İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Türkiye-Avrupa Birliği Arasındaki Gümrük Birliği

İstanbul Barosu Avrupa Birliği Hukuku Komisyonunca

Türkiye-Avrupa Birliği Arasındaki Gümrük Birliği

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

İstanbul Barosu Avrupa Birliği Hukuku Komisyonunca düzenlenen “Türkiye-Avrupa Birliği Arasındaki Gümrük Birliği” konulu panel, 18 Haziran 2011 Cumartesi günü saat 9.30-17.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

 

Panelin açılışında konuşan Komisyon Eş Başkanı Av. Lütfü Ertuğrul Yeşilaltay, Roma hukukunun Avrupa’yı bütünleştirdiğini, Türkiye’nin de Batı’dan aldığı yasalarla Avrupa’nın bir parçası haline geldiğini, AB ile bütünleşmeye çalıştığını ve bunun için Avrupa Birliği Bakanlığı kurulduğunu söyledi.

 

Yeşilaltay’ın yönettiği ilk oturumda konuşan Devlet Planlama Teşkilatı Gümrük Birliği Raportörü Can Baydarol, Gümrük Birliğinin Katma Protokol çerçevesinde kurulduğunu, Gümrük Birliğinin bir hak değil yükümlülük olduğunu söyledi. Konuya Türkiye-AB ilişkileri açısından bakıldığında inişli çıkışlı dönemler yaşandığını belirten Baydarol, son yıllarda AB ile müzakerelerin tıkanma noktasına geldiğini, çalışmaların ilerlemesi için siyasi iradeye ihtiyaç bulunduğunu bildirdi.

 

Emekli Büyükelçi İstemi Perman genel bir değerlendirme yaptı. Konuya GATT, DTÖ ve IMF gibi mali kuruluşlar açısından yaklaşan Perman, dünyada bütün ekonomik sistemlerin temelinde Anglosakson hukukunun yattığını bildirdi. Türkiye-AB ilişkilerine de değinen Perman, Türkiye’de Avrupa Birliği hukukuna ilişkin ciddi bir eğitim olmadığını, üniversitelerin bu konuya gereken önemi vermediğini, Türkiye-AB ilişkilerinin devlet politikası haline getirilmesi ve bunun için de çok çalışılması gerektiğini vurguladı.

 

Bu oturumda konuşan İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek de, Türkiye’nin Gümrük Birliğindeki konumunun iyi değerlendirilmesi, yaşananlardan ders çıkarılması gerektiğini ironik bir dille anlattı. Her kesimin Avrupa Birliğinden beklentileri, talepleri bulunabileceğine dikkat çeken Özbek, bu konuda Türkiye’nin kendi verilerine bakması, kendi çıkarları nerededir bunları belirlemesi, inisiyatiflerini kaybetmemesi gerektiğinin altını çizdi.

 

Avrupa Birliği Hukuku Komisyonu Eş Başkanı Av. Cem Murat Sofuoğlu’nun yönettiği ikinci oturumda konuşan Eski Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu, Türkiye-AB ve Gümrük Birliği ilişkilerinin tarihi hakkında kısa bir özet yaptı. Türkiye’nin 2004 yılı Aralık ayında AB ile müzakereye başladığını, 35 fasıldan 13’ünün müzakeresinin yapıldığını, ancak birinin geçici olarak kapatılabildiğini belirten Müezzinoğlu, Türkiye’nin sonu nereye varacağı bilinmeyen bir sürece girdiğini bildirdi. Müezzinoğlu, Türkiye’de AB’ye inanların sayısının %40’a düştüğünü, Avrupa Birliğine üye ülkelerde ise bu oranın %10’larda bulunduğunu hatırlattı. Çağdaşlaşma projesi çerçevesinde Türkiye’nin AB’ye ihtiyacı bulunduğunu kaydeden Müezzinoğlu, eğer AB bir dünya aktörü olmak istiyorsa Türkiye’den vazgeçmesinin mümkün olmadığını sözlerine ekledi.

 

Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, Gümrük Birliğinin kendi içinde bir amaç değil, kendi idealini gerçekleştirmek için bir araç olduğunu söyledi.

 

Ankara Antlaşmasına göre Türkiye’nin tam üyelik talebi olmasaydı Gümrük Birliği de olmazdı” diyen Özülker, Türkiye’nin başlangıcından bu yana tam üyelik konusunda fazla istekli olmadığını, bu nedenle ilişkilerde inişler ve çıkışlar yaşandığını bildirdi. Avrupa Birliğinin barış, uzlaşma kültürü, dayanışma ve egemenliğin devri temeline oturtulduğunu belirten Özülker, “Eğer var olan bir sofraya oturmaya kararlıysanız, sofra düzenine karışamazsınız” dedi.

 

Emekli Büyükelçi Taner Baytok da 1989’da Dışişleri Bakanlığında AET Genel Müdürü olarak görev yaptığı dönemde yaşadıkları hakkında bilgi verdi.

 

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sanem Baykal da akademik açıdan Gümrük Birliğini ele aldı. Gümrük Birliğinin mal, işgücü, sermaye bütünleşmesini hedefleyen AB’nin bir aracı olduğunu belirten Baykal, Türkiye’ye Ankara Antlaşmasıyla hukuksal değil siyasal bir bütünleşme önerisi yapıldığını savundu. Baykal, Türkiye’nin AB üyeliğini çağdaşlaşma projesi olarak kabul edip kurallar bütününe odaklanılması gerektiğini söyledi.

