Türkiye Barolar Birliği Başkan Ve Yönetiminden İstanbul Barosu’Na Destek
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Vedat Ahsen Coşar ve

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Vedat Ahsen Coşar ve Yönetim Kurulu Üyeleri 13 Şubat 2013 Çarşamba günü saat 12.00’da İstanbul Barosuna destek ziyaretinde bulundu. Ziyarette konuk heyet, İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal ve Yönetim Kurulu Üyeleriyle bir süre görüştü.
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Coşar görüşmeden sonra saat 13.00’da İstanbul Barosu 7. Kat toplantı salonunda bir basın toplantısı yaptı. Basın toplantısında, TBB Yönetim Kurulu Üyeleri, İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri, bazı Denetleme Kurulu ve TBB Delegasyon Üyeleri de hazır bulundu.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, kendilerine destek ziyaretinde bulunan TBB Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerine teşekkür etti. Suç işlemedikleri için vicdanlarının rahat olduğunu belirten Kocasakal, Mahkeme Başkanının bile tutanağa geçirdiği ifadelerle, baronun mahkemede görevini yerine getirdiğini kabul ettiğini söyledi. Kocasakal, davanın zorlamayla açıldığını, yargının kurucu unsuru olan avukatların meslek örgütü olarak baronun da olayda yasadan kaynaklanan yetkiyi kullanarak bir görevi yerine getirdiğini, o nedenle yargı görevini yapanı etkilemenin mümkün olmadığını bildirdi.
TBB Başkanı Av. Vedat Ahsen Coşar da, İstanbul Barosunun meslektaşlarının sıkıntılarını Mahkemeye bildirmek için dilekçe vermesinin adil yargılamayı etkileme suçunu oluşturmadığını, Başkan ve Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında dava açılmış olmasıyla da görevlerin düşmüş sayılmayacağını bildirdi. Coşar, basın toplantısında şu konuşmayı yaptı:
“Yargıya karşı saygının, yargıçların yapılan eleştirilerden, adil yargılanmayı etkilemek olarak nitelenen kimi eylem ve söylemlerden korunmasıyla sağlanacağını zannetmek ciddi bir yanılgıdır. Zira mahkeme kürsüsünün haysiyetini koruma adına zorla dayatılan suskunluk, yargıya olan saygıyı artırmaktan ziyade, ona yönelik düşmanlığı, kuşkuyu ve itaatsizliği besler. Diğer taraftan yargılama faaliyeti de dâhil kamu işleri hakkında her türlü tartışma, sınırsız şekilde özgür, sağlıklı ve herkese karşı açık olmalıdır. Bu türden tartışmalar ve söylemler, hiddetli, iğneleyici ve bazen de hükümet, yargı ve diğer kamu görevlilerine hoş gelmeyecek derecede keskin olabilir. Bunları olağan saymak, yararlı görmek veya en azından zararlı ve suç olarak görmemek gerekir. Esas tehlikeli olan suskun kalmaktır. Diğer taraftan bir konunun tartışılmasının sürmekte olan bir davayı etkileyebileceği gerekçesiyle ve yasal düzenleme yapmak suretiyle engellenmesi, toplumdaki kimi sürekli rahatsızlıkların hiçbir zaman tartışılmaması ya da en azından o konunun kamuoyunda tartışılmasına en fazla ihtiyaç duyulduğu zamanda tartışılmaması anlamına gelir. 0 nedenle yargıya yönelik eylem ve ifadeleri, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmek ve suç saymamak gerekir.
İstanbul Barosu ve Yönetim Kurulu Üyelerinin görevlerinin kendiliğinden sona erip ermediği hususuna gelince; "sona ermemiştir." Şöyle ki, İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerinin somut olaya konu eylemi, Avukatlık Kanunu'nun95.maddesinin 1 ve 2.fıkraları kapsamında olmakla görevleri kapsamındadır ve suç değildir. Diğer taraftan Avukatlık Kanunu'nun 90/2.maddesi "haklarında avukatlığa engel bir suçtan dolayı son soruşturma açılmasına karar verilmesi" durumunda yönetim kurulu üyeliği kendiliğinden sona erer" hükmünü içermektedir. Buradaki ince nokta son soruşturmaya konu suçun "avukatlığa engel bir suç olup olmadığı" ve "son soruşturma açılmasına karar verilip verilmediği" noktasıdır. O nedenle avukatlığa engel suçları düzenleyen Avukatlık Kanunu'nun 5/a maddesine bakmak gerekir. Anılan madde hükmünde İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerinin işledikleri iddia edilen ve TCK’nun 277. maddesinde düzenlenen "adil yargılanmayı etkileme" suçu yoktur. Gerek İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri hakkında "son soruşturmanın açılmasına” karar verilmemiş olmasına göre, İstanbul Barosu ve Yönetim Kurulu Üyelerinin görevleri bu aşamada kendiliğinden sona ermemiştir. Şu kadar ki açıklanan dava sonunda haklarında iki yıldan fazla bir mahkûmiyet kararı verilmesi durumunda, Avukatlık Kanunu'nun 5/a maddesi hükmü gereğince görevleri kendiliğinden sona erecektir. Ne var ki, İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerinin eylemi az yukarıda ifade edilen çerçevede suç niteliğinde olmamakla bu olasılığın gerçekleşmesi de son derece zayıftır. Beraat etme olasılıkları yüksektir. Böyle olmasını da diliyor ve bekliyoruz”.


