İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

‘’Uluslararası İş Hukuku Ve Uluslararası İş Örgütleri-I ‘’ Konulu Toplantı Yapıldı

İstanbul Barosu Dış İlişkiler Merkezince

‘’Uluslararası İş Hukuku Ve Uluslararası İş Örgütleri-I ‘’ Konulu Toplantı Yapıldı

İstanbul Barosu Dış İlişkiler Merkezi ile Alman Baroları’nın birlikte düzenledikleri ‘’Uluslararası İş Hukuku ve Uluslararası İş Örgütleri” konulu toplantı 17 Mayıs 2012 Perşembe günü saat 09.00-12.00 arasında Orhan Adli Apaydın Konferans Salonu’nda yapıldı. <ı>

Sunumu İstanbul Barosu Dış İlişkiler Merkezi Üyesi Av. Simge Şentürk tarafından yapılan toplantı,  İngilizce - Almanca ve Türkçe olarak gerçekleştirildi.

İstanbul Barosu Dış İlişkiler Merkezi Başkanı Av. A.Metin Uracin<ı> açılış konuşmasında; Türkiye’de emek, iş, iş hukuku, sendikalaşma, iş güvencesi, toplu sözleşmeler ile sanayileşme ve sanayi proletaryasının grev hakkının üç yüzyıla yayıldığını belirterek bu tarihin İstanbul Barosu’nun kuruluş ve mücadele tarihiyle paralel olmasının bir tesadüf  olmadığını ifade etti ve  tarihi sürece kısaca değindi.

19. Yüzyılın başlangıç yıllarında Osmanlı İmparatorluğu’nda tarım işçileri arasında emek ve iş mücadelesi kıpırtılarının olması üzerine 1830 yılında sert ‘’Nizamnameler’’ çıkartılarak üretimin durdurulmasının (grevin) vatan hainliği sayılacağı, ölümle cezalandırılacağı baskısıyla 42 yıllık bir sessizlikten sonra Kasımpaşa Tersanesi İşçileri 1872 yıllarında  “Amele Perver Cemiyeti” (İşçi Severler Derneği ) şeklinde faaliyet gösterdiklerini, İmparatorlukta sendikal faaliyetlerin başta İstanbul ve Selanik olmak üzere geliştiği, ancak çalışanların "sınıf" temelinde birleşmelerinin1908 tarihinde dahi yasak olduğunu belirtti.

1930 yılından sonra sanayileşmenin hız kazanarak işçi sayısındaki artış ile birlikte 1936 yılında İş Yasası’nın çıktığını, 1945 ve 1946 yıllarında Çalışma Bakanlığı, İş Bulma Kurumu ve İşçi Sigortaları Kurumu kurulduğunu belirten Uracin, 1952 yılında Türk –İş’in kurulduğunu, 1961 Anayasası ile grev hakkının yasalaşmasının ardından 1967 yılında da Türk-İş’e bağlı bazı sendikaların ayrılarak, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’i kurmuş olduklarını belirtti. İş Hukuku'nun üç yüzyıl  süren  tarihinin  İstanbul Barosu tarihiyle paralel bir tarih olduğunu, İstanbul Barosu İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Komisyonu Başkanı Av.Necdet Okcan'nın toplantıda sunum yaparak kendilerini onurlandıracağını sözlerine ekleyerek başarılı bir toplantı olması dilekleriyle konuşmasını bitirdi.


Oturum Başkanlığını İstanbul Barosu Dış İlişkiler Merkezi Başkanı Av. A.Metin Uracin’in<ı> yaptığı toplantıda, Av. Ulrich Zirnbauer(Nuernberg) ‘<ı>İşten Çıkarma Halinde Sebebin Değişikliği’, Av. Prof. Dr. Jobst-Hubertus Bauer (Stuttgart) ‘<ı>Toplu İş Sözleşmesi Hukuku’ ve Av. Dr. Dieter Straub (Münih<ı>) ‘<ı>Feshe Karşı Korunma’  konulu birer bildiri sundular. 

