterebildiğini bildirdi.
Artık yargı reformu söz konusu olduğunda yürütme tarafından yargı reformu yapma zamanının geldiğinin seslendirildiğini ifade eden Muammer Aydın, konuşmasını şöyle tamamladı: “Bu işlerin bilinçli olarak bu noktaya getirildiğini görmezden gelemiyoruz. İnanmak istemiyoruz ama gerçek de bu. Yıllardan beri bu ülkede bir yargı reformu isteniyorsa, yargının içindeki sesler de bunu dillendiriyorsa, bunları yapmayıp da ‘benim istediğim gibi olacak’ derseniz, orada iyi niyetten söz etmek mümkün değildir. Gelinen noktada, siyası iktidar ve bu iktidarın Adalet Bakanı boğazına kadar bu işin içersindedir. Her şey birebir kurgulanarak bu noktaya getirilmiştir. Cumhuriyetle bir kavgaları yoksa bunu açıkça söylemeleri gerekir. Ama sinsice ya da alenen cumhuriyetle bir kavgaları varsa biz de hukuk içinde kalarak mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz.”
İki oturum halinde gerçekleştirilen panelin ilk oturumunu da Başkan Av. Muammer Aydın yönetti. Aydın, panel başlangıcında ve konuşmacı aralarında biri Amerikalı, biri Alman iki profesörün 17 – 21 Kasım 2008 tarihli “Yargı ve Yolsuzlukla Mücadele Reformu” konulu raporundan bölümler sundu. Söz konusu raporun tam metni Baromuzun internet sitesine konuldu.
İlk oturumda konuşan YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan, yolsuzlukların önlenmesi, dokunulmazlıkların kaldırılması, seçim barajının düşürülmesi, lider sultasına son verilmesi ve demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletine, gerçek bir demokrasiye kavuşulması için yargı reformunun gerekli olduğuna inandıklarını söyledi.
Bugüne kadar reform yaptıklarını iddia edenlerin TCK’yı 8 kez, CMK’yı 7 kez değiştirmek zorunda kaldıklarını hatırlatan Tarhan, sağlıklı bir yargılamanın alt yapısını oluşturan Adli Kolluğun kurulamadığını, ceza adaleti diye bir şeyin kalmadığını vurguladı.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun Adalet Bakanlığının vesayeti altında bulunduğunu, hâkim ve savcı alımlarında mülakatların Adalet Bakanlığı bürokratları tarafından yapıldığını belirten Tarhan, hâkim ve savcıların dinlendiğini ve yargının sürekli baskı altında tutulduğunu söyledi.
Mahkemelerde bir günde 60 -70 dava görülür hale geldiğini, böyle bir ortamda adalet dağıtıldığına inanmadığını belirten Emine Ülker Tarhan, reform adına bir gece yarısı değiştirilen yasa maddeleri ve bir çırpıda çıkarılan yasalarla 85 yıllık yargı pratiğinin çöpe atıldığını ve yargının patinaj yapar hale düşürüldüğünü söyledi.
Zaman aşımı gibi örtülü aflarla mağdurun hakkının her zaman yok sayıldığını, bunun vebalinin bugüne kadar yargının istemlerine kulak tıkayanlar olduğunu kaydeden Tarhan, yıllardan beri yargı reformu, yargıç güvencesi ve hukuk devleti için çalıştıklarını, reformun nasıl yapılması gerektiğini iyi bildiklerini, ancak YARSAV’ı sevmedikleri için dinlemediklerini, ancak YARSAV’ın yasa dışı dinlendiğini bildirdi.
Arabuluculuk sisteminin iyi incelenmesi gerektiği ve UYAP sisteminin güvensizlik içerdiğinin altını çizen YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı: “Yargı Reformu Strateji Taslağı ve Eylem Planındaki pek çok şey gerçek dışıdır. Bu belgedeki yazılanlara inanmıyoruz. Bunun gerçekleşmesine izin vermeyeceğiz.”
İlk oturumun ikinci konuşmacısı olan TBB Yönetim Kurulu Üyesi Av. Talay Şenol, asıl reformun zihniyette yapılması gerektiğini, bu gerçekleşmeden yargı reformu yapmanın mümkün olmadığını söyledi.
“Yargı reformu için güven eksikliği var. Pek çok kişide bu güvensizlik varsa, ortada bir sorun vardır” diyen Şenol, yargı reformuna avukatlık mesleği açısından baktığını ve bu çerçevede avukatlık mesleğine anayasal bir dayanak kazandırmaya çalışmak gerektiğini bildirdi.
Yargı Reformu Strateji Taslağı ve Eylem Planına ilişkin Türkiye Barolar Birliğinin yaptığı çalışmalar hakkında açıklamalarda bulunan Av. Talay Şenol, yargıda silahların eşitliği ilkesinin çok önemli olduğunu, bu ilke gereği hâkimlerle savcıların ayrılması ve ayrı örgütlerde yer almalarının sağlanması gerektiğini vurguladı.
Yargının kendi kendini yönetmesi ilkesinin hayata geçirilmesinin zorunluluğuna değinen Talay Şenol, kurullarda görev yapacak hâkim ve savcıların seçim sistemlerinin belirlenmesi, Cumhurbaşkanının atamalarının sonlandırılması ve yüksek yargı organlarında yargının kurucu unsuru olan avukatların da 1/3 oranında temsil edilmesi gerektiğini savundu.
