İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Sivil Toplum Örgütleri Ve İletişimde Sorunlar

İstanbul Barosu Uluslar arası İlişkiler ve AB Hukuku Komisyonunca 26 Eylül Pazartesi günü saat 16.00- 19.30 arasında Baro Kültür Merkezinde düzenlenen toplantıda Sivil Toplum Örgütleri ve İletişimde Sorunlar konusu ele alındı.

Sivil Toplum Örgütleri Ve İletişimde Sorunlar

İstanbul Barosu Uluslar arası İlişkiler ve AB Hukuku Komisyonunca 26 Eylül Pazartesi günü saat 16.00- 19.30 arasında Baro Kültür Merkezinde düzenlenen toplantıda Sivil Toplum Örgütleri ve İletişimde Sorunlar konusu ele alındı.

İstanbul Barosu Başkanı Av. Kazım Kolcuoğlu açılışta yaptığı konuşmada, demokratik yapının tam olarak oluşturulabilmesinde örgütlenmenin önemine değindi.

Türkiye’de demokratik kitle örgütlerinin 1961 Anayasasının getirdiği özgürlükçü ortamda yeşermeye başladığını ve 1970’lere kadar bu durumun devam ettiğini belirten Başkan Kolcuoğlu, öğrenci ve gençlik örgütlerinin, işçi ve öteki demokratik örgütlerin geliştiğini ve bu örgütlerin gelişmesi ve uluslararası örgütlerle ilişki içine girme sürecini ve sonuçlarını açıkladı.        

Kitle örgütlerinin hızlı ve sağlıklı gelişmesinin, giderek güç kazanmasının siyasal iktidarı zora soktuğunu kaydeden Av. Kazım Kolcuoğlu, ulusal ve uluslar arası alanda Türkiye’deki bu gelişimi önleyecek, etkisiz hale getirecek, hatta bir anlamda yok edecek önlemler üzerinde durulmaya başlandığını anlattı.

Tarihe “12 Mart Muhtırası” olarak geçen müdahale ile Türkiye’deki sosyal gelişmelerin önüne set çekilmek istendiğine işaret eden İstanbul Barosu Başkanı Kolcuoğlu, bu dönemde sıkı yönetimler ilan edildiğini, pek çok demokratik kitle örgütü yöneticilerinin, devrimci öğrencilerin, sendikacıların, aydınların “Balyoz Harekatı” sonucu adil yargılamadan uzak mahkemelerde ağır cezalara çarptırıldıklarını söyledi.

Anayasa’da yapılan değişikliklerin yeterli görülmediğini kaydeden Kolcuoğlu, 61 Anayasasından yakınmaların sürdürüldüğünü, demokratik yapıyı değiştirmek amacıyla pek çok insanımızın öldürüldüğü yapay sağ-sol, alevi-sünni çatışmaları yaratıldığını bunun sonucunda da 12 Eylül müdahalesinin geldiğini bildirdi.

12 Eylül yönetiminin, tüm demokratik açılımların önünü kestiğini, toplumda çeşitli korkular ve kuşkular yarattığını, örgütlenmenin engellendiğini, insanların siyasetten uzaklaştırıldığını belirten Kolcuoğlu, “Baskı altındaki örgütler çalışamaz hale geldi, iş yerleri sendikasızlaştırıldı, siyasal partiler kapatıldı ve Türkiye büyük sıkıntılar içine sokuldu.” Dedi.

Kendisinin de Yönetim Kurulu Üyesi olarak görevde bulunduğu o dönemde, İstanbul Barosu’nun 12 Eylül sabahı basıldığını, tüm evraklarının alındığını ve kapısının mühürlendiğini hatırlatan Kolcuoğlu, ciddi hiçbir suçlama getirilemediği halde her gün tüm Yönetim Kurulu üyelerinin sıkıyönetime götürülüp sorgulandığını ve bu işlemlerin haftalarca devam ettirildiğini anlattı.

Kolcuoğlu, aradan 25 yıl geçmesine karşın, o dönemde açılan ve binlerce insanın yargılandığı dava dosyalarının henüz karara bağlanamadığını ve o davaların hala gündem oluşturduğunu bildirdi.

Demokrasinin en önemli özelliklerinden birinin örgütlenme olduğunu, toplumun iradesinin bu örgütleri kanalıyla yansıyabildiğini belirten Av. Kazım Kolcuoğlu,  “Siz bu düzeni kuramadığınız zaman, partileri de oligarşik bir yapıya dönüştürdüğünüzde, insanlar katılımcı olmaktan uzaklaştırılmış ve demokratik haklarını kullanamamış olurlar.”dedi.