Toplantının devam eden bölümünde ise,<ı> Yrd. Doç. Dr. Hatice Selin Pürselim<ı> ‘<ı>AB Vatandaşlarının Türkiye'deki Çalışma İzinleri’ konulu, Av. Dr. Metin Kırmızıtaş ise <ı>‘Asıl İşveren Alt İşveren İlişkisi’ konulu tebliğ sundu. Avrupa Birliği vatandaşlarının çalışma izni, çalışma vizesi ve çalışma amaçlı ikamet izni alma usulü konularına değinen Pürselim,  Avrupa Birliği vatandaşlarının yararlandığı istisnai düzenlemeler, kilit personelin çalışma şart ve usulleri konularında da bilgiler aktardı. Pürselim konuşmasında ayrıca,  Avrupa Birliği düzenlemeleri ile Türk Hukuku’nu karşılaştırmalı olarak ele aldı.

Toplantının değerlendirmesini, İstanbul Barosu İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Komisyonu Başkanı ve DİSK'in hukuk danışmanı Av. Necdet Okcan yaptı.<ı> 

Okcan, aşağıdaki konuşmayı yaparak değerlendirmelerini sundu:

''Değerli konuklar, Almanya’dan gelen meslektaşlarım, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum''.

''Oturum başkanı, aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden de sınıf arkadaşım, İstanbul Barosu Dış İlişkiler Merkezi’nin Değerli Başkanı Av. A.Metin Uracin, toplantının genel değerlendirme ve kapanış konuşmasını yapmamı önerdiğinde, oldukça heyecanlandım. Kendi uzmanlık alanıma giren bir toplantı olmasına rağmen, bütün konuşmacıların konuşmalarını dinleyip, notlarını eksiksiz alarak tutarak, genel bir değerlendirme yapmanın titizlik isteyen bir iş olduğunun farkındaydım.

Toplantıda ilk sunumu yapan değerli meslektaşım Av.Dr. Dieter Straub, Çin’den Rusya’ya birçok ülkede iş hukuku konusunda toplantılar yaptıklarını, iş hukuku uygulamaları konusunda fikir alışverişinde bulunduklarını, Türkiye’de de böyle bir toplantı gerçekleştirmelerinin faydalı olacağını düşündüklerini ifade etti.

Ülkemiz İş Hukuku’nun, Alman İş Hukuku ile ciddi bir etkileşim içinde olduğunu söylemenin abartı olmayacağını düşünüyorum. Ülkemizin birçok önemli İş Hukukçusu akademik kariyerlerinin önemli bir bölümünü Almanya’da tamamlamış olup, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Türk Milli Komitesi ile Alman Milli Komitesi’nin çok yakın ilişkileri bulunmaktadır.

Örneğin ülkemizde 2000’li yılların başında başlayan “İşçinin Feshe Karşı Korunması”na ilişkin mevzuat çalışmaları ve tartışmalarında Alman İş Hukukçularının önemli katkıları olmuştur. Ülkemizde, bugün, içinde feshe karşı koruma hükümlerini de barındıran 4857 sayılı Yeni İş Kanunu tasarısı, işçi ve işveren konfederasyonları ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının önerdiği akademisyenlerden oluşan bir bilim kurulu tarafından hazırlanmıştır.

Burada iki ismi anmadan geçemeyeceğim. Prof. Dr. Wolfgang Blomeyer,  ülkemizde,  “İşçinin Feshe Karşı Korunması” tartışmalarına önemli doktriner katkılarda bulunmuştur. Bu konuda düzenlenen toplantılara katılmış, tebliğ sunmuştur.  Bunun dışında İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Türk Milli Komitesi ile Alman Milli Komitesi’nin 2002 Yılında Antalya’da gerçekleştirdikleri “İş Hukukunda Esneklik” Seminerine bir çok Alman İş Hukukçusu katılmasına rağmen, benim aklımda bir tek Tübingen Üniversitesinden Prof.Dr. Edward Picker’in ismi kaldı, hatta hiç aklımdan çıkmıyor. Çünkü, Prof.Dr. Picker, toplantıda öylesine ultra – liberal görüşler ileri sürdü ve tartışma yarattı ki, toplantının bir bölümünde, toplantıya ev sahipliği yapan TİSK Genel Başkanı “TİSK bu görüşleri paylaşmıyor” demek zorunda kaldı.

