İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Yargı Reformu Kaçınılmaz Bir İhtiyaçtır

İstanbul Barosu “Yargı Reformu Stratejisi Taslağı” hakkındaki görüşünü saptayarak Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğüne gönderdi.

Yargı Reformu 
Kaçınılmaz Bir İhtiyaçtır

İstanbul Barosu “Yargı Reformu Stratejisi Taslağı” hakkındaki görüşünü saptayarak Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğüne gönderdi.

İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın imzasıyla gönderilen görüş yazısında ülkemizde yargı reformu yapılmasının kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğu, bu ihtiyacın bir an önce giderilmesi gerektiği konusunda başta yargı olmak üzere kamuoyunu oluşturan tüm çevrelerde görüş ve düşünce birliği oluştuğu belirtildi.

Yargı reformunun AB’nin bazı isteklerinin şeklen karşılanması amacından çok, toplumdaki adalet duygusunu güçlendireceği, adil yargılanma hakkının tüm unsurlarını içereceği bir içerik taşıması gerektiği belirtilen yazıda, bu açıdan bakıldığında taslakta bu özelliklerin tam olarak bulunmadığı, bazı hususların yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını tartışır hale getirebileceği vurgulandı.

Yazıda, İstanbul Barosu olarak, mevcut taslağın Türkiye’de tartışılmadan AB yetkililerine sunulmuş olmasının ulusal bağımsızlık ve egemenliğe çok uygun bir hareket olmadığı, AB ile yürütülen çalışmaların “müzakere” olduğu, tek taraflı bazı dayatmaların ise bu içerik ile uyuşmadığı ifade edildi.

YARGI REFORMU TASLAĞI İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİMİZ

1)     5237 Sayılı Yeni TCK’nın 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) bendinde yargı görevi yapan deyiminden, yüksek mahkemeler ve adli, idari ve asker mahkemeler üye ve hâkimleri ile cumhuriyet savcısı ve avukatların anlaşılacağı açıkça hükme bağlanarak avukatlar yargı görevini yapan kişiler arasında kabul edilmiştir. Nitekim bireylerin hak arama özgürlüklerini kullanmalarında çok önemli bir işlev gören ve adaletin gerçekleşmesine yardımcı olan avukatlar, hâkim ve savcılarla birlikte yargıyı oluşturan üç önemli bileşenden biridir. Avukatsız bir yargılama ve adalet düşünülemez.

Hal böyleyken taslakta avukatlara, Adalet bakanlığı ile Barolar arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesi başlığı altında üç satırlık bir yer dışında, yer verilmemiş olması, düşündürücü ve üzücüdür ve önemli bir eksikliktir. Avukatların da önemli sorunları olduğu bilinmektedir.

2)     Taslaktaki en önemli husus, yargının tam bağımsızlığının sağlanmasıdır. Bu açıdan HSYK'nın önemi büyüktür. Kurulun oluşumunda "demokratik meşruiyet ilkesine riayet edilmesi" kavramı altında, yasama ve yürütme organı (cumhurbaşkanı) tarafından HSYK'na üye atanması hususunda düzenleme yapılmasının planlanması, yargı bağımsızlığını tamamen ortadan kaldırabilecek, son derece yanlış ve tehlikeli bir düşüncedir. Gerçekten bir kere bu şekilde, yasamanın ve yürütmenin, oluşumundan başlayarak yargıda söz sahibi olması anlamına gelecektir ki, yargı bağımsızlığının asıl teminatı olması gereken HSYK bu şekilde tamamen siyasi etkilere açık olacak ve siyasallaşacaktır. Yasama ve yürütmenin, kendisini denetleyecek olan yargının en üst organını oluşturması düşünülemez ve kabul edilemez. İstanbul Barosu olarak bu tür bir düzenlemeyi kesinlikle kabul edilemez bulmaktayız, özellikle son dönemlerde, "milli irade" ve onun üstünlüğü kavramı adı altında, yasamanın adeta fetişleştirilerek yargının üstünde gösterilme çabalan, bu yolla yasama tarafından yargıya müdahale ve Anayasada yasak olmasına ve TCK bakımından da suç oluşturmasına rağmen yasama ve yürütme organı mensuplarınca yargıya tavsiye, telkin ve talimat verilmeye çalışılması gibi artan faaliyetler dikkate alındığında endişelerimiz daha da artmaktadır. Kuvvetler ayrılığı, yasama, yürütme ve yargının yan yana olduğu bir sistem olmayıp, hukukun üstünlüğü ilkesi kapsamında yargı diğer iki kuvvetin üstündedir ve öyle olmalıdır.

