Tecavüz Meşrulaştırılamaz, Çocuk Gelinler Yasa Teklifi Bir An Önce Geri Çekilmeli Ve Bu Utanca Son Verilmelidir
TECAVÜZ MEŞRULAŞTIRILAMAZ, ÇOCUK GELİNLER YASA TEKLİFİ BİR AN ÖNCE GERİ ÇEKİLMELİ VE BU UTANCA SON VERİLMELİDİR

İstanbul Barosu Çocuk Hakları ve Kadın Hakları Merkezleri ve İstanbul Kadın Kuruluşları Birliğince 21 Kasım 2016 Pazartesi günü saat 11.00’da İstanbul Barosu Kültür Merkezi Konferans Salonun düzenlenen basın toplantısında; Mecliste görüşülmekte olan Çocuk Gelinler Yasa Teklifinin derhal geri çekilmesi istendi.
Konuya ilişkin basın açıklamasını İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi, Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi Koordinatörü Av. Aydeniz Alisbah Tuskan sundu.
Basın toplantısına Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı ve İstanbul Barosu TBB Delegesi Av. Berra Besler, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz, İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Hale Akgün, Çocuk Hakları Merkezi Başkan Yardımcısı Av. Ayşenur Demirkale, İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği adına Av. Emine Erdem katıldı. Basın toplantısında ayrıca, kadın Cinayetlerini Önleyeceğiz Platformu, CHP Beşiktaş ilçe örgütü, Soroptomist Kulüpleri Federasyonu ve Türk Hukukçu Kadınlar Derneği de temsil edildi.
İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Aydeniz Alisbah Tuskan’ın sunumundan sonra konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkan yardımcısı ve İstanbul Barosu TBB Delegesi Av. Berra Besler, ne hukuk devletine, ne sosyal devlet olgusuna hiçbir şekilde uymayan bu teklifin hangi akılla mecliste görüşüldüğünü anlayamadığını söyledi. Bugün karşı çıkılan konunun sadece bir istismar olmadığını belirten Besler şöyle konuştu:
“Bugün hep birlikte karşı çıktığımız konu sadece çocuk yaştakilerin cinsel istismarı ile ilgili bir konu değildir. Toplumun en önemli ve en küçük birimi olan aileye, toplum vicdanına, insan sağlığına, ahlaki değerlere, nesebin tespitine zarar veren, vicdan sahibi herkesin hayır dediği, hukukçu olarak hiç birimizin içine sindiremediği, toplumsal bir sorundur.
Hukuk devletine ve sosyal devlet olgusuna tamamen aykırı olan bu öneri hangi akılla TBMM’ne sunulmuştur? Bildiğiniz gibi yasalarda değişikliklerin ve yeni yasal düzenlemelerin yapılabilmesi ancak bu konularda toplumda bir ihtiyacın doğması halinde mümkün olabilmektedir. Şimdi soruyorum , bu öneri toplumun hangi ihtiyacına cevap verecektir ve kime hizmet edecektir? Bu öneri eğer görüşmeye açılırsa, en hafif tabiriyle ben bunu TBMM’nin büyük bir ayıbı olarak görürüm.
Bizler Türkiye Cumhuriyetinin felsefesine bağlı, aydın, devrimci, cumhuriyetçi, laiklik ilkesine inanmış kadınlar olarak bu tür gerici tutumlara karşı direnmek zorundayız.
Altında Türk kadınını Cumhuriyetin gerisine itme hedefi yatan bu düşünce yapısını red ediyoruz. Cumhuriyetin kazanımlarının ve hukuk devletinin bekçileri olan kadınlarımız, bu değerleri korumak ve yaşatmak kararlılığı ile dimdik ayaktadır. İlgililerin tarihten ders almalarını diliyorum. Meclis gündeminde bulunan bu sapkın öneri Anayasamıza, tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ilgili ulusal ve uluslar arası sözleşmelere de tamamen aykırıdır.
Öneri geri çekilene kadar mücadelemiz sürecektir”.
Besler’in konuşmasından sonra basın toplantısını düzenleyen ve orada temsil edilenler kısa kısa konuya ilişkin görüşlerini açıkladılar. Tüm konuşmaların ortak noktası, toplumda yeni yaralar açacağı kesin olan teklifin yasalaşmadan derhal geri çekilmesiydi.
İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Aydeniz Alisbah Tuskan tarafından sunumu yapılan basın açıklaması ise şöyle:
TECAVÜZ MEŞRULAŞTIRILAMAZ, BU NEDENLE ÇOCUK GELİN YASA TEKLİFİ BİR AN ÖNCE GERİ ÇEKİLMELİ, BU UTANCA SON VERİLMELİDİR
20.11.1989 tarihinde ilan olunan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre 18 yaşını doldurmayan her insan ‘’ÇOCUK’’tur. Bu nedenle 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 26.09.2004 tarihinde TBMM’de kabul edilmiş bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6/(1),b maddesine göre ceza kanunlarının uygulanmasında çocuk deyiminden henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişi anlaşılacağı yazılıdır.
Türk yasa koyucusu TCK’nun 6.maddesinin gerekçesinde: ‘’Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi hükümleri göz önünde bulundurularak, ‘'Çocuk’’ deyiminden henüz onsekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin anlaşılması gerektiğine dair bir tanıma yer verilmiştir.’’ demiştir.
Yine Türk yasa koyucusu, çocuklar bakımından cinsel suçları cezalandırıcı kuralları koyarken, erişkinlerin mağduru olduğu bu tür suçları ‘’cinsel saldırı’’ olarak nitelendirmişken, çocukların mağduru olduğu bu tür suçları ‘’çocukların cinsel istismarı’’ olarak nitelendirmiştir. Diğer deyişle Türk yasa koyucusu 2004 yılında çocuklara karşı olan cinsel davranışları BİLİNÇLİ OLARAK İSTİSMAR ŞEKLİNDE TANIMLAMIŞTIR.
Yasa koyucu Türk Ceza Hukuku açısından cinsel özgürlük hakkının başlangıcını 15 yaş olarak belirlemiş ve Türk Ceza Kanunu’nun 104.maddesinde 15-18 yaş aralığındaki çocuklarla rızalarıyla cinsel ilişki kurulması durumunda ancak ŞİKÂYET ÜZERİNE failin cezalandırılabileceğini kabul etmiştir.
Dolayısıyla 15-18 yaş aralığındaki çocuk, rızasıyla cinsel ilişki kurduğu kişi hakkındaki ŞİKÂYETİNİ HÜKÜM KESİNLEŞİNCEYE KADAR GERİ ALABİLECEĞİNDEN, kendisiyle rızasıyla cinsel ilişki kuran kişi ile evlenecek olursa şikâyetini geri alır ve eşi cezalandırılmaz. Bu noktada Türk Medeni Kanunu’nun 124/2. ve 128. maddelerine göre yargıcın olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebileceği de hatırlanmalıdır.
Ancak 15 yaşını doldurmamış olan çocuk bakımından hukuk düzeni bunu haklı olarak reddetmiş ve 2004 yılında yeni Türk Ceza Kanunu hazırlanırken Türk Ceza Kanunu’nun 103.maddesinde 15 yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuksal anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışı CİNSEL İSTİSMAR olarak kabul etmişti.
Anayasa Mahkemesi 30.06.2011 tarihli kararı ile resmi nikah yapmadan, dini merasim yapan imamların cezalandırılmasıyla ilgili TCK maddesini iptal etmiştir. Ayrıca yine Anayasa Mahkemesi 12 Kasım 2015 tarihli kararı ile TCK 103/2 maddeyi iptal etti. Daha sonra 26.05.2016 tarihinde 6’ya karşı 7 oyla kabul ettiği ve 13.07.2016 tarihinde Resmi Gazetede yayınlan ÇOK TARTIŞMALI KARARIYLA, ne yazık ki ÇOCUK GELİNLERİ MEŞRULAŞTIRICI HUKUKA AYKIRILIĞA KAPI ARALAMIŞTIR.
Şöyle ki: Anayasa Mahkemesi hapis cezalarının alt ve üst sınırlarının bulunduğu hukuksal gerçeğini göz ardı ederek, ceza yargıcının önündeki somut olayın özellikleri kapsamında duruma göre örneğin alt sınırdan 8 yıl hapis cezası ya da üst sınırdan 15 yıl hapis cezası verilebilmesine müdahale etmiştir. Anayasa Mahkemesi bütüncül bir yaklaşımla 15 yaşın altındaki çocuklar arasında yaş grupları oluşturulmadan aynı alt ve üst sınırlı hapis cezalarının belirlenmiş olmasını ÖLÇÜLÜ bulmayarak bir oy farkla Anayasa’ya aykırılık görmüştür.
