İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Su Temel Bir İnsan Hakkıdır

Su Temel Bir İnsan Hakkıdır

İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonunca 22 Mart Dünya Su Günü nedeniyle 21 Mart 2022 Pazartesi  günü saat 18.00’de Baromuz merkez bina 6.kat  toplantı salonunda düzenlen  “Su ve Yaşam” konulu panelde, suyun insan ve tüm canlılar için hayati önemi tartışıldı. Yaşamsal, ekonomik ve stratejik önemi nedeniyle suyun, yakın geleceğin en sıcak gündemi olacağı ifade edildi.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin üçüncü maddesinde belirtilen ‘yaşam hakkının’ suyu da kapsadığı; Çocuk Hakları Sözleşmesinin 24’ncü maddesinde çocukların sağlık hakkını düzenleyen hükmün birinci paragrafında da yer aldığı belirtildi.

İstanbul Barosunda düzenlenen ve sosyal medya instagram hesabından da canlı olarak yayımlanan “Su ve Yaşam” etkinliğine, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. M. Doğan Kantarcı ile Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Genel Sekreter Yardımcısı Şehir Plancı Göktuğ Yeni katıldı.

Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve Komisyon Koordinatörü Av. Muazzez YILMAZ, “Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonumuza, hayatımız için vazgeçilmez bir ihtiyaç olan Su konusunda yaptığı bu etkinlik için teşekkür ediyorum. Uzun yıllardır Çevre konusu ile çalışan biri olarak sorunlarımızın çözümü için çok emek veriyoruz. Ancak istediğimiz sonuca tam olarak ulaşamıyoruz. Dolmabahçe’de yapılan Gökkafes inşaatı ile ilgili yargı kararlarına rağmen inşaat alanının Belediye sınırları değiştirilerek yapı tamamlandı. Dünyada azalan su kaynaklarına karşı nüfus artmakta, bu nedenle herkesin suya ulaşmasını nasıl sağlayabiliriz? Yararlı bir toplantı olacağına inanıyorum” dedi.

Panelin moderatörülüğün yapan, Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu önceki Başkanı Av. Alev Seher Tuna, 22 Mart gününün, 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda ilan edildiğinden bu yana Dünya Su Günü olarak kutlandığını söyledi.

Av.Tuna, açılış konuşmasında, “Yaşamın vazgeçilmez bir unsuru olan su, yerine başka bir madde konulamayan bir ihtiyaç olarak, her insanın sağlıklı ve güvenilir suya ulaşma hakkına sahiptir. Susuz bir yaşam da düşünmek mümkün olmadığına göre, su toplumsal bir değer olarak kabul edilmeli ve değerlendirilmelidir. Yaşamın ana unsuru olan su, en temel ihtiyaç maddesi olması bakımından, diğer doğal kaynaklardan farklı olarak, ekonomik değerinin dışında, günümüzde sosyal ve politik amaçlar doğrultusunda kullanılmaya müsait bir meta olarak da karşımıza çıkmaktadır. Sahip olduğu yaşamsal, ekonomik ve stratejik önem nedeniyle su, günümüzün ve yakın geleceğin en çok tartışılan konusu olma potansiyeli arz etmektedir. Su; tarım, sanayi, ormancılık, enerji, ulaşım, kentsel ve bölgesel gelişme ile çevre koruma gibi pek çok alanda oluşturulan politikalarla doğrudan bağlantılıdır. Bugün bu önemli konunun sorun ve çözümlerini iki uzman konuğumuz ile tartışacağız” sözleriyle panelin açılışını yaptı.

Panelin ilk konuşmacısı İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlimi ve Ekolojisi ABD. emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan KANTARCI, ‘İklim Değişikliği ve Ormanların Su Üretimi”  konulu bir sunum yaptı. 3.Havalimanı, Kuzey Marmara Otoyolu ,İstanbul Kanalı’nın su havzaları ve ormanlar üzerinde ki olumsuz etkileri ile İklim Değişikliğinin su üretimine etkileri konusunda grafiklerle bilgi verdi.

“AKIL VE MANTIK DIŞI”

Prof. Dr. Kantarcı, sonuç olarak, “Çatalca ve Kocaeli  Yarımadalarının kuzey bölümüne, havaalanı, İstanbul Kanalı ve bunlara ulaşmak için otoyollar yapmak; taş, kum, kil ocakları açmak, kömür ocaklarının çukurlarına inşaat atıklarını doldurmak, böylece İstanbul’un su kaynakları olan ormanlarını bölmek, yok etmek, sonra da Trakya ile Düzce’nin suyuna el atmak, suyu tarımsal üretimde kullanacağımıza, kentsel tüketime yöneltmek; üstüne üstlük İstanbul’da kanal görünümlü yeni şehirler kurmaya kalkışmak ve de İstanbul Havaalanına iniş kalkış yapan uçakların eksoz gazları ile halkı duman altı edip zehirlemek, akıl ve mantık dışı girişimler olarak değerlendiriyorum” diye konuştu. .

