İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

“Üreme Sağlığı Yasa Tasarısı” Hakkında Basın Duyurusu

“Kürtaj konusunda uygulanan sağlık politikası kadınları mağdur ediyor.”

“Üreme Sağlığı Yasa Tasarısı” Hakkında Basın Duyurusu

“Kürtaj konusunda uygulanan sağlık politikası kadınları mağdur ediyor.”

Toplumun geleceğini öngören, genç nüfusun korunmasını amaçlayan, sağlıklı sosyal nüfus politikalarına ulaşmanın yolu, öncelikle kürtajı yasaklama, kürtaj hakkına ulaşımı kısıtlama ve tarafları cezalandırma olmamalıdır.

Türkiye’de kürtaj yasal bir haktır. Ülkemiz bu kapsamda çeşitli uluslararası sözleşmeleri onaylamış ve dolayısı ile bu sözleşmeleri ve kararları uygulama taahhüdünde bulunmuştur. Bunlara uyulması, bu sözleşmeleri yaşama geçirmek için çaba gösterilmesi aynı zamanda Anayasal zorunluluktur. Söz konusu uluslararası sözleşme ve kararlar taraf devletlere özellikle;

• “ İnsanın menfaatleri ve refahı bilim veya toplumun saf menfaatlerinin üstünde tutma”,
• “Kadınların, doğurganlıklarının kontrolüyle ilgili uygun hizmetlerin olmaması nedeniyle onların yasa dışı kürtaj gibi güvenli olmayan tıbbi uygulamalar arayışına girmek zorunda kalmalarına engel olma”,
• “Nüfus politikası ne olursa olsun hükümetlerin, aile planlaması hizmetlerinden yararlanmayı teşvik etme”,
• “Kadın sağlığında her açıdan olduğu gibi, özellikle doğurganlığa ilişkin haklarının açıkça tanınması ve onaylanması kadınların güçlendirilmesinin temel alınması”,
• “Kürtajın sağlıklı ve ulaşılabilir olmasını yasaklayan yasal düzenlemelerin ayıklanması, kadının ihtiyaçlarına cevap verecek bir sağlık sisteminin oluşturulması”,
• “Sağlıklı şartlarda kürtaj için gerekli önlemlerin alınması”,
• “Tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruma biyoloji ve tıbbın uygulamalarında, ayrım yapmadan herkese, kişi bütünlüğüne, diğer hak ve temel hürriyetlerine saygı gösterme” görevi verilmiştir.

Bu kapsamda görüşlerimizi sunarız:

1. Yetkililer açıklamalarında, tıbbi personeller hizmetleri sırasında,  özenli bir dil kullanmalı, kadın ve toplum ruh sağlığını bozan açıklamalarda bulunmamalıdırlar.

2. İnsan hakları kapsamında, kadının insan haklarının, henüz kişilik hakkı doğmamış, tam ve sağ doğabilme potansiyeline erişmemiş ceninin haklarından tıbben ve hukuken daha öncelikli olduğu gerçeğini kabul ediyoruz.  Bu kapsamda isteğe bağlı kürtaj sınırı dâhilinde, kürtaja dair karar hiç kimsenin onama ya da rızasına bağlı olmaksızın tartışmasız sadece kadına aittir. 

3. Bilimsel veriler ve bu ışıkta dünyadaki modern toplumlar bazında uygulamalar dikkate alınarak isteğe bağlı yasal kürtaj izni 10 hafta değil 12 hafta olmalıdır.

4. Uluslararası sözleşmeler ve iç hukuk kurallarına rağmen uygulamada görülmektedir ki isteğe bağlı 10 haftalık yasal kürtaj sınırına dahi uyulmamakta 10 haftaya kadarki gebeliklerde bile kadının kürtaj hakkı fiilen elinden alınmaktadır. Bunun önüne geçilmesi için devletin kullandığı dilde özenli olması, bilinçli ya da bilinçsiz -kurumlar üzerinde baskı yaratmaması gerekmektedir.