3)     HSYK'nun bu şekilde yasama ve yürütmenin etkisine açılması bir yana, aksine halen HSYK'da bulunan adalet bakanı ve müsteşar Kurul'dan çıkarılmalıdır. Özellikle bugün, müsteşarın yerine toplantıya yedek üye katılamaması şeklindeki düzenleme, HSYK'nın çalışmalarını Adalet bakanlığına bağımlı kılmakla Anayasaya açıkça aykırıdır Gene, Kurul (HSYK) ikiye ayrılarak Hâkimler Yüksek Kurulu (HYK) ve Savcılar Yüksek Kurulu (SYK) olarak iki ayrı yapılanmaya kavuşturulmalı, bunların bağımsız sekretaryaları olmalı, üyeleri de bizzat yargı organlarınca (özellikle yüksek yargı organlarınca) seçilmeli, belirlenmeli, HSYK üyeliğine seçilmede Cumhurbaşkanının yetkisi kaldırılmalı, Adalet bakanlığı binasında çalışmasına son verilmeli, konumuna yaraşır ve ayrı bir bina tahsis edilmelidir. Çünkü yargıçlık ve savcılık, aynı bütünün içinde yer alsa da farklı iki meslektir. Hâkimlerle savcıların bu denli özdeşleştirilmesi, silahların eşitliği ilkesine aykırı ve savunma hakkını da zedeleyen sonuçlara yol açmaktadır.  Yargıç ve savcıların idari olarak Adalet Bakanlığı'na bağlı olmaması mutlaka sağlanmalıdır.

Kısaca HSYK (veya iki ayrı birim olarak HYK ve SYK) birçok bağımsız idari otorite gibi, ayrı bir binaya, bütçeye, sekretaryaya sahip olmalı, gündemini kendisi belirlemeli, üyeleri yargı organlarınca belirlenmelidir.

4)     Taslakta hiç değinilmeyen ve fakat asıl değinilmesi gereken önemli bir husus da, hâkim ve savcıların mesleğe kabulündeki prosedürdür. Bilindiği üzere ilgili yönetmelikte yapılan çeşitli değişikliklerden sonra bugün, yargıç adaylığı mülakatlarını, Adalet Bakanlığından beş bürokrat ve Adalet Akademisinden gelen iki üye olmak üzere yedi kişilik bir kurul gerçekleştirmektedir. Adalet Bakanlığının kurulda mutlak bir üstünlüğü bulunmaktadır. Adalet Bakanlığı ise siyasi bir makam olmakla, yargıç alımlarında böylece siyasi mülahazalar ön plana çıkmakta ve hangisi olursa olsun iktidardaki siyasi görüşün uygun gördüğü kişiler alınmak suretiyle yargıda siyasi kadrolaşma ve siyasallaşma söz konusu olmaktadır. Siyasallaşan bir yargı ise herkes için bir tehlike ve ülke için bir felakettir. Üstelik mülakat bakımından da bunun objektifliğini sağlayacak bir düzenleme bulunmadığı gibi, denetim imkânı ve mekanizması da bulunmamaktadır. Böylece liyakat esasına göre değil, siyasi eğilimlere yahut bir takım kişisel ilişkilere dayalı olarak yargıç alımı gerçekleşebilmektedir. Bu son derece vahimdir. Üstelik bu husus, AB'nin 2007 ilerleme raporunda açıkça belirtilmiş ve eleştirilmiş olmasına karşın, Taslakta bu hususa hiç yer verilmemiş ve bununla ilgili bir düzenleme öngörülmemiş olması düşündürücü olduğu kadar kabul edilemez. Bu mülakatları HSYK yahut tam olarak bağımsızlığı sağlanmış olmak şartıyla Türkiye Adalet Akademisi yapmalıdır. Esasen mülakatı yapacak heyette, TBB'nin görevlendireceği bir üye de yer almalıdır.

