Töre Ve Kadın Cinayetleri Feodal Yapıdan Kaynaklanıyor
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezince 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenen panelde Türkiye’deki kadın sorunları tartışıldı.

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezince 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenen panelde Türkiye’deki kadın sorunları tartışıldı.
Panel, 7 Mart 2009 Cumartesi günü Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Aydeniz Alisbah Tuskan’ın sunumundan sonra açılış konuşması yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, Dünya Kadınlar Günü’nün kısa tarihçesini anlattı ve “2009 yılı 8 Mart’ına ise Türkiye de kadına yönelik insan hakları ihlallerinin had safhaya ulaştığını gösteren istatistiklerin vahim sonuçları eşliğinde girilmektedir” dedi.
Kadınların her türlü şiddetten en çok zarar gören bir kesimi oluşturduğunu, alenen cinsiyet ayrımcılığı uygulandığını belirten Aydın, feodal değer yargılarının faturasının daima kadına kesildiğini ve bunun sonucu olarak kadınların yoğun bir aile içi şiddetle karşı karşıya olduklarını bildirdi.
Namus kavramının kadın bedeniyle ilişkilendirildiğini, böylece kadın kimliğinin oluşmasının engellendiğini kaydeden Muammer Aydın, kadınları katleden erkeklerin yargılama aşamasında sarf ettikleri “töre ve namus için öldürdüm” şeklindeki ifadelerinden yola çıkılarak verilen cezada tahrik indirimi kaldırıldığı halde infazla ilgili aile meclisi kararı aranmasının cezaların caydırıcılığı ilkesini de ortadan kaldırdığını vurguladı.
Şiddete maruz kalan kadınların Devlet tarafından korunabilmesi amacıyla açılan kadın sığınma evlerinin sayısının yok denecek kadar az olmasının devletin konuya duyarsızlığının en açık kanıtı olduğunu belirten Aydın, şöyle konuştu:
“Medeni Kanun’un kabulünden 83 yıl sonra Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu Anayasa Komisyonu’nda oy birliğiyle Genel Kurul’a havale edilerek Kanunla ilgili teklif sunulmuştur. Ancak Genel Kurul’da bu komisyon fırsat eşitliğine indirgenmiştir. Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu kurulmasına ilişkin kanun teklifinin görüşmeleri sırasında umuyoruz ki; Kadın Erkek eşitliğinin gerçek Demokrasi anlayışı göz önünde tutularak, TBMM’de gerçek eşitliğin yansıtılarak, teklifin Genel Kurul’dan geçirilmesini diliyoruz. Bu eşitlik göstermelik bir eşitlik değil, Devlet’ in bu konudaki kararlılığını gösteren bir eşitlik anlayışı olmalıdır”.
Oturumu yöneten İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Özden Gönenli, dünyadan yapılan işlerin %60’ının kadınların eseri olmasına rağmen erkeklerin %90 gelir elde ettiklerini, burada temel bir adaletsizliğin ve eşitsizliğin bulunduğunu belirterek “düşündüğümüz dünya ile yaşadığımız dünya çok farklı” dedi.
İstanbul Valiliği İnsan Hakları İl Masası Başkanı Av. Vildan Yirmibeşoğlu da yaptığı konuşmada, töre ve namus cinayetleri, çocuk yaşta evlendirmeler, akraba evlilikleri gibi konularda durum tespitleri yaptı.
Güney ve Güneydoğuda yaşanan ve feodal yapıdan kaynaklanan töre ve namus cinayetlerinin göçle birlikte Türkiye’nin her yöresine yayıldığını belirten Yirmibeşoğlu, “Güneydoğu’da yaptığımız çalışmalarda özellikle genç kızlar, okumak ve kendi eşlerini kendileri seçmek istiyorlar” dedi.
Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı İnci Beşpınar ise 1994 – 2005 yılları arasında “Kadın Sığınma Evleri” konusunda yaptığı çalışmalar hakkında çarpıcı örnekler verdi.
2005 yılında Kadın Sığınma Evleri’nin kurulmasına ilişkin yasanın çıkmasından sonra biraz daha rahat çalıştıklarını belirten Beşpınar, 2002 – 2009 yılları arasında Kadıköy’de bulunan sığınma evlerinden 1220 kadının yararlandığını, bunlardan 269 kişinin işe yerleştirildiğini, 353 kişiye ev tutulduğunu, 7 kişinin evlenerek ayrıldığını bildirdi.
İstihdam için yönlendirme eğitimleri yaptıklarını kaydeden Beşpınar, 18 yaşını geçen sığınmacılar ile engelli ve zihinsel sorunlu kadınlar için de projeler üretilmesi gerektiğini vurguladı.
1995 yılından bu yana töre ve namus cinayetleri için çok büyük mücadele verildiğini belirten Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı, günümüzde töre ve namus kavramı içinde kadının insan olarak kabul edilmediğini, kadının kendini kontrol etmesi anlayışının egemen olduğunu bildirdi.
Kadına cinsel olarak değil insan hakları açısından bakılması gerektiğini belirten Narlı, töre ve namus cinayeti işleyenlerin vicdan azabı çekmediklerini, bunu neredeyse iftiharla anlattıklarını ve cinayeti işlemekle ağır bir yükten kurtulduklarını söylediklerini anlattı.
Namus cinayeti işleyen kişilerin hapishanelerde itibar gördüklerini kaydeden Narlı, töre ve namus cinayetleri konusunda alınması gereken daha pek çok ders bulunduğunu sözlerine ekledi.


