Türkiye - Ermenistan Sınır Kapısının Açılmasının Hukuki Sonuçları
İstanbul Barosu Dış İlişkiler Komisyonunca düzenlenen panelde “Türkiye - Ermenistan Sınır Kapısının Açılmasının Hukuki Sonuçları” tartışıldı. Panel, 2 Mayıs 2009 Cumartesi günü saat 18.30 – 21.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

İstanbul Barosu Dış İlişkiler Komisyonunca düzenlenen panelde “Türkiye - Ermenistan Sınır Kapısının Açılmasının Hukuki Sonuçları” tartışıldı. Panel, 2 Mayıs 2009 Cumartesi günü saat 18.30 – 21.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın açılış konuşmasında, Türkiye – Ermenistan sınır kapılarının açılmasında anahtarın Dağlık Karabağ sorununun çözümü olduğunu söyledi.
Sınır kapılarının açılmasının ekonomik değil tamamen siyasi olduğunu belirten Aydın, bazı olayların ekonomiden çok daha ötede anlam taşıdığını, bir dış politika skandalı yaratılarak Türkiye ile dost Azerbaycan'ın arasının açılmasının hedeflendiğini, ancak bu başarılamayınca bir başka tezgâh için geri çekilmek zorunda kalındığını bildirdi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihten gelen hassasiyetlerle ve böyle basit sebeplerle elindeki kozu vererek bu kapıyı açmaması gerektiğini vurgulayan Muammer Aydın, “Öncelikle Azerbaycan'ın Ermenistan tarafından işgal edilen toprakları geri verilmeden, Karabağ sorunu çözülmeden, bir milyonu aşkın kişi terk etmek zorunda bırakıldığı yerlerine geri dönmeden ve de Ermenistan tüm dünyaya buralardaki Türklere ait iken değiştirdiği tarihi, sosyal, kültürel varlıklar için özür dilemeden bu kapının açılabilmesi mümkün değildir” dedi.
Sınır komşularımızla ilgili sorunları barışçı bir anlayışla çözmek gerektiğini anlatan İstanbul Barosu Başkanı Aydın, bölgesinde barışa önem veren ve bir başka ülkenin topraklarında gözü olmayan bir ülke olarak bunu da bize yakışan şekilde gerçekleştirmek için çaba gösterilmesinin altını çizdi.
“Bir millet iki devlet anlayışını yaşatan ülkeler olarak tarihsel bağımız olan Azerbaycan 'ı da ekonomik ya da benzer tercihler karşısında ve özellikle bir sınır kapısının açılması için kenara koymamızın ve yeni tercihler geliştirmemizin de mümkün olmadığını düşünüyoruz” diyen Muammer Aydın, Türkiye’nin soykırımla suçlandığı göz önüne alındığında, aslı İnönü Vakfı’nda bulunan 24 Temmuz 1923’de İsmet İnönü’ye Ermeniler tarafından verilen şükran plaketinin buna en iyi yanıt olacağını sözlerine ekledi.
Paneli İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Selçuk Demirbulak yönetti. Demirbulak, panel başlangıcında ve söz aralarında özetle şu görüşleri savundu:
“17 Aralık 2004 yılında Avrupa Birliği’nin bizi aday göstermesinin örtülü ön koşulu Alican Sınır Kapısı’nın açılması ve soykırımın tanınması idi. Sınırların açılmasıyla hedeflenen Ermenistan’ın ekonomik ve politik gelişmesinin sağlanması idi. Ermeni Davası’nın (Hai Tahd) amacı büyük Ermenistan’ı (Hayistan) kurmaktır. Bunun için üç aşamalı bir strateji saptamışlardır. Bu da önce tanıma, sonra tazminat sonra da toprak talebidir.
Bugün Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve Avrupa Konseyi üyesi olan Ermenistan 86.600 kilometrekare yüz ölçüme sahip Azerbaycan’ın %16sını işgal altında tutarak istila ettiği Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasında tampon bölge yaratıp Ermenistan’la bağlantı kurmuşlardır. 4.400 kilometrekarelik Dağlık Karabağ’da nüfusun %95i ermenidir, miktarı da 170 bin civarındadır. Bugün Ermenistan Dağlık Karabağ dışında Gürcistan’ın Cevahiti Bölgesinde de II. Karabağ yaratmak için irredentist bir politika gütmektedir. 11 Eylül 2001 sonrası Gürcistan’ın toprak bütünlüğü ABD için önemli olduğundan Amerika şimdilik bu talebin gerçekleşmesini önlemiştir.
