Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkı
Devletin üst kademeleri ve siyasi otoriteler yıllardır,

Devletin üst kademeleri ve siyasi otoriteler yıllardır, 1 Mayıslarda ve Gezi Hareketi'nde olduğu gibi, İstanbul'un altını üstüne getiren, insanlara fiziksel şiddet uygulayan, her fırsatta göz yaşartıcı bomba kullanmaktan sakınmayan kolluk kuvvetlerini savunurken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”) tarafından verilen bu konuda sembol ve pilot karar sayılabilecek Oya Ataman / Türkiye kararı yıllardan beri etkin infazını beklemektedir. Bu bekleyiş, gözaltıları bol bir 1 Mayıs'ın ertesinde, gencecik iç güvenlik paketinin gölgesinde ve Gezi hareketinin yıl dönümünün arifesinde daha da önem kazanmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”) kararlarının sözleşmeci devletler tarafından infazının kontrolü ile görevli olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (“AKBK”) önünde, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlaliyle ilgili Türkiye aleyhinde davalar görüşülmeye devam etmektedir.
Ancak Türk hükümeti toplantı ve yürüyüş düzenleme hakkı ile ifade özgürlüğü arasındaki bağı anlamaya çalışmadıkça bu konuya ilişkin dava ve dolayısıyla Türkiye aleyhine ihlal bulunan karar sayısı gün geçtikçe artmaktadır.
TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞLERİ HAKKININ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İLE
İLİŞKİSİ MEVCUTTUR 1 ( dipnot)
AİHS’nin toplantı özgürlüklerini düzenleyen 11. maddesi, Sözleşme’nin 10. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğünün özel bir biçimidir. Bu yüzden aynı ifade özgürlüğü gibi, bir ülkede demokratik sistemin etkili çalışmasında çok önemli bir yere sahiptir. Toplantı-gösteri yürüyüşü hakları sayesinde vatandaşlar, 'hükümet edenlerin' belirledikleri politikalar üzerinde belirli ölçülerde etki etme imkanı bulurlar ki, bu durum 11. maddede güvence altına alınmıştır.
AİHM Öllinger/Avusturya kararında bu hususu şu şekilde ifade etmiştir:
“Kendine has otonom rolüne ve özel uygulama alanına rağmen, 11.maddede düzenlenen haklar aynı zamanda 10. maddenin ışığında değerlendirilmelidir. Fikirlerin korunması ve bunları ifade etme özgürlüğü, 11. madde tarafından garanti altına alınmış hakların amaçları arasında yer alır. Bu bakımdan, 10. maddenin siyasi ve genel çıkarı ilgilendiren konularda kısıtlamalara elverişli olmadığını akılda tutmak gerekir”
İfade özgürlüğü sadece tarafsız veya saldırgan olmadığı telakki edilen fikir ve bilgileri değil, aynı zamanda toplumu rahatsız eden, endişelendiren veya şok eden ifadeleri de koruma altına alır. Ancak şimdiye kadar hükümetlerin en önemli savunması yapılan müdahalenin izin alma veya önceden haber verme prosedürünün ihlalini gidermek amaçlı ve zaten kanuna aykırı olduğudur.
AİHM bu savunmaya karşı nasıl bir tavır içindedir ?
AİHM'ye göre izin veya önceden haber verme (bildirim) sistemlerinin tek başına varlığı ihlal sebebi değildir. Kamu düzenini koruma amacıyla toplantı ve gösteri yürüyüşü hakları bir izin sistemine bağlanabilir. İlgili makamlar yürüyüşlerin ne şekilde yapılacağını düzenleyebilirler. Ancak, izin veya önceden haber verme sisteminin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ortadan kaldırmaya yönelik bir engel olarak kullanılmaması gerekir. Siyasiler her fırsatta bu argümanı kullanarak polisin müdahalesinin 'kanunilik' çerçevesinde kaldığını iddia etmektedirler.
Toplanmak aciliyet gerektirdiğinde...
Gezi olaylarında olduğu gibi siyasi bir olaya tepki göstermek için toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesi söz konusu ise, bu gösterinin gecikmemesi için izin alma veya haber verme gereklilikleri yerine getirilmeden yapılması gerekebilir. Böyle durumlarda gecikmiş bir toplantı ve gösteri yürüyüşü amacına ulaşmayacaktır. Ayrıca az gelişmiş demokrasilerde siyasilerinin keyfi iradelerine göre ve kendilerinin eleştirilmesine engel olmak amacıyla buna izin vermeyecekleri aşikardır. Oysa işin doğası toplantı ve tepkinin sıcağı sıcağına ortaya çıkmasını gerektirir.
Ya toplantı acil değilse?
