Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun
30 Ekim 1918 Mondros Ateşkesinin imzalanmasıyla Osmanlı açısından 1.Dünya Savaşı yenilgiyle sonlanmıştı. Ateşkesten sonra hiç zaman kaybetmeden ülkenin stratejik noktalarını işgale başlayan bağlaşık güçler, hazırlayacakları nihai barış (!) anlaşmasıyla Anadolu’daki Türk varlığını tümüyle ortadan kaldırmayı düşünüyorlardı.

30 Ekim 1918 Mondros Ateşkesinin imzalanmasıyla Osmanlı açısından 1.Dünya Savaşı yenilgiyle sonlanmıştı. Ateşkesten sonra hiç zaman kaybetmeden ülkenin stratejik noktalarını işgale başlayan bağlaşık güçler, hazırlayacakları nihai barış (!) anlaşmasıyla Anadolu’daki Türk varlığını tümüyle ortadan kaldırmayı düşünüyorlardı.
Başkent İstanbul’da başta padişah olmak üzere sık sık değişen mütareke hükümetleri direnme, ulusal onur ve bağımsızlığı koruma türünden bir düşünce taşımıyorlardı. Başta İngilizler olmak üzere bağlaşıkları kızdırmayıp her taleplerini kabullendiklerinde işgalcilerin merhametli davranacakları yolunda safça beklentiler içindeydiler.
Mustafa Kemal Paşa, mütareke ruhunun yönetimden başlayarak halkı da belli ölçüde etkilediği işgal altındaki İstanbul merkezli bir direnişin mümkün olamayacağını anlayarak Anadolu’ya geçmeye karar verdi.
19 Mayıs 1919 bu düşüncenin uygulamaya konulduğu tarihtir. Mustafa Kemal Paşa tarafından kaleme alınan 21 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi; vatanın bütünlüğünün ve milletin geleceğinin tehlike altında olduğunu belirttikten sonra kurtuluşun ‘milletin azim ve kararı ile’ mümkün olacağını belirterek kurtuluşun yolunu göstermiştir. 19 Mayıs 1919 – 27 Aralık 1919 tarihleri arasındaki 8 ayı aşkın süreçte gerçekleştirilen Erzurum ve Sivas kongreleri ve diğer çalışmalar, Türk ulusuna dayalı kurtuluş mücadelesinin örgütlenme evresidir.
Son Osmanlı Meclisinin 16 Mart 1920’de işgalcilerce basılıp dağıtılması ve bazı milletvekillerinin tutuklanıp Malta’ya sürülmesiyle Mustafa Kemal’in İstanbul merkezli bir kurtuluşun mümkün olamayacağına ilişkin görüşünün haklılığı kanıtlanmıştı. Bunun üzerine son Osmanlı Meclisinden bazı üyelerin de katılımıyla, esas olarak Anadolu’dan seçilen temsilcilerden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanır.
Mustafa Kemal’in Erzurum, Sivas gibi mahalli kongrelerdeki hukuki sıfatı Heyet-i Temsiliye Başkanlığı’dır. 23 Nisan 1920’deki açılış sonrası yapılan seçimle verilen görev ise TBMM Başkanlığı’dır. 19 Mayıs 1919’dan itibaren hukuk zemininden ve meşruiyetten ayrılmayan bir anlayışla yürütülen milli mücadelenin yerel örgütlenmesinin Müdafaa-i Hukuk olarak tanımlanmasındaki özen üzerinde düşünülmelidir. Emperyalizme karşı verilen ulusal kurtuluş savaşının mazlum bir ulusun hukukunun savunulması anlayışı doğrultusunda yürütülmesindeki özen ve incelikten bu gün için de alınacak dersler olduğu açıktır.
TBMM önderliğinde Türk ulusunca verilen topyekûn bir savaşım sonucu gerçekleşen ulusal kurtuluşla, egemenliğin teokratik-monarşik bir yönetimden alınarak gerçek sahibi olan ulusa verilmesinin 89. yılını kutluyoruz.
Emperyalizme karşı verilen kurtuluş savaşıyla ulaşılan özgürlüğün, ulusa dayalı egemenliğin sürdürülmesinin ilk şartı, ekonomik ve siyasal bağımsızlığın düşünsel temeli olan Mustafa Kemal’in mirasının, müdafaayı hukuk bilinciyle sürdürülmesi kararlılığından geçtiği unutulmamalıdır.
Ülkenin, ulusun yok olma aşamasında bile hukuk ve meşruiyetten ayrılmadan verilen ulusal kurtuluş savaşı sonucu kazanılan bağımsızlık ve egemenliği içlerine sindirememiş olan kimi güç odakları 23 Nisan 1920 ve 29 Ekim 1923 anlayışıyla hesaplaşma zamanın geldiğini düşünmektedirler.
İstanbul Barosu, Türk ulusunun büyük özverilerle ulaştığı özgürlük ve çağdaş hukuk düzenine yönelik saldırılara karşı bir hukuk kurumu olarak üzerine düşen sorumluluğun bilincindedir.
Bireysel ve toplumsal özgürlüğün, demokrasinin güvencesi çağdaş hukuk düzeninin sürdürülmesi yolundaki mücadelesine bundan sonra da aynı kararlılık ve özenle devam edeceğini kamuoyuna saygıyla duyurur.
İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI


