İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Ulusal Yargı Sempozyumu Büyük İlgi Gördü

İstanbul Barosu Başkanlığı, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ulusal Yargı Sempozyumu Büyük İlgi Gördü

İstanbul Barosu Başkanlığı, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Türk Ceza Hukuku Derneğince 1 Şubat 2014 Cumartesi günü saat 10.00’da Beşiktaş’taki Bahçeşehir Üniversitesinde yapılan Ulusal Yargı Sempozyumu büyük ilgi gördü. Sempozyumda bilim adamları, hukukçular ve yargı kurumları sözcüleri ‘Nasıl Bir Yargı, Kimin Yargısı” sorularına yanıt aradı ve yaşanan hukuksuzluklar eleştirildi.

Sempozyumun açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, siyasi iktidarın iş başına geldiği günden beri aldığı kararlar yüzünden yüksek yargıyı sürekli olarak hedefe koyduğunu ve yargıya olan güveni bilinçli bir şekilde zedelediğini, ‘onlar yargıya gider, biz millete gideriz’ söylemi geliştirerek kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı davrandığını söyledi.

Oyuncakla oynar gibi hukukla oynanarak hukuk güvenliği kalmadığını belirten Kocasakal, “Meclis Başkanı diyor ki, anayasanın 138. Maddesi ölmüştür. Bu aslında ‘hukuk devleti sizlere ömür’ demektir. Yargıyı sürekli hedefe koyan, ‘yargı bizim ayağımızda pranga’ diyen, HSYK’yı Danıştay’ı, savcıyı tehdit eden, ‘seninle daha işimiz bitmedi’ diyebilen bir zihniyetten yargı bağımsızlığı çıkar mı? Ya da yargı hazımsızlığından yargı bağımsızlığı çıkar mı?” Sorularını yöneltti.

Böylesine zor durumlarda tüm demokratik güçlerin halka doğruları anlatmak zorunda olduğunu ifade eden Ümit Kocasakal şöyle konuştu: ”Üzüldüğüm bir nokta da şu: maalesef toptancı bir bakış açısına da girildi. Ben bunu reddediyorum. Sanki bütün yargı mensupları ya şu taraftan, ya bu taraftan gibi algılanıyor. Böyle bir şey yok, bu büyük bir haksızlık olur. Aynı haksızlık emniyet mensuplarına da yapılıyor”.

Açılışta konuşan ev sahibi Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Sina Altunç da kısa konuşmasında, dönüp dolaşıp hep aynı konuların tartışıldığını söyledi. AB’nin etkisiyle HSYK teklifinin Mecliste görüşülmesinin dondurulduğunu, 5. Demokrasi paketi adı altında ÖYM’lerde yapılan yargılamaların yeniden yapılmasının gündeme geldiğini belirten Altunç, iletişimin kısıtlanması için yeni yasal önlemler alınmaya çalışıldığını, bu arada 17 Aralık operasyonundan sonra yapılan değişikliklerle ‘yolsuzlukların üzeri örtülüyor mu’ kuşkusunun ortaya çıktığını bildirdi. Altunç, bütün bunlar karşısında hukuk devleti adına bir duruş sergilemenin gerektiğine inandığını bildirdi.

Türk Ceza Hukuku Derneği Başkanı Av. Fikret İlkiz de konuşmasında evrensel ve temel insan hak ve özgürlükleri üzerinde kurulmuş bir yargı sistemini kurmayı amaçlamak gerektiğini söyledi. İlkiz şöyle devam etti: “Özellikle memlekette yaratılmak istenen ya da konulmuş olan ceza hukuku sistemine baktığımızda, ceza hukuku, aslında liberal ve otoriter akımların bir biriyle çatıştığı, birbiriyle kavga ettiği ve bunun içersinden seçilecek en doğru yolda çağdaş bir ceza hukukunun nasıl yaratılacağına mutlaka yanıt vermek zorunda. Bunun basit bir formülü var: Kusursuz suç olmaz ya da hiç kimse düşüncesinden dolayı cezalandırılamaz. O halde bu ikisinin çatışması arasındaki esaslı dengeyi kurduğunuz andan itibaren belki de Türkiye’de, özellikle bir hukuk devleti kavramına yeniden dönme olanağını bulabiliriz”.

Açılış konuşmalarından sonra İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal’ın yönettiği Sempozyumun ilk oturumuna geçildi.

Anayasal Ölçekte Kuvvetler Ayrılığı ve Yargı” alt başlığı çerçevesinde konuşan Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdoğan Teziç, 17 Aralık operasyonundan sonraki gelişmelere değinerek “Eğer siz savcıların delil toplama işini yürütmeye veriyorsanız, orada kuvvetler ayrılığı yoktur, bu, bu kadar basit. Bugün karşılaştığımız tablo bu vahameti ortaya koyuyor” dedi.

Demokratik anayasalarda yer alan kuvvetler ayrılığı sisteminin tarihsel gelişimi konusunda geniş bir özet yapan Teziç konuşmasını şöyle sürdürdü:”Her organın birbirinden bağımsız işlevi vardır. Yasama ve yürütmenin bütünlüğü vardır, yürütme yasama organından çıkar ve ikisi birbirini tamamlar. Yasama ve yürütme faaliyetleri siyasi faaliyetlerdir. Yargı erki denetleyen bir makamdır. Denetlemenin yanlışlığını yine yargı kademeli yollarla kendisi yapacaktır. Bu yolları tıkamaya çalışmanın bedelleri ağırdır. Bugün bu sahneyi yaşıyoruz. Yargıyı yürütmenin denetimine sokarsanız ortada hukuk devleti diye bir şey kalmaz”.

Susarak yargı bağımsızlığının savunulamayacağının altını çizen Prof. Dr. Teziç, böyle durumlarda direnme hakkını kullanmak gerektiğini vurguladı.  

Bu oturumda konuşan Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Sağlam, 2010 yılında HSYK ve yüksek yargı yasalarında yapılan değişikliğin bugün iflas ettiğini söyledi. Değişiklikten önce AB Hukuk Komisyonu uzmanlarının Türkiye’ye 5 kez geldiklerini, bir takım tavsiyelerde bulunduklarını belirten Sağlam, hükümetin bu tavsiyelere kulak asmadığını ve tam tersini yaptığını bildirdi. Sağlam, 1982 anayasasıyla, hâkim güvencesinin kamu adına hareket eden ve taraf olan savcıların güvencesine indirgendiğini anlattı.

Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu da, Türkiye’deki gelişmelerle ‘anayasasızlaştırma sürecinin’ yaşandığını söyledi. Anayasaların özgürlükleri savunmak ve iktidarı sınırlamak için ‘var’ olduklarını belirten Yüzbaşıoğlu, 1980’den bu yana ‘anayasaları delmek’, yargı kararlarını uygulamamanın doğal hale geldiğini bildirdi. Yüzbaşıoğlu, bunu bir akıl tutulması olarak niteledi. Kuvvetler ayrılığı sisteminin temelinde yargı bağımsızlığının yattığını hatırlatan Yüzbaşıoğlu, KHK’ların denetlenmemesinden, hatta yayınlanmamasından yakındı ve “Türkiye anayasa, kanunlar ve metinler çöplüğüne dönmüştür” dedi.

Türk Ceza Hukuku Derneği Genel Sekreteri Av. Hasan Fehmi Demir’in yönettiği Sempozyumun ikinci oturumunda Yargı Bağımsızlığı, Yargıç Teminatı, Savcı Güvencesi, Yargıda Örgütlenme” alt başlığı çerçevesinde konuşan Yargıçlar Sendikası Genel Sekreteri Mustafa Karadağ, demokrasileri sorunlu olan ülkelerde yargı bağımsızlığı olamayacağını, Türkiye’de yüksek mahkemeler ortamında hukuk güvenliğinin kalmadığını dile getirdi. 17 Aralık Operasyonuna değinen Karadağ, yolsuzluk olayında çete oldukları iddiasıyla emniyet ve yargı mensuplarının jet hızıyla görev yerlerinin değiştirildiğini, ancak hiç biri hakkında soruşturma açıldığının duyulmadığını söyledi.

Demokrat Yargı Derneği Genel Sekreteri Kemal Şahin, özetle şöyle konuştu:"Geçici, yüzeysel ve gündelik çıkarlara göre konum alarak yargı, hukuk, adalet meselelerine yaklaşmaktan artık vazgeçmeliyiz. Dürüst ve tutarlı olmak zorundayız. Bu hepimiz için geçerli. Türkiye'de yargıyı anlamak için "bağımsız yargı, kuvvetler ayrılığı, yargıç güvencesi vs." ezber klişelerin tümüyle reddedilmesi, çöpe atılması lazım. Bir bütün olarak Cumhuriyet tarihi adli sistemi  iflas etmiştir, AK Parti döneminde bu iflas sadece tescillenmiştir. En az on kez Cumhuriyet tarihi boyunca bir yargı olmadığını, bugün de olmadığını belirttim, Türkiye'de hiçbir zaman bir yargı olmadığını vurguladım ve  Türkiye'de Yargı Yoktur."