Her toplantı acil olmayabilir. Herhangi bir toplantı ve gösteri yürüyüşü, bir aciliyet gerektirmese dahi, eğer önceden haber verme/izin şartı yerine getirilmeden yapılmışsa fakat 'barışçıl ise', AİHM, otoritelerden belirli bir hoşgörü göstermelerini istemektedir. Özellikle önceden haber verme şartının yerine getirilmemesi nedeniyle toplantının güç kullanılarak dağıtılması ihlal kararlarına yol açmaktadır.
Oya Ataman/Türkiye davası - 74552/01, 5 Aralık 2006 tarihli karar.
Avukat Oya Ataman, İnsan Hakları Derneği'nin Nisan 2000'de F tipi
cezaevlerindeki uygulamalara karşı basın açıklamasını polis şiddet
kullanarak dağıtınca, yasal yollara başvurmuştur. Ancak tüketmeye
çalıştığı iç hukuk yolları (savcılık ve Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi)
"takipsizlik" kararı ile sonuçlanınca AİHM'ne başvurmuştur.
Olaylar
22 Nisan 2000 tarihinde başvurucunun da aralarında bulunduğu 40-50 kişilik bir grup F tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla Sultanahmet meydanında toplanırlar.
Gösteri bildirim şartı yerine getirilmeksizin yapılmaktadır.
Göstericilerin toplanmasından aşağı yukarı 30 dakika sonra polis göstericilere gösterinin bildirim şartı yerine getirilmeden yapıldığını, bu yüzden dağılmaları gerektiğini ihtar eder.
Göstericiler bu ihtara uymayınca göz yaşartıcı gaz kullanmak yoluyla göstericiler dağıtılır ve bir kısmı göz altına alınır. Göstericiler yaptıkları protesto sırasında herhangi bir şiddet hareketine girişmemişlerdir.
AİHM bu davaya ilişkin incelemesinde, önceden izin alınmamış olsa bile barışçıl bir şekilde yapılan gösterilerde kolluğun bir miktar tolerans göstermesi gerektiğini tekrar etmiştir. Mahkeme’ye göre mevcut olayda polis oldukça sabırsız davranmış ve göstericiler, kamu düzeni için ciddi bir tehlike oluşturmamalarına ve şiddete başvurmamalarına rağmen, göz yaşartıcı gaz kullanmak suretiyle dağıtılmışlardır.
Velev ki izin almadım
Gösteri için önceden izin alınmamış olması, yani kanunun emrettiği şartın göstericiler tarafından yerine getirilmemesi barışçıl yapılan bir gösteriye kuvvetli bir müdaheleyi meşru kılmamakta ve toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlal etmektedir.
İç hukukta söz konusu bildirim şartına uymadıkları gerekçesiyle göstericiler 2911 sayılı kanuna muhalefetten dolayı ağır cezalara çarptırılmaktadır. Bir başka anlatımla bildirim olmadan yapılan gösteride kolluğun zora başvurması milli mahkemeler tarafından hukuka uygun bulunmaktadır.
Ayrıca Orantısızlık...
Diğer sorun ise kolluk tarafından kullanılan kuvvetin orantısızlığıdır. Güç kullanmak, barışçıl olmayan bir gösteriyi dağıtmak için normal sayılabilir. Ancak bu durumda da kullanılan gücün orantılı olması gerekmektedir. Kolluğun ilk anda en yüksek şiddette gücü kullanarak gösteriyi dağıtması hakkın ihlalini oluşturur. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu 16. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen kolluğun bedeni kuvvet kullanırken, bu kuvveti kademeli olarak arttırması gerekmektedir. Yani kuvvet dirence orantılı olmalıdır.
Ey Türk Yargısı!
Demokratik bir düzende iç hukuk, öncelikle herhangi bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün, bildirim şartı yerine getirilmese bile, barışçıl olup olmadığına bakmalı, kolluğun kuvvete başvurmasının bu durumda gerekli olup olmadığını incelemeli, kuvvete başvurmak gerekli olmuş ise, bu kuvvetin dirence orantılı olup olmadığını değerlendirilmelidir.
Özetle AİHM'nin Oya Ataman / Türkiye kararında belirttiği prensiplere riayet edilmesi hem kararın infazını sağlayacak hem de bu konuda başka ihlal kararlarının gelmesine engel olacaktır. İnfaz edilen her AİHM kararı adil yargılamanın önünü açacaktır.
ADİL YARGILAMA TAKİP MERKEZİ
-------------------------------------------------------------------------------
1. AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İÇTİHADINDA TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI, AUHFD, 60 (3) 2011: 593-634 Ziya Çağa Tanyar