Anayasa Mahkemesi Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik yaşının 17 olduğunu ve ancak olağanüstü bir durumun varlığında 16 yaşına indirgenebileceği göz ardı edilmiş, bu kararının gerekçesinde 15 yaşını doldurmamış bir çocukla ‘’RIZASI’’ ile cinsel ilişki kurulmuş olması durumunda ‘’fiilden sonra mağdurun yaşının ikmali ile fiili birlikteliğin resmi evliliğe dönüşmesi gibi her bir somut olayın özellikleri dikkate alınarak ceza tayin edilmesi veya onarıcı adalet kurumlarının uygulanmasından…’’ söz edebilmiştir.
İŞTE, TÜRK HUKUK DÜZENİNE AÇIKÇA AYKIRI OLAN BU YAKLAŞIM ÇOCUK GELİN YASA TEKLİFLERİ HAZIRLANABİLMESİNE VESİLE OLMUŞTUR.
Cinsel özgürlük yaşı 15’tir ve bu yaşın altındaki çocukların CİNSELLİK KONUSUNDA RIZA AÇIKLAMA EHLİYETİ YOKTUR. BU NEDENLE DE ANAYASA MAHKEMESİ KARARINDA DEĞİNİLEN ‘’FİİLİ BİRLİKTELİK’’ OLGUSU 15 YAŞ ALTI ÇOCUKLARDA BİR HUKUK DÜZENİNDE KABUL EDİLEMEZ. TAM AKSİNE SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİNİN BU ÇOCUKLARI KORUMAYA ALMASI GÖREVİDİR.
SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİ 15 YAŞ ALTI ÇOCUKLARI EVLENDİREN DEĞİL, KORUYAN DEVLETTİR.
CİNSEL İLİŞKİ YAŞAYAN KİŞİLERİN HER İKİSİNİN DE ÇOCUK VE/VEYA 15 YAŞ ALTI OLMASI DURUMUNDA DA HER İKİSİNİ DE KORUYAN DEVLETTİR.
Ancak, iktidar partili 6 milletvekilinin verdiği önerge "(2) Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçunda, mağdurla failin evlenmesi durumunda, Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesindeki koşullara bakılmaksızın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir. Zamanaşımı süresi içinde evliliğin, failin kusuruyla sona ermesi halinde fail hakkındaki hüküm açıklanır veya cezanın infazına devam olunur. Bu fıkra uyarınca fail hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına veya cezanın infazının ertelenmesine karar verilmesi durumunda, suça azmettiren veya işlenişine yardım edenler hakkında kamu davasının düşmesine veya infazın ortadan kaldırılmasına karar verilir."
Toplumun her kesimi başta kadın kuruluşları ve çocuk hakları örgütleri neden isyan ettiler?
Geçici maddeye eklenmeye çalışılan fıkranın, hukuk devleti adına, çocuk hakları adına kabul edilebilmesi mümkün olmadığı için büyük tepkiyle karşılandı, toplum ayağa kalktı. Bu Önergenin geri çekilmesi çağrıları karşısında Başbakan, muhalefet partileriyle tekrar görüşülmesi talimatı verdi.
Önergeyi savunan Adalet Bakanı, her ne kadar “cebir, tehdit, hile veya iradeyi sakatlayan başka bir nedenle cinsel istismar suçu işleyenler bu düzenlemeden yararlanamayacaklar” dese de, her cinsel istismar fiilinde ruhsal veya fiziksel bir baskı olduğu göz ardı edilmemelidir.
Aslında, altı AKP milletvekili tarafından verilen Önergeyle getirmek istenen bu düzenleme, aslında “Boşanma Komisyonu”nun önerileri arasında da vardı.
6 Mayıs 2016 tarihinde açıklanan “Boşanma Komisyonu” diye anılan “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar İle Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Meclis Araştırması Komisyonu” raporunda da önergedeki gibi bir düzenlemeye yer verilmişti.
O tarihte de, “çocukların, istismarcıyla/tecavüzcüyle evlendirilmesinin, evlilik yaşının 15'in altına indirilmesinin yolu açılmak isteniyor” diye çok tepki vermiştik.
Önergeye tepkiler başlıca aşağıdaki nedenlerle çığ gibi büyümektedir.
