İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Ülkemizdeki Tutuklamalar Hukuka Aykırıdır; Süreler Makul Değildir

İstanbul Barosu Başkanlığı’nca düzenlenen panelde “CMK’da Tutuklama Kurumu ve Makul Süre” konusu ele alındı. Panel 15 Temmuz 2009 Çarşamba günü saat 11.00 – 17.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

Ülkemizdeki Tutuklamalar Hukuka Aykırıdır; Süreler Makul Değildir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İstanbul Barosu Başkanlığı’nca düzenlenen panelde “CMK’da Tutuklama Kurumu ve Makul Süre” konusu ele alındı. Panel 15 Temmuz 2009 Çarşamba günü saat 11.00 – 17.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

Açılış konuşmasını İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın’ın yaptığı paneli Prof. Dr. Erdener Yurtcan yönetti.

Baro başkanı Av. Muammer Aydın Panelin açış konuşmasında; ülkemizin bir hukuk devleti olduğunun Anayasa ile güvence altına alındığını, bu vesileyle Baro olarak Avukatlık Yasası’nın Barolara verdiği yetki doğrultusunda <ı>Hukuk Devleti ilkesi ışığında yasalara uygun olarak yargılama faaliyetleri sürdürülmesi ve <ı>Hukukun Üstünlüğü ilkesinin pekiştirilmesi adına bu paneli gerçekleştirdiklerini belirtti.

Aydın; Kamuoyunca adı bilinen ve dalga dalga operasyonlarla tutuklu şüpheli sayısı gittikçe artan binlerce sayfalık iddianamesi ve yüzlerce klasör kanıtları ile hem ülke ve hem de dünya kamuoyunu yakından ilgilendiren bir davada  ucu açık soruşturmada makul sürelerin aşıldığını ve hem Anayasa hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerinin ihlal edildiğini vurguladı. Aydın, bir soruşturmada halen tutuklularla ilgili davaların uzun süre açılmamış olması, şüphelilerin bu uzun sürede yeterince somut ve açık bir biçimde hangi fiil ve hangi eylem nedeniyle suçlandıklarını dahi bilememiş olmaları bu kişilerin haksızlığa uğradıkları savlarını haklı çıkarmaktadır, diyerek uzun süreli tutukluluğu eleştirdi.

Aydın sözlerini şöyle sürdürdü: CMK 102. Madde tutukluluk süreleri için 6 aylık ve 2 yıllık iki ayrı süreyi düzenlemektedir. Bunlardan biri Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına girmeyen diğeri ise giren işlerle ilgilidir Bu süreler somut değil soyut sürelerdir. Üstelik bu sürelerin zorunlu hallerde uzatılabileceği de yasada düzenlenmiştir. İlk bakışta bu adı bilinen davanın Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanında olması nedeniyle tutukluluk sürelerinin bu denli uzun olması yasaya uygun gibi görünebilir. Ama burada dikkat edilmesi gereken iki önemli ve hassas nokta vardır Bunlardan birincisi; Soruşturma sırasındaki tutukluluk durumunun bu denli uzun tutulmasının makul süreyi çoktan aşmış olması, ikincisi ise, yasanın düzenlediği (CMK 100) biçim ile birlikte uygulamanın eş söyleyişle hem yasa hükmünün ve hem de uygulamanın açıkça AİHS'in 5/3 ve 6. Maddelerine aykırılık oluşturmasıdır.

Av. Muammer Aydın ayrıca, tutuklama kurumunun artık bir İNFAZA dönüştürüldüğünün de altını çizdi.

Açış konuşmasından sonra geçilen panelde, Prof Dr. Erdener Yurtcan, Ceza yargılamasında üç önemli unsurun bulunduğunu bunun Normlar, Deliller ve Norm ve delillerin kullanıldığı olaylardaki gerçeğin ortaya çıkarmayı amaçlayan yargılama önlemleri olduğunu belirtti. Prof Yurtcan; amacın gerçeği ortaya çıkarmak olduğunu verilen kararları uygulama yeteneğine sahip olmasının amaçlandığını da söyledi. Ceza yargılamasındaki her önlemin Yasal ve Anayasal dayanağının bulunması gerektiğini vurgulayan Yurtcan, dayanaksız bir uygulamanın Ceza Hukukunda kullanılmasının anlamlı olamayacağını belirtti. Türkiye’de normlarla ilgili sıkıntıların bulunduğunu en büyük sorunun da uygulamayla ilgili olduğunun altını çizen Yurtcan; AB’ye giriş sürecinde tutuklama gibi ağır bir önlem uygulanmasının toplum gözünde bir infaz olarak görülmesinin değişmesi gerektiğini söyledi. Yurtcan, uygulamadaki yargıç ve savcıların karar verirken kendilerini baskı altında hissetmemeleri gereğini vurgulayarak panel konuşmacılarına söv verdi.