5)     Bugün yargı organı mensupları, yürütme organı içinde yer alan ve siyasi bir kimlik taşıyan, anayasal bir organ olan Adalet bakanlığı Teftiş kurulu tarafından denetlenmektedir. Bu husus, yargı bağımsızlığı bakımından sakıncalı ve tehlikelidir. Üstelik inceleme adalet bakanının izni ile olmakta ve müfettişlerin, Adalete Bakanına karşı güvenceleri de bulunmamaktadır. Anayasanın 144.maddesinde Bakanlığa tanınan bu yetki kaldırılmalı, HSYK bünyesinde bağımsız bir teftiş kurulu veya mekanizması oluşturulmalıdır.

6)     Aynı şekilde Anayasa'nın 159/son maddesinde yer alan ve kötüye kullanılmaya son derece açık olan Adalet Bakanlığının geçici yetki ile hâkim ve savcı görevlendirebilirle yetkisi kaldırılmalıdır.

7)     Yargıç ve savcı atama kararname taslakları, HSYK tarafından hazırlanmalıdır. Yetkilendirme de, şimdi olduğu gibi Adalet bakanlığınca değil, HSYK tarafından gerçekleştirilmelidir.

8)     Taslakta, yargı mensuplarına eğitim verilmesinden söz edilmektedir.
Bu uygulama bugüne dek de gerçekleştirilen bir uygulamadır. Ancak Adalet
Bakanlığınca gerçekleştirilen bu eğitim çalışmaları, yargı bağımsızlığı bakımından
sakıncalıdır. Nitekim AB ilerleme raporlarında da bu sakıncaya işaret edilmiş ve
yürütme organı tarafından yapılan eğitim çalışmalarının, yargıç ve savcılara karşı bir alınmalı,  bu tür eğitimle, bağımsızlığı tam olarak sağlanması kaydıyla Adalet Akademisi aracılığı ile ve akademisyenlerce gerçekleştirilmelidir.

9)     Bugün Adalet Bakanlığı'nın bir birimi şeklinde yapılandırılmış ve bakanlığın söz sahibi olduğu Adalet Akademisi yeniden düzenlenerek Adalet Bakanlığı'nın etkisinden kurtarılmalı, tamamen özerk ve bağımsız bir yapıya kavuşturulmalıdır.

10)  Anayasa'nın 138.maddesindeki açık hüküm karşısında, Adalet Bakanlığı'nca soruşturma ve yargılamaların içeriği, biçimi ve kanuni düzenlemelerin ne şekilde uygulanması gerektiği hususunda genelge çıkarılması uygulamasına son verilecek bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Gerçekten bu tür genelgeler yargıya telkin ve tavsiye, hatta emir anlamına gelmektedir. Oysa Anayasa'nın 144. maddesinde hâkimler için ancak idari nitelikte genelge çıkarılabileceği belirtilmektedir.

Örneğin Yeni CMK'da Adalet bakanının, savcıya dava açması yönünde emir verebilmesine ilişkin 1412 sayılı CMK'daki hükme yer verilmemişken, 1.1.2006 ve 5 Sayılı Genelge'de savcılara, soruşturmalarda ivedilikle kamu davası açmaları talimatı yer almaktadır. Uygulamada Adalet bakanlığı bünyesindeki Teftiş Kurulu'nun müfettiş denetimiyle hâkim ve savcıların bu genelgelere uyup uymadıklarının sorgulanması vahameti artırmaktadır.