YARSAV Başkanı Murat Arslan, demokratik hiçbir devlette rastlanmayacak ölçüde Türkiye’de yargıya müdahale bulunduğunu söyledi. “Yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi konusunda yıllarca söylediklerimizi duvara söylesek bir yansıması olurdu, ama söylediklerimiz hep yanıtsız kaldı” diyen Arslan, artık bu konuya toplumun el atması gerektiğini vurguladı. Arslan, bütün bunlara rağmen, bu kaotik ortamdan tek çıkış yolunun bağımsız ve tarafsız yargı eliyle bulunacağını sözlerine ekledi.

İstanbul Barosu Önceki Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu’nun yönettiği Sempozyumun üçüncü oturumunda ‘Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yapılanması: Dünyadan Örnekler ve Türkiye” alt başlığı çerçevesinde konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel İnceoğlu, Mecliste görüşülürken dondurulan HSYK teklifinin, yargının ve meclisin üzerinde bir baskı unsuru olarak orantısız bir güç kaynağı olduğunu söyledi. HSYK değişikliğinin anayasa değişikliği gerektiren bir iş olduğunu altını çizen İnceoğlu, HSYK’nın kimin olacağından çok HSYK nasıl hesap verebilir olmayı düşünmek gerektiğini bildirdi. İnceoğlu, demokratik ülkelerdeki benzer yapıların nasıl oluşturulduğu hakkında ayrıntılı bilgi verdi.

Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Burak Çelik, karşılaştırmalı hukuk açısından HSYK yapılanması üzerinde durdu. Çelik, HSYK’nın işlevini üstlenecek ‘Adalet Yüksek Kurulu’ adını verdiği önerisi hakkında açıklamalarda bulundu. Çelik, HSYK benzeri yapıya yargı bağımsızlığı yanında verimlilik ve etkinlik görevi de verilmesi ve yeni işlevlerle donatılması gerektiğini savundu.

Yargıç Nuh Hüseyin Köse, HSYK’yı değiştirmenin fazla bir anlamı olmayacağını, aslında bu yapıyı değiştirmek isteyen zihniyetin değişmesi gerektiğini vurguladı. Önce ilkelerde anlaşmak ve yargının durumunu iyi saptamak gerektiğinin altını çizen Köse, bugün yargının bütün damarlarına kadar girmiş cemaat yapılanmasının bulunduğunu, onları oraya koyanların bugün şikâyetçi konumuna geldiklerini bildirdi. Yargıçlık sınavlarının şaibeli olduğuna dikkat çeken Köse, partili yargıçlar döneminin yaşandığını belirtti ve HSYK uygulamalarını eleştirdi. 

Türk Ceza Hukuku Derneği Başkanı Av. Fikret İlkiz’in yönettiği son oturumda  Medya Gözüyle Yargı Bağımsızlığı” çerçevesinde konuşan Hürriyet Gazetesi Yazarı Sedat Ergin, tüm yargı mensuplarını suçlamanın doğru olmadığını belirtti ve siyasal nitelikli Silivri davalarında yaşanan hukuksuzlukları anlattı. Söz konusu davalarda polis fezlekesinin savcılar tarafından iddianame haline getirildiğini, mahkemenin polisin kanaatini paylaşarak karar haline dönüştürdüğünü, Yargıtay’ın da Balyoz Davasında bu kararı onadığını belirten Ergin, bu yargılamaya akıl erdirmenin güç olduğunu bildirdi. Sedat Ergin 17 Aralık Operasyonunun yargının üzerindeki örtüyü kaldırdığını ve gerçeğin daha net bir şekilde görülmeye başlandığını belirtti.

Oturumun son konuşmacısı Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Orhan Bursalı, iş başındaki siyasal iktidar döneminde basının çok kötü bir sınav verdiğini söyledi. Küresel ekonomiyle bu kadar bütünleşmiş bir ülkede ‘darbe’ olasılığının bulunmadığına inandığını belirten Bursalı, siyasal içerikli davaların içinin tamamen boş olduğunu, işlenmiş bir suç bulunmadığını, eldeki en önemli delil olan 5 nolu harddiskin de sahte olduğunun ortaya çıktığını bildirdi. Bursalı, “Türkiye’de gerçek anlamda bir demokrasi yoktur, oynanan ise sadece bir sandık oyunudur” dedi. Türkiye’deki medya sistemini analiz eden Orhan Bursalı, gerçek demokrasilerde medyanın baskı altında tutulamayacağını ve gazetecilerin gerçeklerden hareket edeceklerini sözlerine ekledi.

Galeri

Kategori:Haberler
Ulusal Yargı Sempozyumu Büyük İlgi Gördü | İstanbul Barosu