 

 Avrupa Birliği Hukuku Komisyonu Başkan Yardımcısı Av. Betül Gürsoy’un yönettiği üçüncü oturumda konuşan Marmara Üniversitesi Avrupa Birliği Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Selami Kuran, Avrupa Birliğinin çok kapsamlı bir konu olduğunu belirtti. Katma Protokole göre oluşturulan Gümrük Birliği’nin karar mekanizmalarında Türkiye’nin yer almadığını kaydeden Kuran, bunu büyük bir kayıp olarak niteledi. AB ve Gümrük Birliği konularının çok politize olduğunu belirten Kuran, bu ilişkilerin artılarıyla eksileriyle yeniden ele alınarak tartışılması gerektiğinin altını çizdi.

 

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Pınar Artıran, konuyu ticari ilişkiler açısından ele aldı. Dünya Ticaret Örgütü’nün ticaretin %90 oranında liberalleşmesini savunduğunu, Türkiye’nin durumunun buna uygun olmadığını belirten Artıran, Gümrük Birliğinde Türkiye’nin aleyhine gelişmeler olduğunu ve ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesinin zorunluluğuna işaret etti. Rekabet kurallarının geliştirilmesi gerektiğini de vurgulayan Artıran, bu gelişmelerin uyum yasalarına da yansıtılması gerektiğinin altını çizdi.

 

Ticaret Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Eda Giray, konuya fikri mülkiyet hakları açısından yaklaştı. Bu alanda önemli gelişmeler sağlandığını belirten Giray, Türkiye’de fikri hakların hala Kanun Hükmünde Kararnamelerle düzenlendiğini, bir yasasının olmadığını söyledi. Giray, Markalar Kanunu, Yeni Türk Ticaret Kanunu gibi yasal düzenlemeleri AB’ye uyum için çok ciddi çabalar olarak niteledi.

 

İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi Av. Sinan Naipoğlu da, AB’ye ilginin giderek azaldığını söyledi. Gümrük Birliğini AB’ye tam üyelik açısından bir araç olarak niteleyen Naipoğlu, Türkiye’de rekabet kültürünün oluşmasında ciddi sorunlar bulunduğunu, bu kültürün içselleştirilemediğini anlattı.

 

Avrupa Birliği Hukuku Komisyonu Yürütme Kurulu Üyesi Av. Barış Gülçur’un yönettiği son oturumda konuşan Prof. Dr. Erol Manisalı, Türkiye AB ilişkilerini kurumsal stratejik ilişkiler, konjonktürel uyum ve doğal entegrasyon temelinde bir bütün olarak görmek gerektiğini söyledi. Manisalı, karar mekanizmalarında yer almadan Gümrük Birliği’nin yükümlülüklerini Türkiye’nin üstlenmek zorunda kaldığını, tek yanlı olduğu biline biline Gümrük Birliğine girildiğini anlattı. Avrupa Birliği anlaşmasında böyle bir hüküm bulunmadığını belirten Manisalı, Gümrük Birliğinin haksız rekabet yarattığını, ucube bir anlaşma olduğunu ve başka bir benzerinin de bulunmadığını bildirdi. Manisalı, Türkiye’nin aleyhine çalışan bir mekanizmaya Türkiye’nin tepki göstermemesini demokrasi sorununa bağladı.

 

Emekli Büyükelçi Onur Öymen, Ankara Anlaşmasını imzalayan 1963’deki siyasi irade ile bugünkü siyasi idarenin aynı olmadığını, ilk yıllardaki mali protokollerin gerçekleşme oranı tam iken, günümüzde bu oranının sıfır olduğunu söyledi. Gümrük Birliğine girme kararının zorlama bir karar olduğuna dikkat çeken Öymen, Birliğin karar mekanizmalarında bulunmayan Türkiye’ye ilişkilerin zarar verdiğini bildirdi. AB ile ilişkilerde yaşanan son gelişmelere de değinen Öymen, çözümün siyasi olduğunu ve büyük bir siyasi mücadele vermek gerektiğini savundu.

 

Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bertil Oder ise Gümrük Birliği ve AB ilişkilerini anayasa ve AB hukuku açısından değerlendirdi. Avrupa Birliğinin, açık müzakere, demokratik tavır, saydamlık temelinde demokratik bir yönetim anlayışını gerçekleştirdiğini belirten Oder, “Ne yazık ki Türkiye’de bu anlayışı görmek mümkün değildir. Bakanlar Kurulu bir takım kararlar alıyor. Nasıl alıyor, Türkiye’de Bakanlar Kurulunun nasıl çalıştığına ilişkin bir mevzuat yoktur, kapalı kapılar ardında kararlar alınır” dedi.

 

Gümrük Birliği Antlaşmasının Anayasa’nın 90. Maddesi gereği TBMM’de görüşülmediğini, dolayısıyla böyle bir anlaşmanın hukuken yok sayılması gerektiğini savunan Oder, bunun demokratik devlet işleyişine aykırı olduğunu bildirdi. Oder, organ işlevi niteliğindeki işlemlerin Türkiye’deki hukuksal temelinin tartışmalı olduğunu, bu nedenle anlaşmanın ancak dolaylı etkili bir anlaşma olabileceğini savundu.

 

Gümrük Müfettişi Bülent Erdem de Gümrük Birliği kararının yürürlüğe girmesi üzerine alınan önlemleri sıraladı ve uygulamacı olarak yaşanan olaylar hakkında bilgi verdi.

 

Oturum sonlarında soru-cevap bölümleri gerçekleşti. Bu arada konuşmacılara birer Teşekkür Plaketi sunuldu.

Galeri

Kategori:Haberler