Değerli meslektaşım Av.Dr. Dieter Straub, Alman Hukukunda Feshe Karşı Koruma’yı anlatırken, Almanya’da feshin istisnai bir durum olduğunu ifade ettikten sonra, geçerli fesih nedenlerini üç başlık altında topladı,

 a) Şahsa bağlı fesih nedenleri,

 b) davranışlara bağlı fesih nedenleri,

 c) işletmeye, işyerine bağlı fesih nedenleri olarak sıraladıktan sonra, işletmesel fesih söz konusu olduğunda, işverenin sosyal seçim (işçilerin yaşı, kıdemi, bakmakla yükümlü olduğu kişiler ve engellilik vb.) kriterini uygulamak zorunda olduğunu, feshin yazılı ve bir gerekçeye dayanılarak yapılmasının zorunlu olduğunu, mahkemece feshin geçersizliğine ve işçinin işe iadesine karar verilmesi, işverenin işçiyi işe başlatmak istememesi halinde ise işçiye ödenecek tazminat miktarının taraflar arasındaki pazarlıkla belirlendiğini ifade etti.

Değerli meslektaşım Av.Ulrich Zirnbauer’in sunumunda verdiği bilgilerden ise, Almanya’da işçilerin feshe karşı koruma hükümlerinden yararlanabilmeleri için, on işçiden fazla işçi çalışan bir işyerinde çalışmaları, o işyerinde altı aydan fazla kıdeme sahip olmaları gerektiği sonucuna ulaşıyoruz.

Kaynağını 158 Sayılı ILO Sözleşmesinde bulan “İşçinin Feshe Karşı Korunması” müessesinin, Almanya ve ülkemizdeki düzenlemelerinin kimi paralel hükümler içerdiğini söylememizin olanaklı olduğunu düşünüyorum. Özellikle, geçerli fesih nedenleri bakımından büyük bir paralellik bulunmaktadır.   Ancak üzülerek ifade etmek isterim ki, Bilim Kurulu tasarısında, feshe karşı güvence altına alınan işyerleri on ve daha fazla işçi çalıştırılan işyerleri iken, işverenlerin baskısı ile bu sayı parlamentoda, 30 işçiye yükseltilmiştir.  Bugün Türkiye’deki işyerlerinin % 95’i, toplam çalışanların %55’i  feshe karşı koruma hükümlerinin kapsamı dışındadır. Bu büyük bir oran olup, 158 sayılı ILO Sözleşmesinin 2/5. Maddesi anlamında sınırlı bir kategoriyi oluşturmadığı açıktır.

Ülkemiz uygulamasında, toplu iş sözleşmesi hükümleri dışında sosyal seçim kriterinin uygulanmasına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. İşverenlerin yönetim hakkını sınırlayan bu uygulamanın ülkemiz bakımından bir eksik olduğunu ifade edebilirim.

Değerli meslektaşım Av.Ulrich Zirnbauer, sunumunda “değişiklik feshi” ve bunun feshe karşı koruma ile ilişkisini ayrıntılı bir şekilde anlattı. Bu, müessese de ülkemizde, 2003 yılında yürürlüğe giren, 4857 sayılı  Yeni İş Kanununun 22. Maddesinde düzenlenmiştir. Ancak, bizim ülkemiz uygulaması bakımından ters bir uygulama var.  Sayın Zirnbauer’in açıkladığı gibi, bizde işveren önce iş sözleşmesini geçerli bir nedene dayanarak fesh edip, ondan sonra başka koşullarda yeni bir iş önerisinde bulunmamakta, önce iş koşullarında esaslı değişiklik teşkil eden değişikliği işçiye yazılı bir şekilde tebliğ etmekte, işçinin bunu altı iş günü içerisinde kabul etmemesi halinde geçerli bir nedene dayanarak işçinin iş sözleşmesini fesh etme hakkına sahip olmaktadır. İşçi de, fesih nedeninin geçerli olmadığı savcıyla, fesihten sonra bir aylık süre içerisinde işe iade davası açmak hakkına sahiptir. 

Sayın Prof. Dr. Jobst-Hubertus Bauer, Toplu İş Sözleşmesi Hukuku konu başlığı altında, Almanya endüstri ilişkileri sistemi içerisinde sendikaların rolü ve işletmelerde işçi temsilciliği konusunu ayrıntıları ile aktardı. Burada anlatılanlardan, işletmelerde işçi temsilciliği kurumunun ne kadar önemli ve fonksiyonel bir kurum olduğunu anlıyoruz. Ülkemizde, Almanya’da olduğu gibi bir işçi temsilciliği kurumu bulunmamaktadır. 2002 yılında Bilim Kurulu tarafından hazırlanan Yeni İş Kanunu tasarısında, bu kurum düzenlenmesine rağmen, kimi işçi konfederasyonlarının karşı çıkması nedeniyle tasarıdan çıkarıldı. Ancak, AB müktesebatında yer alan ve Avrupa Birliğine katılım müzakerelerinde önümüze gelecek bu tartışmaya katkı yaptığı için sayın Prof. Dr. Bauer’e teşekkür ediyorum.

Toplantıya ülkemizden katılan, Sayın Yrd. Doç. Dr. Hatice Selin Pürselim, “AB Vatandaşlarının Türkiye’de çalışma izinleri” konu başlığında, ülkemizdeki yabancı çalışanların çalışma izinlerine ilişkin, karmaşık bir mevzuatı büyük bir berraklıkla bizlere sundu. Yapılan, sunumdan da izlediğimiz gibi, AB Vatandaşlarının ülkemizde çalışmaları ve çalışma izni almalarında mevzuat bakımından ciddi bir engelin olmadığı söylenebilir. Ancak, bu mevzuatın, ülkemizde asıl sorun oluşturan, özellikle ülkemizin doğusunda yer alan Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan vb. ülkelerden gelen kaçak, kayıt dışı işçiliği önlemede yetersiz kaldığı, kötü koşullarda, güvencesiz çalıştırılan bu işçilerin sosyal bir problem haline geldiğinin altını çizmemiz gerekmektedir.

Değerli meslektaşım, sayın Dr. Metin Kırmızıtaş, ülkemizde uzun yıllardır, güvencesiz, kayıt dışı, kötü koşullarda işçi çalıştırmanın bir aracı olarak kullanılan taşeron (alt işveren) sistemini büyük bir başarıyla bizlere aktardı. Gerçekten, 2003 yılında yürürlüğe giren Yeni İş Kanunu’na kadar yargı kararlarıyla sınırlanmaya çalışılan taşeron düzenlemesine, Yeni İş Kanunu ile getirilen kimi sınırlamalara rağmen, neo-liberal politikaların, işverenlerin iş hukukunda esnekleşmeyi hakim çalışma biçimi olarak kılma çabalarının bir sonucu olarak, kamu sektörü dahil bütün sektörlerde giderek yaygınlaşan, asıl çalışma biçimi olarak yerini almaya namzet bir çalışma biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır.  Bu konuyu bu kadar kısa bir sürede bizlere sunduğu için Sayın Kırmızıtaş’a teşekkür ediyorum.

Bu kadar kısa bir sürede değerli sunumları ile bizleri aydınlatan tüm tebliğcilere teşekkür ediyor, Sayın Oturum başkanı, Av.Metin Uracin’in de temenni ettiği ve üzerinde hemfikir kılındığı üzere bu toplantının devamı niteliğinde yeni bir toplantıda buluşmak dileğiyle hoşça kalın diyorum Av.Necdet Okcan            İstanbul Barosu İş ve Sosyal Güvenlik HukukuKomisyonu Başkanı''

Toplantıya katılan konuşmacı yabancı ve yerli konuklar toplu fotoğraf çekiminden sonra İstanbul Barosu Başkanı Sayın Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal'ı ziyaret ettiler.

Galeri

Kategori:Haberler
‘’Uluslararası İş Hukuku Ve Uluslararası İş Örgütleri-I ‘’ Konulu Toplantı Yapıldı | İstanbul Barosu