İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Türkiye’De Hukuku Algılama Sorunu Yaşanıyor

İstanbul Barosu Cumhuriyet Hukuku ve Kültürü Merkezince (CUMER) “Soruşturma ve Kovuşturma Evresinde Şüpheli, Sanık ve Hükümlünün Sağlık ve Tedavi Hakları” konulu bir panel düzenlendi.

Türkiye’De Hukuku Algılama
Sorunu Yaşanıyor

İstanbul Barosu Cumhuriyet Hukuku ve Kültürü Merkezince (CUMER) “Soruşturma ve Kovuşturma Evresinde Şüpheli, Sanık ve Hükümlünün Sağlık ve Tedavi Hakları” konulu bir panel düzenlendi.

Panel, 9 Mart Pazartesi günü saat 16.00 – 19.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, cezaevi koşullarında olan tutuklu ve hükümlülerin sağlık hakları, yaşam hakları ile vücut bütünlüklerini koruma haklarının devletin güvencesi altında bulunduğunu, bu ilkelerin hem ulusal hem de uluslararası ceza infaz hukukunun en temel ilkeleri olduğunu bildirdi.

Son aylarda giderek artan sayıda mektup ve dilekçe ile insan haklarını korumak ve kollamakla görevli kuruluşlara önemli sayıda ihlal başvuruları yapıldığını belirten Aydın, özellikle Kuddusi Okkır'ın ölümü ile başka bir boyut alan " Cezaevi ve Sağlık " konusunun ülkemiz gündemindeki yerini önemli bir sorun olarak koruduğunu söyledi.

İstanbul Barosunun sorunlara daha fazla ve gereken önemin verilmesi için önemli ve etkin çalışmalar yaptığını anlatan Muammer Aydın, bu bağlamda önemli ve güncel olan bu konunun üzerine gidilmesini, ceza evlerindeki tutuklu ve hükümlülerin buralarda bulundukları sırada hastalan­dıklarında konulan tanı ve tedavi süreçlerinde yaşadıkları insan hakları ihlali yaratan sorunların en aza indirilmesini ve kökten çözülmesini amaçladıklarını kaydetti.

Sorunların ve hataların bir kısmı görevlilerin etik dışı yönetim ve görev anlayışlarından, bir kısmının da yetersiz tıbbi uygulamalardan kaynaklandığını anlatan Aydın, şöyle dedi: “İşte bu hatalar ile emir komuta zinciri içinde görevlilerde yaratılan korku ve endişeden dolayı herkesin işini yapıyormuş gibi davranışı neticesinde ortaya tutuklu ve hükümlülerin sağlığa erişimleri konusunda çok büyük ihlaller ve eksiklikler çıkmaktadır. Cezaevlerindeki bu insanların ağır hastalık hallerinin güçleştirdiği yaşam koşulları altında daha ileri tetkik ve tedavi olanaklarının sağlanmaması bu zor durumdaki ağır hasta insanlara refakatçi temin edilmemesi, sağlık kuruluşlarında tutuklu ya da hükümlü koğuşlarının olmaması önemli ve yaşamsal sorunlar olarak önümüzde durmaktadır” dedi.

Bizim isteklerimiz ve önerilerimiz öncelikle bir bütün olarak ceza ve tutukevlerindeki yaşanan her türlü insan haklarına aykırı uygulamaların ortadan kaldırılmasıdır” diyen Aydın, bu nedenle de toplumsal denetimin sağlanması için cezaevlerinin içinde bulunduğu sağlık koşullarının gizli olmaktan çıkarılmasını, insan hakları kurulları ile diğer STK’ların denetimine açılarak kamuoyunun bilgisine sunulmasını istedi.

Konuşmasında alınması gereken önlemler hakkında geniş açıklamalar yapan İstanbul Barosu Başkanı Aydın, ancak asıl sorunun bütün bunları herkesin bildiği halde hiç kimsenin konuşmaya ve dile getirmeye, sorunu kökten çözmeye cesaret edememesi olduğunu, bu durum böyle devam ettiği sürece yeni ihlallerin ve ölümlerin yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

Sorunun çözümünde sorumluluk alması gereken ancak almayan tüm yetkili kamu kurum ve kuruluşlar ile özellikle Adalet Bakanlığını, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünü ve Yetkili Savcıları göreve çağırdıklarını belirten Muammer Aydın, aksi takdirde bu günkü işbirliği ve çözüm arayışlarımıza kulak vermeyen ve ceza ve tutukevlerinden gelen çığlıkları duymayanların, yarın insan hakları ihlallerinden ve doğacak sorumluluktan kaçamayacaklarını, meydana gelmiş ve gelecek ölümlerden sorumlu olacaklarını ve Baronun bunların da takipçisi olacağını sözlerine ekledi.

Açılışta konuşan CUMER Yürütme Kurulu Üyesi Av. Nizar Özkaya da, şüphelilerin onur hakkının yeterince korunamadığını, şüphelilerin ellerine kelepçe takarak medyada teşhir edildiklerini bildirdi. 70 milyon insanın oksijen beklediğini belirten Özkaya, “Devletin yönetimindeki cezaevlerinde insanların onurunu ve yaşam hakkını koruyamıyorsanız gerisi boştur” dedi.  