Aynı zamanda İstanbul Barosu Çevre Kent ve İmar Hukuku Komisyonu üyesi de olan Şehir Plancı Göktuğ Yeni de “Şehir Planlama ve Su Kullanımı” konulu bir sunum yaptı.

Göktuğ Yeni, iklim değişikliği ve kentsel gelişmenin etkilerini ve her geçen gün daha da arttığı günümüzde doğal çevre odaklı ve kentleri doğal çevreyle beraber işleyen birer sisteme dönüştüren planlama hamlelerini harekete geçirmenin bir zorunluluk olduğunu belirtti.

Göktuğu Yeni, Covid-19 pandemisinin, afetlere dirençli yaşam çevreleri oluşturma zorunluluğunu bize öğrettiğini, ayrıca su krizi, deprem, iklim değişikliği vb. gibi afetlerin etkilerini en aza indirmek için uygulanacak politikaların bir an evvel harekete geçirilmesinin gerektiğini söyledi.

Yeni, sonuç olarak “ özellikle ülkemizde doğal su kaynaklarını tahrip eden, rant ve inşaat ekonomisiyle dere ve havza yataklarını imara açan politikalardan bir an evvel vazgeçilmelidir. Halihazırda yıllardır birçok can ve mal kaybına sebep olan bu politikalardan geri dönülmezse yıllar içerisinde bu kayıplar katlanarak artacaktır” değerlendirmesi yaptı.

HAK MI İHTİYAÇ MI?

Panelin moderatörlüğünü yapan İstanbul Barosu Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu önceki Başkanı Av. Alev Seher Tuna, suyun yaşamsal bir hak olduğunu belirterek,“ Su, ‘yaşamsal bir hak’ olarak görüldüğünde, bütün canlılar (tüm doğa) için dokunulmazdır. Doğada var olan hiç bir canlının suya ulaşma hakkı kısıtlanamaz. Kısacası su hakkı, kutsaldır! Eğer su, ‘ihtiyaç’ olarak nitelendirilirse, bakış açısı değişmektedir. İhtiyaç; insanlar için para ile elde edilebilecek bir şeyi, yani satın alınabilir bir nesneyi ifade eder. Evrensel bir hak olan suyun, ihtiyaç olarak tanımlanmasıyla, ticari bir meta haline getirilmesinin ve buna bağlı olarak da var olan hâkim ekonomi sistemi içerisinde, kitlesel olarak alınıp satılmasının önü de açılmış olmaktadır.”dedi.

“SINIRSIZ DEĞİL”

Suyun sınırlı bir kaynak olduğunu vurgulayan Av.Tuna, “Halk arasında su, İnsanlığın yararına sunulmuş sonsuz bir kaynak olarak görülmekte, ama bu sonsuz bir kaynak değil; sınırlı bir kaynaktır. Dağılımı da adil olmadığından, iklim değişikliği, göç, plansız şehirleşme, sanayileşmeden kaynaklanan nedenlerle sularımız kirlenmekte ve kullanımı da insan ve çevre açısından sakıncalar doğurmaktadır” diye konuştu.

“Su ve Yaşam” etkinliğinin moderatörlüğünü yapan İstanbul Barosu Çevre Kent ve İmar Hukuku Komisyonu önceki Av. Alev Seher Tuna,

Yaşamın vazgeçilmez bir unsuru olan suyun, yerine başka bir madde konulamayan bir ihtiyaç, her insanın sağlıklı ve güvenilir suya ulaşma hakkına sahip olduğunu belirten Av. Tuna, susuz bir yaşam düşünülemeyeceğini, suyun toplumsal bir değer olarak kabul edilmesi ve değerlendirilmeli gerektiğini söyledi.

DÜNYA SU GÜNÜ

22 Mart günü, 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda ilan edildiğinden bu yana “Dünya Su Günü” olarak kutlanmaktadır.

Teklif ilk kez 1992’de Brezilya’nın Rio de Janerio kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansında gündeme getirilmiştir. 1992’de ilan edilen Dublin prensiplerine göre; sürdürülebilir su yönetimi için su kalitesi, su talebi ve arzı birlikte değerlendirilmelidir.

Su konusunda ilk küresel aktivite ise 1977 yılında Arjantin’de toplanan ‘BM Su Konferansı’dır. Konferansta, içme suyuna erişimin bir insan hakkı olduğu kararlaştırılmıştır.

Su; tarım, sanayi, ormancılık, enerji, ulaşım, kentsel ve bölgesel gelişme ile çevre koruma gibi pek çok alanda oluşturulan politikalarla doğrudan bağlantılıdır.

Galeri

Kategori:Haberler