Türk Ceza Kanunu Tasarısı Üzerine
Yeni Türk Ceza Kanunu Tasarısı'nda yapılan kadın-erkek eşitsizliği üzerine bir değerlendirme...

| TÜRK CEZA KANUNU TASARISI ÜZERİNE
| |||
|
Anayasa, Medeni Kanun ve Ceza Kanunu gibi temel yasalar günümüz koşullarına uygun yeniden düzenlenirken ve AB'ye uyum çalışmaları kapsamında hızla TBMM'de kabul edilirken "kadın erkek eşitliği" konusuna ne yazıkki tam anlamıyla özen gösterilmemektedir. Kadın erkek eşitliği, herkesin eşit haklardan yararlanması ve ayrımcılık yasağı ilkeleri açısından demokratikleşmenin temel unsuru olmasına karşın, bu yeni düzenlemelerde göstermelik bir biçimde ele alınmaktadır. Örneğin, AB'ye uyum için kısa vadede yerine getirilmesi taahhüt edilen Anayasa'nın 10. maddesinde "kadın ve erkek eşit haklara sahiptirler" ilkesi yerine sadece "aile içinde eşit haklar"la sınırlı olarak eşlerin eşitliği şeklinde kabul edilmiştir. Yeni Medeni Kanunun eşler arası mal rejimlerinde malvarlığının eşit paylaşılması esasına dayanan kurallar ise, mevcut evlilikleri sadece Kanunun yürürlüğünden itibaren kapsamakta ve evlilik sürelerinin tamamı için geçerli olmamaktadır. Kadınların mağduriyetini ve kadınlara karşı yapılan ayrımcılığı görmezden gelen bu tutum, görüldüğü gibi Ceza Kanunu Tasarısında da sürmektedir. Kadına karşı işlenen suçlar topluma karşı işlenmiş sayılmaktadır. Kadının kimliğini ve kişiliği göz ardı eden bu anlayış, demokratik hukuk kuralı ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi, ülkemizin uygulamayı taahhüt ettiği uluslararası sözleşmelere de aykırı düşmektedir. Türk Ceza Kanunu Tasarısı, 1997 yılında Öntasarı olarak yayınlandığında kadınla ilgili maddeleri hakkında Kadın Kuruluşları Birliği olarak görüşlerimizi bildirmiş ve cinsiyete dayalı ayrımcılık içeren hükümlerin hala yer almakta olduğuna dikkat çekerek değiştirilmesini önemle vurgulamıştık. Öntasarı hem bilimsel çevrelerde hem de Baroların Kadın Hukuku Komisyonlarında ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve değiştirilmesi istenen maddeler Raporlar halinde Adalet Bakanlığına gönderilmişti. Ancak, ne yazıkki bu Raporların dikkate alınmadığı ve TBMM'ye sevkedilen Ceza Kanunu Tasarısında kadınlarla ilgili maddelerde olumlu bir değişiklik yapılmadığı görülmektedir. Tasarıda cinsiyete dayalı ayrımcılık içeren hükümlerin hala yer almakta olması, demokratik hukuk devletinin temel özelliği olan "kişiler arası eşitlik ve ayrımlık yasağı ilkelerine aykırı düşmektedir. Kadına karşı işlenen suçlar (ırza geçme, ırza tasaddi vs.) yürürlükteki Ceza kanununda olduğu gibi Tasarıda da yer almakta, kadının kimliği ve kişiliği önemsenmeyerek suç topluma karşı işlenmiş sayılmaktadır. Bu durum, başta Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi olmak üzere ülkemizin onayladığı Uluslar arası sözleşmelere aykırıdır. Görüldüğü gibi, Ceza Kanunu Tasarısının gözden geçirilmiş son şeklinde de hala "töre" cinayetlerine indirimli ceza verilmesi anlayışı devam etmektedir. Ülkemizde namus kavramı genellikle kadın bedeni ile sınırlandırılmakta ve kadının yaşam hakkına yönelen "namus cinayetlerinin işlenmesine" adeta haklı neden sayılmaktadır. Çoğu kez "aile meclisinin" verdiği ceza ergin olmayan çocuk tarafından infaz ettirilmekte ! ve o da küçük olması (yaş) nedeniyle genel ceza indiriminden yararlanmaktadır. Töre cinayeti olarak da adlandırılan diğer bir durum ise "yeni doğmuş çocuğun anası tarafından şerefini kurtarma saikiyle öldürülmesidir" Ceza Kanunu 453. md.sinde bu filli işleyen özel ceza indiriminden yararlanmaktadır. Yeni Tasarının 139. md.sinde "öldürme fiili evlilik dışında yeni doğmuş bulunan çocuğa karşı anası tarafından işlenmişse, faile 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası verilir" denilmek suretiyle "töre baskısı" sadece kamufle edilerek "şerefini kurtarma" kavramına yer verilmemiş ama zihniyette bir değişiklik olmamıştır, yine özel bir ceza indirimi öngörülmüştür. Bu nedenle, bu maddenin Tasarıdan tamamen çıkarılması doğru olacaktır. Ayrıca, maddede evlilik dışı çocukların korunması gerekmediği gibi bir anlayışa yer veren ifade ise, hem Anayasanın 10. maddesinde yer alan "kanun önünde eşitlik" ilkesine hem de Çocuk Hakları Sözleşmesine aykırıdır. Bu durum hem çocuklar arasında "evlilik dışı" ve "evlilik içi" gibi ayrımcılığa yol açmakta hem de "töre cinayetlerine" adeta haklı neden oluşturmaktadır. İşte bu nedenle 139.md Tasarıdan çıkarılmalıdır.
Yeni Tasarıda, 1997 tarihli önceki Tasarıya nazaran bazı olumlu düzeltmeler yapılmışsa da yeterli değildir. Mutlaka eleştiriler dikkate alınarak yeniden gözden geçirilmelidir. Tasarının yeni şeklinde "ZİNA" suçuna yer yerilmemiştir. Bilindiği gibi, Tasarının ilk şeklinde "Aileye Karşı İşlenmiş Suçlar" başlığı altında 329. maddede "zina" suçu düzenlenmiş ve suç unsurları ile verilecek ceza açısından kadın erkek eşitliğine dayandırılmıştı.
İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği olarak bizler, demokratikleşme yolunda
yeni çıkarılan yasalarda kadınlara karşı ayrımcılığın sürmemesi gerektiğini
önemle vurguluyor, Çocuklara karşı işlenen suçlarda "suç eğer karşı tarafın
rızasıyla işlenmişse" ifadesinin ilgili madde hükmünden kaldırılmasını
istiyoruz. Av. Nazan Moroğlu | |||