Bugün hala hukuk devleti olma mücadelesi verildiğini kaydeden Kolcuoğlu, bunun için en büyük engel’in 1982 anayasası olduğunu, 12 Eylül’ün tasfiyesi için geçici 15. maddenin anayasadan çıkarılması gerektiğini, bunun için Türkiye Büyük Millet Meclisini göreve çağırdıklarını sözlerine ekledi.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Disk) Genel Başkanı Süleyman Çelebi, konuşmasında, 12 Eylül öncesi uygulamaya konulan senaryolarda Amerika Birleşik Devletlerinin büyük katkısı bulunduğunu, “bizim çocuklar bu işi başardılar” yaklaşımının öyle bir iki yılda şekillenen bir yaklaşım olmadığını, bunun organize bir çalışmanın sonucu olduğunu söyledi.

Çelebi, özellikle bu bölgede ABD’nin öngördüğü projenin hayata geçmesi için, demokratik muhalefeti bastıran, tüm kural ve kurumlarıyla demokrasiyi işletmeyen bir mekanizmaya ihtiyaç duyulduğunu ve bunun da 12 Eylül darbesiyle başarıldığını bildirdi.

12 Eylül hukukunun toplumumuza büyük zararlar verdiğini ve bu zararların bugün de giderilemediğini vurgulayan Disk Genel Başkanı Çelebi, 12 Eylül hukukunun en büyük darbeyi işçi hareketine, sendikalaşmaya vurduğunu öne sürdü.

12 Eylül sonrası, 1 Mayısı işçi bayramı olarak kutladıkları, DGM’ye karşı çıktıkları, TCK’nın 141-142’inci maddelerinin kaldırılmasını istedikleri, üniversite öğrencilerinin, sendikacıların, aydınların, bilim adamlarının ve gazetecilerin öldürülmesine ve idam cezasına karşı çıktıkları için yargılandıklarını belirten Süleyman Çelebi, “o zamanlar bizim karşı çıktığımız yasakların çoğu bugün yasak kapsamından çıktı. Ama ne yazık ki bu yasaklar AB sürecinde AB istediği için kaldırıldı. Gönül isterdi ki; toplumumuzun ihtiyacı olan gelişmeler, kendi irademiz ve demokrasi içinde şekillensin” dedi.

AB sürecinde 12 Eylül anayasasında pek çok kez değişiklik yapıldığını, bu değişikliklerin toplumu rahatlatmadığına değinen Süleyman Çelebi, 12 Eylül hukuku denilen hukukun günümüzde de geçerli olduğunu sözlerine ekledi.

İstanbul Barosu Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Birliği Hukuku Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Selçuk Demirbulak da konuşmasında iletişim sorunlarına değindi.

Avrupa Birliğinin pek çok konuda olduğu gibi birlik üyesi ülkelerde de sendikalaşma konusunda sorunlar yarattığını belirten Prof. Dr. Demirbulak, AB’nin sendikasızlaştırma çabalarından medyanın da etkilendiğini bildirdi.

Dünyada medyanın bir endüstri haline geldiğini, bunun yansımalarının Türkiye’de de görüldüğünü kaydeden Selçuk Demirbulak, “Eskiden Türk medyasında yazarlar, başyazarlar vardı. Bunlar medyayı yönlendirirdi. Endüstrileşme ile birlikte bu başyazarların yanına reklâm müdürleri de oturdu. Gazetelerin yayın politikaları bunlar tarafından belirlenmeye başladı” dedi.

Endüstrileşme ile birlikte medyada doğal olarak tekelleşmenin de görüldüğünü belirten Prof. Dr. Demirbulak, bu hareketin siyaseti de belirler hale geldiğini, bu durumda sivil toplum örgütlerin öneminin daha da arttığını sözlerine ekledi.

Panelde konuşan Av. Kadri Markoç da, örgütlü bir toplumun kendisine yapılan dayatmaları kabul etmeyeceğini söyledi.

Uluslararası dayatmalara karşı direnebilmek için örgütlü toplum olma gereğine değinen Av. Markoç, “eskiden dış güçler kendi politikalarını benimsetmek için o ülkede bir takım ajanlar kullanırlardı. Ancak bu yöntemin oldukça pahalı ve kolay deşifre edilebilir olduğunu anladılar. Dış güçler bu yöntemden vazgeçerek o ülke içinde yandaş bulma yolunu seçtiler” dedi.

Örgütlü 10 kişinin, örgütsüz bin kişiden daha güçlü olduğunu belirten Av. Kadri Markoç, sağlıklı demokrasilerin alt yapısında demokratik kitle örgütlerinin bulunduğunu, bu nedenle toplumsal örgütlenmelerin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini anlattı

Galeri

Kategori:Haberler