İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Temel Hak ve Hürriyetleri Hedef Alan Kanun Teklifi Taslağının Karşısındayız

Temel Hak ve Hürriyetleri Hedef Alan Kanun Teklifi Taslağının Karşısındayız

Son günlerde basına yansıyan, “11. Yargı Paketi” adı altında Türk Ceza Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik öngören taslak metin; mevcut hali ile yasalaşırsa, uzun mücadeleler sonucunda elde edilen hakların geriye götürecek ve Anayasa’ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, temel hukuk ilkelerine açıkça aykırı düzenlemeler içermektedir.

Henüz resmiyet kazanmamış olsa dahi, temel hak ve hürriyetleri kısıtlayıcı her girişimin karşısında durmayı, İstanbul Barosu olarak anayasal ve mesleki bir sorumluluk kabul ediyoruz.

Taslak, LGBTİ+ bireylerin temel hak ve özgürlüklerine müdahaleler içermektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmeler uyarınca, devletin yükümlülüğü; LGBTİ+ bireylere yönelik nefret ve ayrımcılığı önlemek, onların hak ve özgürlüklerini koruyup geliştirmek olmalıdır. Taslakta, Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesinde daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen “üreme yeteneğinden sürekli yoksun olma” şartının yeniden getirilmek istendiği, ayrıca cinsiyet uyum sürecinin tıbbi ve idari açıdan zorlaştırıldığı görülmektedir.

Bu düzenlemeler, kişinin bedeni ve kimliği üzerindeki tasarruf hakkını, özel hayata saygı ve insan onuru ilkelerini ihlal etmektedir. Nitekim AİHM’in Y.Y. v. Türkiye (Y.Y. v. Türkiye, B. No: 14793/08, 10.03.2015) kararı ile “üreme yeteneğinden yoksun olma” şartını karşılamaması nedeniyle reddedilmesini, özel hayata saygı hakkına aykırı bulmuştur. Bu kararın ardından Anayasa Mahkemesi’nin AYM, E. 2017/130, K. 2017/165, 29.11.2017 sayılı kararı ile bu düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğunu belirterek, Türk Medeni Kanunu’nun 40. maddesinin iptal edilmesine karar vermiştir. Hukuken geçersiz kılınmış bir düzenlemenin yeniden gündeme getirilmesi, yargı kararlarını yok sayan ve politik saiklerle hareket eden bir yaklaşımın göstergesidir.

11. Yargı Paketi taslağı olduğu iddia edilen metindeki diğer endişe verici düzenleme, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na yapılması planlanan eklemelerle, kanuna aykırı cinsiyet değişikliğinin suç olarak düzenlenmesi ve TCK Madde 225'e '' doğuştan gelen biyolojik cinsiyete'' ve ''genel ahlaka'' aykırı davrananlara hapis cezasının öngörülmesidir. Bu gibi kavramların suç tiplerinde kullanılması, hukuk ilkelerine uygun, objektif hak sınırlandırma ölçütlerinin yerini, ahlakçı, muğlak, kişiden kişiye ve dönemden döneme değişebilen, keyfi uygulamaya açık ifadelerin alması sonucunu doğurmaktadır. Bu tasarının yasalaşması halinde, tüm toplumun temel hak ve hürriyetleri ve laik hukuk devleti ilkeleri tehlikeye girecektir.

Aynı şekilde, “aynı cinsiyetteki kişilerin nişan ya da evlenme töreni yapmalarını suç sayan” bir düzenleme yapılacağı iddia edilmekle; bu husus Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesini açıkça ihlal etmektedir. Hiçbir yasa, kimliğinden, yöneliminden veya yaşam tercihinden ötürü bir insanın haklarını kullanmasını engelleyemez. Devletin görevi, kimi grupları haklardan mahrum bırakmak değil; herkesin insan onuruna yakışır biçimde bu haklardan eşit biçimde yararlanmasını güvence altına almaktır.

Taslak ile çocuk yargı sistemine getirilmek istenen düzenlemeler, Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası sözleşmelere, Anayasa’ya ve ulusal mevzuatımıza aykırıdır.

Taslakta, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yaş küçüklüğünü düzenleyen Madde 31’e yapılması planlanan eklemelerle, çocuğun işlediği fiilin niteliği ve önceki davranışları göz önünde bulundurularak verilecek ceza, fiilen çocukların yetişkin gibi yargılanmasına ve ağır hapis cezalarına maruz kalmasına yol açabilecektir. Bu yaklaşım, ceza hukukunun en temel ilkelerine aykırıdır. Kaldı ki, ülkemiz 2025-2029 Türkiye Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde birden fazla kez suça sürüklenen çocuklara yönelik özel rehabilitasyon tedbirleri geliştirileceğini taahhüt etmiştir.

Taslakta, suça sürüklenen çocuklar için ceza sınırlarının artırılması öngörülmektedir. Oysa cezaların artırılması, adalet sisteminin etkinliğine, suç oranlarının azalmasına hiçbir katkı sağlamayacağı gibi, sorunun temelinde yatan sosyoekonomik, çevresel ve yapısal nedenleri görmezden gelme riskini de beraberinde getirmektedir.

Taslak düzenleme, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine (Anayasa m.2 ve m.38) aykırıdır. Yargıcın sübjektif değerlendirmesini ön plana çıkaran bu değişiklik, eşitlik ilkesini zedeleyerek aynı yaşta ve aynı fiili işleyen çocukların farklı biçimlerde cezalandırılmasına yol açma riski taşımaktadır.

Çocukların yetişkinlerle aynı ceza rejimine tabi tutulmasını mümkün kılacak olan bu taslak çocuğun üstün yararı ilkesini ve onarıcı adalet anlayışını ortadan kaldırma riski taşımaktadır. Daha uzun hapis cezaları, çocukların ıslahına katkı sunmayacağı gibi; aksine, cezaevinde daha uzun süre kalmaları, iyileştirme ve toplumla yeniden kaynaştırma gibi çocuk adalet sisteminin hedeflerini de ortadan kaldıracaktır.  Üstelik bu yaklaşım, Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin açık hükümleriyle çelişmektedir.

Sonuç olarak;

İstanbul Barosu olarak,  başta LGBTİ+’lar ve çocuklar olmak üzere, toplumun her kesimini hedef alan, Anayasa’yı ve uluslararası insan hakları sözleşmelerini ihlal ederek uzun mücadeleler sonucunda elde edilen hakların geriye götürülmesini amaçlayan bu girişimin ve demokratik toplumun gereklerine, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına aykırı her türlü girişimin karşısında durmaya devam edeceğimizi, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının yok sayılmadığı ve herkesin eşit ve özgür bir şekilde yaşayabildiği bir hukuk düzeni için mücadele etmeyi sürdüreceğimizi ifade eder, hukuka aykırı düzenlemeler içerdiği açık olan böyle bir kanun taslağının kanunlaşmaması için tüm demokratik kamuoyunu hak ve özgürlüklere sahip çıkmaya davet ederiz.

İSTANBUL BAROSU


 

 

Galeri

Kategori:Haberler