İkinci oturumu İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Av. Selçuk Demirbulak yönetti. Demirbulak, kısa açılış konuşmasında, yargı reformu konusunda farklı anlayışların bulunduğunu, özümseme bakımından farklı algılamalar yapıldığını, bir tarafın ilahi, diğer tarafın beşeri iradeyi öne çıkardığını söyledi.
İkinci oturumun ilk konuşmacısı Bahçeşehir Üniversitesi Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum, yargı bağımsızlığında göz önünde tutulması gereken üç esas bulunduğunu belirterek şöyle dedi: “Bunlardan biricisi demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin bir kurumlar bütünü olduğu unutulmamalıdır. İkincisi her ülkenin bir hafızası vardır ve bunu göz ardı ederek kurumları düzenlemek mümkün değildir. Üçüncüsü ise evrensel ilkelerden ve hukuktan uzaklaşılmaması gerektiğidir.”
Konuşmasında parti kapatma kararları ve buna ilişkin örnekler üzerinde duran, HSYK ve Anayasa Mahkemesinin yapısındaki değişiklik önerilerini eleştiren, TBB Anayasa Taslağı ile Özbudun Taslağını karşılaştıran Batum, eğer bir yargı reformu yapılacaksa bunun bilimsel esaslara ve evrensel kurallara göre yapılması gerektiğini söyledi.
Anayasa değişikliği ve yargı reformu diye öne sürülen önerileri ‘zırva’ diye niteleyen Süheyl Batum, Anayasa değişikliği ve yargı reformunun ciddi bir konu olduğunu, toplumsal refleksin dikkate alınması gerektiğini sadece tarafsız yargı istemenin bir anlam taşımadığını, evrensel kurallar gereği tarafsızlık kavramının bağımsızlık kavramının bir uzantısı olarak kabul edildiğini bildirdi. Süheyl Batum, yargı reformunun şart olduğunu, ancak reformu bu Meclisin yapmasının önlenmesi, HSYK’nın Hâkimler ve Savcılar olarak ikiye ayrılması, Adalet Bakanı ve Müsteşarının bu kurullara dâhil edilmemesi, üyelerin ise Meclis tarafından seçilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
İkinci oturumun son konuşmacısı Milletvekili, TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi Av. İsa Gök, “Erzurum’da meydana gelen olay bir kanun maddesinin iki ayrı yorumu mu, yoksa bir tezgâhın ortaya çıkarılması mıdır? Yakında göreceğiz” dedi. Gök, Erzincan ve Erzurum olaylarında MİT mensuplarının, Alay Komutanının ve diğerlerinin tutuklanması konusunda uygulananın hukuk değil çirkin bir siyaset olduğunu öne sürdü.
Milletvekillerinin fezlekelerine ilişkin ayrıntılı bilgi veren ve hakkında fezleke düzenlenen bu milletvekillerinin dokunulmazlık zırhı yüzünden yargılanamadıklarını hatırlatan Gök, Meclisin bugünkü yapısı içersinde yargı reformunu konuşmanın bile üzücü olduğunu, sırtlarında üçer-beşer suç dosyası bulunanların yapacağı yargı reformundan hayır ülkeye gelmeyeceğini söyledi. Gök, “Malzeme böyle iken yargı reformunu masaya koymak çok tehlikelidir” dedi.
Kamu Düzeni Müsteşarlığının F tipi istihbarat örgütlenmesi olduğuna dikkat çeken İsa Gök, bunun bir AKP projesi olduğuna inanmadığını, AKP’nin Büyük Ortadoğu Projesinin taşeronu ve kıblesinin de Washington olduğunu bildirdi.
AKP’nin kendi burjuvazisini, kendi medyasını, kendi okullarını, yurtlarını yarattığını, şimdi de kendi yargısını yaratmanın çabasında olduğunu vurgulayan Gök sözlerini şöyle tamamladı: “Yargı yanlışa direniyor. Dürüst yargıya sahip çıkmak ülkeye sahip çıkmaktır. Karşı devrime karşı çıkmaktır. Artık zamanları kalmadı. Bunu biliyorlar. Erimeye başladılar. Bu yüzden telaştalar. Sürekli yalan söylüyorlar. Bir karargâhları var oradan talimat alıyorlar. Bu Meclisten ne kadar az kanun çıkarsa Cumhuriyet için o kadar hayırlıdır. Milletvekili Seçim Kanunu ve Siyasal Partiler Kanunu hiç konuşulmuyor. Parlamentonun oluşumunu gerçekliğe dönüştürmek lazımdır. Şimdilik kazanımları korumaktan daha ileri gidemiyoruz. Bu dönemde Yargıtay Kanununu görüşmek yargıyı düşürmek anlamını taşır. Bir cephe mantığıyla hukuk için, insan hakları için çalışmak gerekiyor. ”
Panelin sonunda Av. Muammer Aydın, Av. İsa Gök, Emine Ülker Tarhan ve Prof. Dr. Süheyl Batum, katılımcılar tarafından kendilerine yöneltilen soruları yanıtladılar. Oturum sonlarında ise konuşmacılara İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın tarafından birer plaket sunuldu.