11) Adaletin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynayan ve bugün güvenilirliği büyük       oranda zedelenmiş Adli Tıp Kurumu yeniden ele alınarak düzenlenmeli, üyelerin belirlenmesinde liyakat ölçüsü esas alınmalıdır.

12) Bunun yanı sıra, adalet personeli de güvenceye kavuşturulmalı, baroların, Anayasa'nın 135. maddesi dışında ve ayrı bir madde içinde ele alınması, vesayet altından çıkarılması gereklidir. Çünkü barolar, yargının üç önemli bileşeninden biridir ve kamu kurumu niteliğindeki diğer meslek kuruluşları ile bir tutulamaz.

13) Yargı kararlarına, özellikle yüksek yargı organlarının tüm kararlarına kolay ve etkili bir erişim mutlaka sağlanmalıdır.

14) Birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi, yargı mensuplarına sendikal haklar tanınmalıdır.

15) İstinaf konusunda Baromuzun ciddi endişeleri bulunmaktadır. Gerçekten bugün, bu kuruma sahip örneğin Fransa gibi ülkeler dahi bu kurumu tartışmakta ve kaldırılmasını düşünmekteyken, ülkemizde istinafın kurulmaya çalışılmasının ne denli isabetli olduğu tartışmalıdır. Çünkü maddi anlamda yeniden yargılama yapacak olan istinafla birlikte davaların daha da uzaması kuvvetle muhtemeldir.

16) Taslakta yargıya güvenin artırılması hususu da ele alınmaktadır. Ancak bunun için öncelikle yasama ve yürütme organı mensuplarının yargı kararlarını belirli bir saygınlık içinde eleştirmeleri, yargıya ve kararlarına hakaretamiz ifadeler yöneltmemeleri, kararları içine sindirebilmeleri, bu tür bir demokratik kültürün ve geleneğin geliştirilmesi ve oyunlaştırılması öncelikli olmalı; TCK.'nın 277.maddesine yönlendirme,  tavsiye ve telkin niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Bu husus dikkate göre suç olduğu dikkate alınarak yargı görevini yapanı etkilemeye yönelik emir, baskı, nüfuz, tehdit, telkin gibi hareketlerden kaçınılmalı, bu tür fiillerin işlenmesi halinde de gerekli yasal yollar işletilmelidir.

17) Alternatif çözüm yolları geliştirilirken ifrata kaçılmamalı, bu başlık altında adaletin "özelleştirilmesi" anlamına gelecek bir yola da girilmemelidir.

18) Bugünkü sistemde hukukçu olmayan (meslekten olmayan) bir takım kişilerin, yüksek yargı organlarında hâkim sıfatıyla görev yapabilmeleri mümkündür. Bu uygulama tamamen terk edilmeli ve ancak hukuk fakültesi mezunları hâkim olabilmeli ve yüksek yargıda yer alabilmelidir. Çünkü hüküm, hukuk eğitimi ve nosyonunu zorunlu kılar.

19) Hukuk eğitimi de yeniden gözden geçirilmeli, ihtiyacın çok ötesinde ve gerekli öğretim üyesi altyapısı ve donanımı olmayan yeni hukuk fakülteleri açılmamalıdır. Bu durum, hukukçu kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir.

Belirtilen bu hususlara taslakta yer verilmemiş, ele alınıp tartışılmamış olması büyük bir eksikliktir ve bunların yer almadığı bir düzenleme, Taslak, yargı bağımsızlığını ve yargının tarafsızlığını gerçekleştiremeyeceği ve sorunları çözemeyeceği gibi, AB ilerleme raporları ile de uyumlu olmayacaktır.

Baromuzun görüş ve değerlendirmelerinin "Yargı Reformu Stratejisi"nin belirlenmesinde dikkate alınmasını dileriz.

Saygılarımla.

Av. Muammer AYDIN

İstanbul Barosu Başkanı

Kategori:Haberler
Yargı Reformu Kaçınılmaz Bir İhtiyaçtır | İstanbul Barosu