Panelde söz alan Prof.Dr. Metin Feyzioğlu, sözlerine Türkiye’de tutuklama haksızdır, süresi makul değildir, diyerek başladı. Prof. Dr. Feyzioğlu konuyla ilgili olarak şu tespitlerde bulundu: Tutuklamalar için kullanılan peşin ceza terimi yanlıştır. Ceza, yargılama sonrası ortaya çıkar. Suçun vasıf ve mahiyetinin değişmesi en çok tahliye gerekçesi olarak karşımıza çıkar, bu durum yargıç gözünde sanığın yeterince içeride kaldığı anlamına gelmektedir. Geçen zaman içinde ülkemizde hiçbir çağdaşlaşma olmamıştır ancak teknik takip ve izleme konusunda inanılmaz derecede “çağ atlamıştır” Türkiye. Çünkü her an herkes izlenebilir durumdadır. Tutuklama istisnadır, kuralının toplum tarafından içselleştirilmesi gerekir. CMK’da sayılan Katalog suçlar Anayasa’ya aykırıdır. Bir yargılamada savunma çekildiği ya da geri plana düşüldüğü anda yargıç vasfı da yitirilir ve bürokrat olarak kalınır.

Feyzioğlu, tutukluluğa itiraz kurumunun ülkemizde işlemediğini belirterek Türkiye’de on yıllık tutuklama süreleri söz konusu olduğunu belirterek bunun hukuk devleti terimiyle bağdaşmadığının da altını çizdi.

Panelde söz alan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcı Yardımcısı Ayhan Gödekmerdan da tutuklama kurumuyla ilgili olarak uygulamada sıkıntılarla karşılaşıldığını, her ne kadar CMK'nın özgürlükçü bir anlayışla yapıldığı ileri sürülse de bunun gerçeği yansıtmadığını ancak uygulamacılara büyük görevler düştüğünü söyledi. Gödekmerdan, yasalarda Cumhuriyet Savcılarının görev ve yetkilerinin yeterince düzenlenmediğini, düzenlenen hükümlerin ise uygulamayla tam olarak örtüşmediğini belirtti. Savcıların meslek kurallarının Yargıtay CGK’ca verilen bir kararda; bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk-tutarlılık, dürüstlük, eşitlik ile ehliyet ve liyakat olarak tanımlandığını belirten Gödekmerdan, hakim ve savcıların bu ilkeler doğrultusunda hareket etmelerinin önemine işaret etti.

Panelde söz alan Av. Önder Öztürel de tutukluluk konusunda dosya üzerinden yapılan otuz günlük tutukluluk süresi incelemelerinin göstermelik bir uygulamaya dönüştüğünü belirtti.  Öztürel CMK 252. maddede yer alan tutuklama sürelerinin iki katına çıkarılmasının bir utanç olarak değerlendirilebileceğini söyledi. Öztürel uygulamada yaşanan sorunlar konusunda ayrıntılı ve somut verilerle konuşmasını bitirdi.

Panel konuşmacılarından Av. Metin Çetinbaş da hakim ve savcıların görevlerini yürütürken yetersiz koşullarda çalıştığını fiziki koşullar ve ağır iş yükü nedeniyle dosyalara yeterince dikkat gösterilemediğini vurguladı.

Panelin bir diğer konuşmacısı olan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Turgay Demirci de konuşmasında, yargıç ve savcıların kendilerini “devletçi hukukçu” olarak tanımladıklarını bunun da birey odaklı temel hak ve özgürlüklere zarar verdiğini söyledi. Yargının bağımsızlığı kadar tarafsızlığını da tartışmak gerekir diyen Demirci, yargıç ve savcıların verdikleri kararlarda özellikle de tutuklama kararlarında kişisel tercihlerini ön plana çıkarma eğiliminde olduklarını söyledi. Demirci, gerek savcı ve hâkimlerin gerekse de avukatların, uygulamacı olarak hukuka değer katmak için çaba harcamaları gerektiğinin altını çizdi.

Soru-cevap kısmından sonra, Baro Başkanı Av. Muammer Aydın tarafından, konuşmacılara birer teşekkür belgesi verilmesiyle toplantı sona erdi.

Panel notları baromuzca kitaplaşarak meslektaşlarımızın bilgisine sunulacaktır.  

Baro Başkanı Av. Muammer Aydın'ın açılış konuşması için tıklayınız.

Galeri

Kategori:Haberler
Ülkemizdeki Tutuklamalar Hukuka Aykırıdır; Süreler Makul Değildir | İstanbul Barosu