Son Gelişmeler Işığında Kıbrıs ve Doğu Akdeniz Sorunu
İstanbul Barosu Cumhuriyet Araştırmaları Merkezince düzenlenen ‘Son Gelişmeler Işığında Kıbrıs ve Doğu Akdeniz Sorunu’ konulu toplantı, 19 Aralık 2019 Perşembe günü saat 19.00’da baromuz merkez bina konferans salonunda yapıldı.
Toplantının açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, “Türkiye’nin özellikle ulusal sorun olarak nitelendirilmesi gereken pek çok alanında yaşanan kritik gelişmeleri doğru zamanlarda irdelemek gibi bir görevi kendisine bir iddia olarak ortaya koyan bir İstanbul Barosu vardır. Özellikle Lozan, Montrö, Kıbrıs, Atatürk Devrimleri ve Cumhuriyet gibi alanlarda mücadele etmekten hiçbir zaman çekinmedik” dedi.
İstanbul Barosu’nun gelenekselleşmiş bir konusu olan Kıbrıs’ın geldiği yeni boyut itibariyle irdelenmesi gereken bir konu olarak önümüzde durduğunu belirten Durakoğlu, Doğu Akdeniz’de yaşananların, özellikle siyasal iktidarın bu alandaki duruşu nedeniyle yeni bir değerlendirme yapılması gerektiğinin altını çizdi. Durakoğlu, “Bize sanki tek seçenekmiş gibi sunulmaya çalışılan olguların doğru biçimde değerlendirilmesine, saptanmasına ihtiyaç var” dedi.
Durakoğlu, İstanbul Barosu olarak ulusalcı bir bakış açısıyla tarihe not düşülecek bu toplantıyı düzenleyen Cumhuriyet Araştırmaları Merkezine ve katılımcılara teşekkür etti.
Açılış konuşmasından sonra oturuma geçildi. Oturumu Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi Üyesi Av. Nuri Özer yönetti. Özer yaptığı konuşmada, 1871’den bu yana Kıbrıs adasının kısa tarihçesini anlattı.
Toplantının ilk konuşmacısı Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, “Deniz Jeopolitiğimiz ve Doğu Akdeniz” konulu bir sunum gerçekleştirdi. Bu coğrafyada yaşayanların tercihini ‘karasal’ değil ‘denizsel’ devletten yana kullanmak zorunda olduğunu belirten Gürdeniz, bunun için de kalıcı bir deniz politikasına geçilmesi ve jeopolitik önceliğin bilinmesi gerektiğini vurguladı.
Türk boğazlarının stratejik önemi üzerinde duran Cem Gürdeniz, Montrö Sözleşmesinin bu boğazları koruyan ‘muhteşem’ bir sözleşme olduğunu ve dünyada bunun kadar adil ve diri bir sözleşme bulunmadığını söyledi. Gürdeniz Montrö Sözleşmesinin yanı sırsa Lozan Anlaşmasına da vurgu yaptı ve iki sözleşmenin de dimdik ayakta bulunduğunu, bu iki sözleşmenin de Türkiye açısından ‘hayati’ olduğunu belirtti.
Deniz jeopolitiğinin siyaset üstü olarak ele alınmasının zorunluluğuna işaret eden, bir devlet politikası oyarak yürütülmesi gereken Kıbrıs’ın stratejik önemini anlatan Gürdeniz, “Eğer Beşparmak Dağlarındaki Türk Bayrağı oradan inerse, Anadolu rahat uyuyamaz” dedi. Günümüzde deniz alanlarının Kıbrıs sorunundan daha öne çıktığını, bu konuda devletlerarasında mücadelenin başladığına dikkat çeken Gürdeniz, deniz alanlarıyla ilgili Libya ile imzalanan sözleşmeyi deniz hukukçularının başarısı olarak niteledi ve benzer sözleşmelerin Mısır’la ve Suriye ile de imzalanmasının önemine değindi. Libya ile imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge sözleşmesinin Birleşmiş Milletlere gönderildiğini hatırlatan Cem Gürdeniz, ‘Türkiye artık MEB’ini ilan edebilir dedi.
Emekli Büyükelçi Onur Öymen, Kıbrıs sorununu anlayabilmek için resmin bütününe bakmak gerektiğini, resmin bütününde baştan aşağıya hukuksuzluk görüldüğünü söyledi. 1960 anlaşmaları ve 1974 olayları ile hukuksuzluğun bir parça azaltıldığını belirten Öymen, Kıbrıs konusunda tarih boyunca yapılan hatalar üzerinde durdu. Öymen, ABD Başkanı Johnson’un mektubu, Başbakan İsmet İnönü’nün verdiği cevap, Annan planı rezaleti, referandum ve sonuçları, toprak mübadelesi, garantörlük meselesi gibi konuları ele aldı.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine uygulanan ambargoların dünyada hiçbir devlete uygulanmağının altını çizen Onur Öymen, ‘Ver kurtul’ politikalarının da sorunu içinden çıkılmaz hale getirdiğini bildirdi. 1974 yılında Kuzey Kıbrıs’a, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan müdahale hakkına dayanarak tarihte görülmemiş bir amfibi çıkarma yapan Türkiye’nin büyük devlet olduğunu belirten Öymen, “Uluslararası sorunların çözümünde Türkiye, gerekirse bu ağırlığını koymalıdır” dedi
Emekli Tümamiral Mustafa Özbey, Helen emperyalizminin ne yapacağını bilmeden ne tedbir alınacağını kestirmenin mümkün olmadığını söyledi. Emperyalizmin tarih boyunca Türkiye’yi hep düşman olarak gördüğünü belirten Özbey, Kurtuluş Savaşında aldıkları dersi hiçbir zaman hazmedemediklerini ve unutmadıklarını söyledi. Konuşmasında Annan planı üzerinde duran ve planın amaçlarını irdeleyen Özbey, Annan Planının Türkleri Kıbrıs’tan atma planı olduğunu bildirdi.
Komşularla sıfır sorun yaşamanın mümkün almadığının altını çizen Mustafa Özbey, bu tür politikaların ya da söylemlerin ulusal çıkarlarla bir ilgisinin bulunmadığını söyledi. Toplumlar arası müzakerelerde federasyon tezinden ‘bütün seçenekler masada’ söylemine gelindiğini belirten Özbey, 2015’ten sonra hükümetin yaptığı hataların farkına vardığını anlattı ve “Kıbrıs sorununun çözümüne hayatını adamış Rauf Denktaş olmasaydı KKTC asla kurulamazdı” dedi.
Özbey, konuşmasının son bölümünde MİLGEM projesi ve donanma için yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Özbey, “MİLGEM olmasaydı Akdeniz’deki gücümüz asla olmazdı, Akdeniz ve Ege’de çok güçlü bir donanmamız var” dedi.
Sunumlardan sonra soru/cevap bölümü uygulandı. Toplantı sonunda İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu konuşmacılara birer plaket sundu.