5. İsteğe bağlı yasal kürtaj sınırı olan 10 haftalık gebeliklerin üzerindeki haftalarda kürtaj izninin yalnızca “anne ve bebeğin bedensel sağlığındaki riskler” ile sınırlı tutulması insanı insan yapan psiko‐sosyal özellikleri yadsımaktır. 10 haftayı aşan planlanmamış ya da istenmeyen gebelikler için kürtaj sınırlamasında,  “ergen gebeliği,  aile içi huzursuzluk, eşin uyguladığı fiziksel şiddet,  duygusal istismar,  tecavüz sonucu gebelik, ailenin zarar görme olasılığı,  yoksulluk gibi sosyal etkenler vb. boyutların” dikkate alınması gereklidir.

6. Suç sonucu oluşan gebeliklerde bilimsel veriler ve bu ışıkta dünyadaki modern toplumlar bazında uygulamalar dikkate alınarak yasal kürtaj izninin sınırı 20 hafta değil 24 hafta olmalıdır.

7. Ülkemizde kürtajla ilgili yasa hazırlıkları yapan yetkililerin düşünme süresi adı altında kürtajdan evvel gebe kadına ceninin kalp atışlarının dinletilmesini şart koşmak psikolojik şiddettir. Kadınları suçluluk duygusuna iten travma yaratan mesajlar vererek onları değersizleştiren, onların refahına ve acısına son derece duyarsız kalarak,
ruh sağlıkları üzerinde onulmaz yaralara yol açmamalı ve sonuç olarak kadının kendi bedeni üzerinde karar vermesi esasından bir an için dahi vazgeçilmemelidir.

8. Rahim Tahliye Tüzüğünde yazılı olmayan yüzlerce sakatlık/hastalık için ise yasal olarak bir şey yapılamamaktadır. Bu nedenle yasal düzenleme tıbbi açıdan tekrar gözden geçirilerek genişletilmelidir.

9. Kürtajın azaltılması saikı ile gebeliği sona erdirmek isteyen kadını suçlu hissettirecek, operasyonu yapacak doktoru ise yasal kürtajı dahi yapmaktan caymaya itecek şekilde verilen cezaların arttırılması sağlıklı aile planlaması için doğru bir yol değildir. Sağlıklı aile planlamasına yardımcı olmak, cezalandırmaya dayalı bir yol izlemektense gebe kadına yapılacak çeşitli sosyo- ekonomik- hukuki desteklerle çözüm aranmalıdır.

10. İstenmeyen gebelikten korunma, kadın ve erkeğin eğitimi, aile planlaması yöntemlerine  “kolay erişilebilir” ve mümkün mertebe “ ücretsiz” ulaşması ile mümkündür. Şu anda devlet hastanelerinde uygulanan özellikle ekonomik gücü olmayan kadınların mağdur olduğu, aşağılandığı kürtaj operasyonlarının insani boyutlarda olması sağlanmalıdır.

11. Kürtaj uygulamasında sağlık koşullarının daha üst seviyede olmasından bahisle kürtajın yapılacağı yerin tam teşekküllü hastanelerle sınırlanarak kürtaj hakkının “erişilebilirliği”nin azaltılması kabul edilemez. Şu anda devlet hastanelerinde uygulanan ekonomik durumu iyi olmayan kadınların mağdur olduğu, aşağılandığı kürtaj operasyonlarının insani boyutlarda olması sağlanmalıdır.

12. Tecavüz sonucu gebeliklerle ilgili 15 yaşından küçüklere yapılacak kürtajlarda ve/veya ensest vakıalarda veli ya da vasinin izni değil de hâkim kararı aranması olumlu bir uygulama olmakla birlikte bu kararın hâkim tarafından verileceği azami sürede düzenlemede yer almalıdır.

13. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 99. maddesinde yer alan ve “kadının
mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalınması halinde”, 20. haftaya
kadar kürtaj imkânı tanıyan düzenlemede, “kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalınması halinde” ibaresi yerine  ‘ensest ve tecavüz sonucu mağdur olan bir kadın’ ifadesi getirilmek istenmesi maddenin uygulama kapsamını, şartlarını özellikle TCK kapsamında yorum yoluyla daraltacak bir düzenleme olup bu ve bunun gibi değişiklikler kadın hakları anlamında geriye gitmekten başka bir anlama gelmeyecektir.

                                  İSTANBUL BAROSU KADIN HAKLARI MERKEZİ

 HUKUKİ AÇIDAN AÇIKLAMALARA DAYANAK ULUSLARARASI HUKUK DAYANAKLARI 

Kategori:Haberler
“Üreme Sağlığı Yasa Tasarısı” Hakkında Basın Duyurusu | İstanbul Barosu