- Çocuk tecavüzlerine evlilik kılıfı adı altında meşruluk kazandırılmaya çalışılması,
- önerilen düzenlemenin 16 Kasım 2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçları açısından bir örtülü af olması,
- sonraki tarihlerde işlenen cinsel istismar suçu faillerinin de “eşitlik” istiyoruz iddialarıyla talepte bulunmalarına yol açacak olması,
- cinsel istismara maruz kalan çocukta meydana gelen travmanın evlilikle daha da artacak olması,
- Çocukların cinsel istismarında rızadan söz etmenin hiçbir mantıkla bağdaşmaması,
- cinsel istismar suçlarını işlemeyi cesaretlendirecek olması,
- Medeni Kanunun , evlilik yaşının gözardı edilmesi,
- cinsel suçların önlemesine yönelik yapılan çalışmaları olumsuz etkilemesi,
- önerge ile çocuklara tecavüzcüler ile evlendirme zorunluluğu getirilmek istenmesi,
- Türkiye'nin taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesini, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesini, Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesini, İstanbul Sözleşmesini ihlal etmesi,
- eski TCK m.434’deki tecavüzcüsüyle evlendirilme halinde faile ceza verilmemesi şeklindeki hükme geri dönülmesi,
- Anayasamızın 41. maddesinin “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” hükmünün yok sayılması,
- Çocukları ihmal ve istismardan korumaya yönelik önlemlerin gündeme getirilmesi yerine istismarcıların kurtarılmaya çalışılması,
- Eşinin, çocuğunun babasının bu suçtan dolayı cezaevinde olmasından dolayı mağdur olduğunu ileri sürenlere sosyal devlet gereği her türlü desteğin verilmesi yerine, failin serbest bırakılması yoluna gidilmesi…
- Önerge gerekçesinde neden 16.11.2016 tarihinin esas alındığına ilişkin bir açıklama bulunmaması..
Başlıca bu nedenlerle, 103. madde yasada olduğu gibi kalmalı. Geçici maddeye eklenmek üzere son anda verilen önerge mutlaka geri çekilmelidir.
Kazanılmış haklardan geriye gidişe başta kadın kuruluşları olmak üzere toplumun her kesimince gösterilen tepki dikkate alınmalı…
Toplumun huzur ve mutluluğu için, istismar ve şiddetle mücadele yanında, önlemeye yönelik çalışmalara da öncelik verilmelidir. Taraf olduğumuz ve imzaladığımız Avrupa konseyi sözleşmesine göre “gelenek, görenek, sözde namus” kadın ve çocuğa şiddette taraf devletlerce gerekçe yapılamaz. Bu nedenle verilen önerge taraf olduğumuz sözleşmeye aykırılık oluşturmaktadır.
BU NEDENLERLE ÇOCUK GELİNLERİ BELLİ BİRTARİHE KADAR MEŞRULAŞTIRAN VE BU TARİHTEN SONRA DA DÖNEMSEL OLARAK BENZER TALEPLERE KAPI AÇACAĞI KUŞKUSUZ OLAN YASA TEKLİFİNE İMZA KOYAN MİLLETVEKİLLERİ BİR AN ÖNCE BU TEKLİFTEN VAZGEÇMELİDİRLER.
SÖZ KONUSU YASA TEKLİFİNİN BELLİ BİR TARİHE KADAR OLAN CİNSEL İSTİSMARLARDA CEZASIZLIK VEYA MAHKÛMİYET HÜKMÜNÜN AÇIKLANMASININ ERTELENMESİNİ ÖNERMİŞ OLMASI DA BU NEDENLE BÜYÜK BİR KANDIRMACADIR.
‘’ÇOCUK GELİN’’ KAVRAMINDAKİ ‘’ÇOCUK’’ VE ‘’GELİN’’ KELİMELERİ ASLA BİRARAYA GELEMEYECEK KELİMELERDİR VE HİÇ BİR HUKUKÇU BUNU ‘’ FİİLİ BİRLİKTELİK’’ olarak değerlendirip meşrulaştıramaz. Tam aksine eğer bu bir toplumsal olguysa, SOSYAL BİR YARA OLARAK DEĞERLENDİRİLİP, sosyal bir hukuk devletinin bu YARAYA karşı mücadele etmesi ve YENİ FATMAGÜLLER YARATMAMASI gerekir.
İSTANBUL BAROSU ÇOCUK HAKLARI MERKEZİ
İSTANBUL BAROSU KADIN HAKLARI MERKEZİ
İSTANBUL KADIN KURULUŞLARI BİRLİĞİ