ABD’de yaşayan 800.000 Ermeni, Amerika Ermeni Meclisi (AAA) ve Fransa’da yaşayan 350 bin Ermeni Uluslararası Toprak ve Kültür Örgütleri Birliği (UİOTC), Almanya’da yaşayan 20.000 Ermeni Alman Ermeni Cemaati (GAC) ve İngiltere’de yaşayan 15 bin Ermeni, Ermeni Enformasyon ve Tavsiye Merkezi (CAİA) yönetiminden oluşan Ermeni Diasporası’nın diğer parçalarını da Kanada, Lübnan, İran gibi ülkelerde görmekteyiz. Diaspora 1973 ila 1984 arasında ASALA terör örgütünü kullanmış 1985 sonrası ise uluslararası yazılı, görsel ve sözel medya sanayisinden yararlanarak Türkiye aleyhine evrende olumsuz imaj yaratmıştır.
Biz Alican Sınır Kapısının açılmasının sadece belli önkoşullar tahtında olacağına inanıyoruz. Öncelikle Ermeniler, soykırım yalanından vazgeçmek, anayasalarında mevcut olan ülkemizden toprak talebini çıkartmak ve 1921’de imzalanan Kars Antlaşması’nın tespitine saygı göstermek durumundadırlar. Aksi takdirde 21. yüzyılın en etkili dış politika aracı olan ekonomik ambargoyu devam ettirmemiz zorunluluk arz eder.
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Av. Selami Kuran, Türkiye’nin 1993 yılında Ermenistan sınır kapılarının kapatılmasına ilişkin kararının gerekçelerinde bir değişiklik olmadığını söyledi.
Prof. Dr. Kuran şu görüşleri dile getirdi:
“Sovyetlerin yıkılmasından sonra daha önce özerk bölge olan Dağlık Karabağ Azeri toprağı sayıldı. Daha sonra Ermeniler buranın %20’sini işgal ettiler. Birleşmiş Milletlerin işgali kınayan ve Karabağ’ın Azeri toprağı olduğunu kabul eden 4 kararı vardır. 2000 yılında Ermeniler bağımsızlıklarını ilan ederek yeni devletlerini kurdular. Anayasalarını hazırladılar ve 2007 yılında Cumhurbaşkanlarını seçtiler. Anayasalarına koydukları Bağımsızlık Bildirisine soykırım iddialarını yerleştirdiler. Kars Antlaşmasını tanımadıklarını bildirdiler ve Ağrı Dağı’nı devlet logosu haline getirdiler. Avrupa Güvenlik ve işbirliği Örgütü içinde yer alan Minsk Grubu, 2004 yılında aldığı bir kararda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararlarına temel olan koşulların değiştiğini öne sürdü. Türkiye bu görüşleri protesto etti. Ermenistan genişletilmiş Avrupa Birliği içersinde yer aldığı için AB sınırların açılması için baskı yapmaktadır. Türkiye’nin komşularıyla sorunlarını barışçıl politikalarla çözmesi esastır. Barış tek yanlı olmaz. Ermeni Anayasasında yer alan Bağımsızlık Bildirisinde değişiklik yapmak gerekiyor. Ermenistan 1921 Kars Antlaşmasını tanıdığını resmen açıklamalıdır. Lozan Antlaşmasını sorgular hale gelmekten vazgeçmelidir. Soykırım iddialarının ise Tarih Komisyonuna havale etmeli, sonucu kabullenmelidir. İşgal etiği Dağlık Karabağ’dan çekilmelidir. Ermenistan bu iddialarda yalnız değildir. Arkasında güçlü bir diaspora desteği vardır ve buradan beslenmektedir.
E. Büyükelçi, Ankara Milletvekili Deniz Bölükbaşı, 22 Nisan 2009’da Ermenistan’la varılan Çerçeve Antlaşmasında siyasi iktidarın çok yoğun bir karartma uyguladığını söyledi.
Bölükbaşı şu değerlendirmleri yaptı:
“Bu Çerçeve Antlaşmasını ABD biliyor, AB biliyor, Ermenistan biliyor, Azerbaycan Ruslardan öğrendi, ama Türkiye bilmiyor. Başbakan bu konularda durmadan konuşuyor. Bu konuşmaları Ermenistan yalanlıyor. Bu durum kafa karışıklığını daha da arttırıyor. Türkiye ile Ermenistan arasında 2001’de İsviçre’de bir toplantı yapıldı. Ermeni soykırım iddiasında bulunmanın suç olduğunu kabul eden İsviçre de arabulucu. Bu ülkenin arabuluculuğu toplantıyı tartışmalı hale getirmektedir. Ermenistan Anayasasına konulan Bağımsızlık Bildirisi iki ülkenin sınırlarını tartışmalı hale getirmektedir. 1915 olayları, 1915–1923 arası olmuş kabul edilerek olaya Türkiye Cumhuriyeti de bulaştırılmak istenmektedir. Bütün bunlarla gelecekte tazminat istemenin zemini hazırlanmaktadır. Sigorta poliçeleri, banka hesapları, tapu tespit davaları açılarak Türkiye köşeye sıkıştırılacaktır. Sorun sınırların açılması değil, bunun ardından gelecek tazminat davalarıdır. Son Çerçeve Antlaşmasına göre, Ermenistan’ın ortak sınırı tanıyacağına dair bir hüküm yoktur. Ortak Tarih Komisyonu kurulması konusu yoktur. Karabağ ve 1915 olayları için bir ön şart yoktur. Hiçbir şart koşmadan görüşmeler sürdürülecektir.”
İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Hüseyin Özbek de panelde yaptığı konuşmada
Türk ulusunun tarih bilincine tecavüz edildiğini söyledi.
Özbek şunları söyledi:
“Türkiye’nin elinde Kars, Gümrü, Lozan gibi kesinleşmiş ilamlar bulunmaktadır. Bir yandan ABD, bir yandan AB, bir yandan da Ermeni diasporası tarafından Türkiye’yi elindeki bu ilamları “yok” saymaya zorlamaktadır. Davaya yeniden başlanmasını istemektedirler. Türkiye açısından sorun sadece Karabağ sorunu değildir, daha da çetrefildir. Diaspora yandaşlarınca Kars Antlaşmasıyla belirlenmiş, Lozan Antlaşmasıyla kesinleşmiş Türkiye-Ermenistan sınırı tanınmamaktadır. Ermenistan yöneticileri bu konularda ısrarlı iddialarda bulunuyorlar. ABD Dış İşleri yetkililerinden Bryza’nın bir yıl önce verdiği demeçte sınırların açılması ve Türkiye’nin yapması gerekenler anlatılıyor. İçerdeki yandaşların da katkılarıyla Bilgi Üniversitesinde düzenlenen Sempozyumda Türklerin soykırımı kabul ettikleri yabancı ajanslar tarafından dünyaya duyuruluyor. Bütün bunlar gösteriyor ki uluslararası bir oyun oynanıyor. ABD ve AB’nin çıkarları açısından Türkiye’den refleks bekleniyor. Bu çevreler tarafından Türkiye’nin ulusal konuları “ağır bagaj” olarak nitelenmekte ve “Eğer Türkiye bu ağır bagajlardan kurtulursa daha da hafifleyecektir” denilmektedir. Amaç Türkiye’nin gardını düşürmektir. Gardı düşmüş bir ülkenin ortak bilinci de yok edilmiş demektir.”
Avukat ve Manisa Milletvekili Şahin Mengü, Ermenistan iddialarından vazgeçmeden sınırların açılmasının, gelecekte Türkiye’nin başına büyük işler açabileceğini bildirdi.
Mengü, Türkiye-Ermenistan arasındaki tarihi ilişkileri özetlediği konuşmasında şöyle dedi:
“Son zamanlarda Türkiye’nin dış politikasında tutarsızlıklar yaşanmaktadır. İlkeli bir dış politika göremiyoruz. Ermenistan’a yönelik politikalar da böyle. Ermenistan’la ilgili sorunlar üç ana grupta toplanmaktadır. Birincisi, Ermenilerin yarattığı sınır anlaşmazlığıdır. 3 Ekim 1920’de Gümrü Antlaşması imzalanmıştır. Türkiye adına Atatürk imzalamıştır. Ermeniler bu antlaşmayla Sevr’den vazgeçmişlerdir. Bir gün sonra Sovyetler Ermenistan’ı işgal ettikleri için bu anlaşma yürürlüğe girmedi. İşgalden 4 ay sonra Ruslarla bir anlaşma yapılıyor. Arkasından Kars Antlaşması imzalanıyor. Bu antlaşmada da Ermeniler Sevr’i reddediyor ve her iki taraf karşılıklı ve sınırsız bir af ilan ediyorlar. Kars Antlaşmasıyla Ermeniler sınırı tanıyorlar, ama şimdi bu sınırı tanımadıklarını söylüyorlar. Ermenistan’la ikinci önemli anlaşmazlık soykırım iddiasıdır. İngilizler İstanbul’u işgal ettiklerinde tüm Osmanlı Arşivleri ellerindeydi. Soykırım iddiasıyla pek çok Osmanlı yetkilisi Malta’ya sürgün edildi ve orada yargılandılar. Aleyhlerine hiçbir delil bulunmadığı için de hepsi beraat etiler. Bir diğer sorun da Karabağ’ın Ermeniler tarafından işgalidir. Bu işgalin haksızlığı ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararlarıyla sabittir. Bu iddialar çözüme kavuşturulmadan sınır kapısının açılması ilerde Türkiye’nin başına büyük işler açar.
Siyasi iktidar sınır kapısı açıldığında ticaret hacminin artacağını söylüyor. En fazla artış da 500 milyon dolar olacak. Türkiye’nin ticaret hacmi ise 130 milyar dolar. Bu kadar küçük bir miktar için Azerbaycan’ı Rusların kucağına itmeye değer mi? Azerbaycan 10 yıl sonra Kafkasya’nın yıldızıdır. Bir takım baskılarla ekonomik çıkarlarımızı koruyamaz hale gelmişiz.”
Panelin soru-cevap bölümünden sonra İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, panel konuşmacılarına birer Teşekkür Belgesi sundu.


