Türkiye - Ab Müzakereleri Kapsamında Gelinen Nokta Ve Müzakere Çerçeve Belgesi
İstanbul Barosu AB Hukuku Komisyonunca 17 Kasım 2009 Salı günü saat 14.00 – 16.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda düzenlenen panelde “Türkiye – AB Müzakereleri Kapsamında Gelinen Nokta ve Müzakere Çerçeve Belgesi” konusu ele alındı.

İstanbul Barosu AB Hukuku Komisyonunca 17 Kasım 2009 Salı günü saat 14.00 – 16.00 arasında Orhan Apaydın Konferans Salonunda düzenlenen panelde “Türkiye – AB Müzakereleri Kapsamında Gelinen Nokta ve Müzakere Çerçeve Belgesi” konusu ele alındı.
Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, 3 Ekim 2005 tarihinde onaylanan Türkiye'nin AB ile arasındaki müzakerelerde yol haritası niteliğinde olan Müzakere Çerçeve Belgesi’nin Türkiye açısından olumsuzluklar taşıdığını söyledi.
Belgenin onaylanmasına rağmen ne siyasilerin ne de hukukçuların birçoğunun Türkiye'nin neye imza atmış olduğundan ve hangi şartlarda müzakerelerin yürütüleceği hususlarından haberdar olmadığını belirten Muammer Aydın, müzakerelerin ucu açık bir süreç öngördüğünü ve sonucunun önceden bilinemediğini, daha net bir ifadeyle müzakerelerin sonucunda tam üyeliğin garanti edilemediğini bildirdi.
Müzakereler olumlu sonuçlansa bile üye ülkelerden birinin Türkiye’yi hazmedemediğini bildirmesinin Müzakere Çerçeve Belgesine göre tam üyeliğin engellenmesi için yeterli görüldüğünü kaydeden Aydın, Belgenin, Türk limanları ve hava sahasının Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne açılmasını bir ön şart olarak ileri sürdüğünü, bunun da KKTC'nin siyasi ve ekonomik olarak tasfiyesinin başlatılması ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıs'ın meşru hükümeti olarak tanınması anlamına geleceğini söyledi.
Belgede yer alan bir düzenlemeye göre Türkiye tarafından diğer ülkelerle imzalanmış olan ve üyeliğin yükümlülüklerine aykırı olan tüm antlaşmaların geçersiz hale geleceğini hatırlatan Aydın, “Türkiye'nin imzaladığı uluslararası antlaşma hükümleri ile AB müktesebatı arasında çatışma olması halinde AB müktesebatının geçerli olacağı kabul edilmektedir. Bu konunun hassasiyetini bir örnekle ortaya koymakta önem görüyorum. Örneğin Lozan Antlaşmasında belirtilen azınlıklar ile AB Komisyonumun 3 Ekim 2004 tarihli ilerleme raporunda belirtilen azınlıklar farklıdır. Komisyon Raporumda Kürtler ve Aleviler birer azınlık olarak görülmektedir. Oysa Lozan'a göre azınlıklar bellidir. Bu durumda Lozan'ın ilgili maddeleri geçersiz mi sayılacaktır?” diye sordu.
Muammer Aydın, Müzakere Çerçeve Belgesinde serbest dolaşım, yapısal politikalar ve tarım alanında kalıcı kısıtlamalar getirilebileceğinin bildirilmesinin Avrupa Birliği'nin ana amacı olan dört temel özgürlükle, yani kişilerin, malların, sermayenin ve hizmetlerin serbest dolaşımı ile çelişki oluşturduğunu vurguladı. Aydın, “Bütün bu konular dikkatle incelendiğinde aslında müzakere çerçeve belgesinin daha önceki aday ülkelerle yapılan müzakere belgelerinden siyasi ve hukuki olarak farklı içerikte hazırlandığı, konu Türkiye'nin üyeliği olunca Kopenhag kriterlerinin dışında ilave ve ön şartların dayatılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır” dedi.
Paneli yöneten İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Av. Selçuk Demirbulak, Avrupa Birliğinin kendi mevzuatını siyasallaştırarak çifte standart uyguladığını, salam politikasıyla kendi ilkelerine aykırı davrandığını söyledi.
Türkiye’nin Roma ve Ankara Anlaşmalarıyla kazanılmış hakları bulunduğunu belirten Demirbulak, vize konusunun bunlardan biri olduğunu, Avrupa Adalet Divanının kararına rağmen Avrupa Birliğinin vize konusunda bile ne kadar hukuktan uzak olduğunun görüldüğünü bildirdi.
Avrupa’da yaşayan Türklerin bireysel başvuruları sonucu haklar konusunda Avrupa Adalet Divanının olumlu kararlar verdiğini hatırlatan Demirbulak, Avrupa Birliğine üye ülkelerin bu kararların genelleştirilmesini engellediklerini, hak arama kültürü olmadığı için de kazanılmış hakların hayata geçirilemediğini anlattı.
Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve Avrupa Birliği Merkezi Müdürü Prof. Dr. Harun Gümrükçü, Türkiye’ye Katma Protokol’ün tam üyelik yolunu açtığını oysa Müzakere Çerçeve Belgesi’nin Türkiye’nin AB ile 40 yıllık geçmişi yokmuş gibi hazırlandığını, bunu yanlış bulduğunu söyledi.
Türkiye’nin ortaklık anlaşmasıyla kendisine sağlanan hakların farkında olmadığını, Avrupa Birliği hukuku iyi bilinmediği için de bu hakların tartışılmadığını belirten Gümrükçü, Türkiye haklarına sahip çıkmadığı için de bu haklarını kaybettiğini bildirdi.
1973 yılında imzalanan Katma Protokol’ün önemli haklar içerdiğini, AB ile bütünleşmede geri adım atmanın önlendiğini kaydeden Gümrükçü, Avrupa Adalet Divanının bu alanda 7 kararı bulunduğunu, vize kararının da bunlardan biri olduğunu belirtti. Gümrükçü, Türkiye aleyhine kararlar veren AİHM ile Türkiye lehine karar veren Avrupa Adalet Divanının birbirine karıştırıldığını, divanın kararlarına zaman zaman üye ülkelerin tepki gösterdiklerini ve uygulamamak için direndiklerini vurguladı.
AB İlerleme Raporlarının hakları ihlal eden emperyal bir zihniyetle tek yanlı olarak kaleme alındığını savunan Prof. Dr. Gümrükçü, “Bu nasıl ortaklıksa hep kendi isteklerini, ölçütlerini dayatıyorlar. Avrupa Adalet Divanının aldığı kararları ilerleme raporlarında gören var mı? Kendi mahkemesinin kararlarına raporlarında yer vermeyen birliğin tarafsızlığına nasıl inanacağız” dedi.
İstanbul Barosu AB Hukuku Komisyonu Başkanı Av. Ertuğrul Yeşilaltay da Türkiye'nin AB ile arasındaki müzakerelerde yol haritası olan Müzakere Çerçeve Belgesi’nin üç bölümden oluştuğunu, birinci bölümde müzakerelerin yürütülmesindeki ilkeler, ikinci bölümde müzakerelerin içeriği ve üçüncü bölümde ise prosedürün düzenlendiğini söyledi.
Yeşilaltay, Müzakere Çerçeve Belgesinde müzakere edilecek 35 bölüm başlığının yer aldığını, bunlardan 11’inin kapatıldığını bildirdi.
Soru ve cevap bölümünden sonra İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dr. Av. Selçuk Demirbulak, Prof. Dr. Harun Gümrükçü’ye bir Teşekkür Belgesi sundu.