Paneli yöneten İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ümit Kocasakal, Baro olarak bir hukuk mücadelesi yaptıklarını, bu arada suçlama ve eleştirilerle de karşılaştıklarını, ancak hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceklerini bildirdi. Kocasakal, “İnsan suç işlemiş olabilir, gözaltına alınabilir, tutuklanabilir ama ağır bir hastalığı varsa, yakalanmışsa ölmesi mi gerekiyor? O kişilerin elinden hiç kimse sağlık hakkını alamaz” dedi.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Kriminoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Kuddusi Okkır’ın ölümü üzerine Türk Tabipler Birliğinin oluşturduğu araştırma komisyonunda yer aldığını, konu hakkında çok ciddi bir rapor hazırlandığını belirtti ve raporun önemli maddeleri hakkında bilgi verdi.

Sonuç olarak Türkiye’de devletle birey arasında ciddi bir sorun bulunduğunu tespit ettiklerini belirten Mahmutoğlu, cezaevlerinde sağlık ve sevkler konusunda ağır ihmaller yaşandığını ve akıl almaz bir bürokratik durumla karşılaşıldığını anlattı. Mahmutoğlu şöyle konuştu: “Ceza infaz kurumunda devamlı bir hekim bulundurulamıyor. Sevkler mesai saati dışında yapılıyor. Hastayı hastaneye götürecek personel, araç gereç bulunamıyor. Gece yarısı yapılan sevkler amacına ulaşmıyor. Sevk kâğıdında “kaçma tehlikesi var” notunu gören hekim tedirgin oluyor. Tıbbi kayıtlar asla düzenli tutulmuyor. Bu bir mevzuat sorunu değildir. Hepimiz bir samimiyet testinden geçmek zorundayız”.

Ceza davalarında insanın konu değil sadece bir istatistik olduğunu, ceza davalarının ise artık duruşma salonları dışında medya mahkemelerinde görülmeye başlandığını kaydeden Mahmutoğlu, “Tutukluluk halinin kaldırılması için sağlık nedenlerinin bulunmadığını öne sürenler, o kararları daha sonra nasıl verdiler?” diye sordu.

Siyaseten her türlü kavganın yapılabileceğini, ancak sağlık üzerinden siyaset yapılmasını kabul etmediklerini belirten Mahmutoğlu, özel yaşamla ilgili günümüzde gelinen noktanın da çok vahim olduğunu kaydederek “İşkence, kötü muamele, sağlık ve insan onuru söz konusu olduğunda biz en sevmediğimiz kişinin de yanında oluruz. Karamsar olmaya gerek yoktur. Bu sorunları mutlaka çözeceğiz” dedi.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sermet Koç ise konuşmasında sağlık ve yaşam hakkının uluslararası sözleşmelerde, belgelerde yer aldığını Türk hukukunda da başta Anayasa olmak üzere çeşitli yasalarda bulunduğunu bildirdi.

Hasta haklarına tıbbi, felsefi, etik ve hukuki açıdan bakılabileceğini belirten Koç, hasta haklarına ilişkin teknik açıklamalar yaptı ve konuya ilişkin ‘İstanbul Protokolü’ hakkında bilgi verdi. 

Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Türkiye’de hukuku algılama sorunu bulunduğunu ve hukuku dolanan bir siyaset yaşandığını, bir takım hakların tanımının sorun olmadığını, bunların yasalarda çok güzel dile getirildiğini, ancak sorunun uygulamadan kaynaklandığını bildirdi.

Gözaltına alınıp cezaevine konulan kişinin sağlığını korumanın devletin görevi olduğunu, ancak düzenlemelerle yaşananlar arasında bir tutarlılığın bulunmadığını ve usul kurallarının uygulanmadığının altını çizen Eminağoğlu, “Bu durumda akla sadece keyfilik geliyor. Soruşturmanın asıl sahibi savcı polise teslim olmuş, savcılar polislerin kucağına itilmiş durumda. Konuya hekim de polis gözüyle bakarsa nasıl bir sonuç ortaya çıkacağı belli” dedi.

Cezaevindeki insanın sağlık sorununun giderilmesi için en etkin sağlık kuruluşuna götürülmesi gerektiğini belirten Eminağaoğlu, Adli Tıp Kurumunun yanlış yapılandırıldığını, cezaevlerindeki yapılanmaların da bundan farklı olmadığını, bir hakkın kullanımı etkin değilse sorun çıktığını ve ölümle sonuçlandığını belirterek “Bu durumda sadece özür dileniyor. Peki, yetkiyi kullanmamak suç olmuyor mu?” diye sordu.

Panelistlerin konuşmalarından sonra soru-cevap bölümüne geçildi. Konuşmacılar katılımcıların kendilerine yönelttikleri soruları yanıtladılar ve konuya ilişkin katkıda bulundular. Katılımcılar arasında yer alan Kuddusi Okkır’ın eşi Sabriye Okkır, eşinin başına gelenler ve yaptığı hukuk mücadelesini anlatması ilgiyle izlendi. Sabriye Okkır eşinin haklarının mücadelesi için barodan yardım istedi.

Panelin sonunda İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Hüseyin Özbek tarafından panelistlere birer plaket verildi.

Galeri

Kategori:Haberler
Türkiye’De Hukuku Algılama Sorunu Yaşanıyor | İstanbul Barosu