İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Sevr, Paranoya Mı, Güncel Tehdit Mi?

İstanbul Barosu Başkanlığınca düzenlenen “Sevr, Paranoya mı, Güncel Tehdit mi?” konulu panel, 7 Haziran 2010 Çarşamba günü saat 16.00’da Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

Sevr, Paranoya Mı, Güncel Tehdit Mi?

İstanbul Barosu Başkanlığınca düzenlenen “Sevr, Paranoya mı, Güncel Tehdit mi?” konulu panel, 7 Haziran 2010 Çarşamba günü saat 16.00’da Orhan Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.

Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı Av. Muammer Aydın, Sevr Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti yok sayıldığını, adeta yağmalandığını ve Dünya Savaşı'nın galiplerinin Osmanlı topraklarını hoyratça paylaştıklarını söyledi.

Azınlıklara geniş ve sonsuz haklar verilerek, Türklerin haklarının kısıtlandığını, Anadolu’nun işgalcilerin kontrol ve güdümüne itildiğini belirten Muammer Aydın şöyle devam etti: “Ancak bu Sevr'in "iyi tarafları" da yok değildi! Örneğin bu antlaşma sayesinde Anadolu'daki Milli Mücadele azmi hızlanmıştır. Türk insanı Osmanlı yönetiminin vatan yerine salt hanedanın geleceğini düşündüğünün farkına varmıştır. Damat Ferit'lerin gerçek yüzü ortaya çıkmıştır. Sevr Antlaşması, Mebuslar Meclisi tarafından onaylanmadığından hukuki bir özelliği olmayan bir belgeden ibaret kalmıştır”.

Sevr belgesine TBMM’nin büyük tepki gösterdiğini, Sevr’i kabul edenlerin vatan haini olarak ilan edildiğini kaydeden Aydın, özellikle Genç kuşaklara Sevr hezimetinin ve Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın destansı özelliğinin sürekli anlatılması gerektiğini çünkü ulus olarak son günlerde yaşadığımız kimi olayların bu durumu bir duyarlılık olmanın ötesinde bir zorunluluğa dönüştürdüğünü ifade etti.

Paneli yöneten İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek, Sevr’in emperyalizmin bir projesi olduğunu söyledi.

Türkiye üzerine emperyalist projelerin bitmediğini, bitmeyeceğini de belirten Özbek, bu projelerin demokrasi ve insan hakları ile cilalanabileceğini, reform adı altında sunulabileceğini kaydetti. Reformun iç dinamiklerin getirdiği bir ihtiyaç olarak olumlu bir terminoloji olduğuna dikkat çeken Özbek, “Ama şu sıralarda ABD’nin,  AB’nin ekonomik ve siyasi dayatmaları var. Ve bunlar reform sözcüğünü çok seviyorlar ve çokça kullanıyorlar. Bizim için iç dinamiklerin getirdiği kapsamlı anlamı ifade etmiyor. Reform, emperyalist düşünce için bir sömürgeleştirme anlamı taşıyor. Aynı sözcükler,  baktığınız noktaya göre farklı anlamlar içerebiliyorlar” dedi.

Günümüzde ise etnik ayrışma ve aidiyetin doğal bir gelişme olarak sunulduğunu belirten Özbek, böylece insanların dil, din ve etnisite üzerinden tanımlandığını ve Türkiye’nin bugün bir Yugoslavyalaşma süreci yaşadığını, böyle bir psikoloji geliştirerek kimliklerin kavgası sürecinin oluşturulmaya çalışıldığını anlattı.

Panelde ilk sözü Bürokrat - Politikacı - Yazar Cahit Kayra aldı. Kayra, Sevr ile bugünkü gelişmeler arasında ciddi bağlantılar bulunduğunu söyledi. Sevr’in antlaşmadan çok bir doktrine benzediğini belirten Kayra, Kurtuluş Savaşı ve sonrasında Anadolu’da meydana gelen isyanlarda Sevr imzacıları ile onların esir aldıkları Saltanatın parmağı bulunduğunu bildirdi.

Başta Padişah ve Başbakanı Damat Ferit olduğu halde, işgalcilerle birlikte hareket eden tüm cemiyetlerin Kurtuluş Savaşına karşı çıktıklarını, Milli Kuvvetlerle çarpıştıklarını ve isyanları teşvik ettiklerini kaydeden Kayra, tek istediklerinin kendi saltanatlarının devam etmesi olduğunu ifade etti.

Ankara Üniversitesi SBF Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sina Akşin, “Sevr Antlaşması, sizi Trakya’dan kovduk, Anadolu’dan da kovacağız’ mesajıdır” dedi. Sevr Antlaşmasını ‘korkunç bir antlaşma’ olarak niteleyen Akşin, bu antlaşmayla devletin bağımsızlığı ortadan kalktığı gibi devletin de yok olduğunu, Osmanlı Devletini kurbanlık koyun haline getirdiğini söyledi.

Sevr’e göre, Osmanlı ordusunun etkisizleştirildiğini ve yabancıların yönetimine girdiğini, maliyeyi yabancıların yönettiğini, İtalya ve Fransa için nüfuz bölgeleri oluşturulduğunu hatırlatan Akşin, Ermenistan ve Yunanistan tam anlamıyla güçlendirilip hazır hale getirildiğinde İtalya nüfuz alanının Yunanlılara, Fransa nüfuz alanının da Ermenilere terk edileceğini bildirdi.

Anadolu’da etnik ve kültürel bir temizliği öngören Sever’in Anadolu İhtilalı ile derin dondurucuya konulduğunu belirten Akşin, Atatürk devrimlerinin Sevr’e ciddi bir yanıt olduğunu, ancak 1950’lerden sonra başlayan karşı devrim hareketlerinin devam etmesinin de Türkiye’nin temel çelişkisi olduğunu vurguladı.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Özel Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sibel Özel de, Sevr Antlaşmasını ‘Türkiye’nin kendi kendisini yönetme yetkisini elinden alan bir antlaşma’ olarak niteledi.

Özel, konuşmasında Sevr Antlaşmasının eski eserler ve azınlıklar konusundaki hükümlerini ele aldı. Sibel Özel, Sevr’de azınlıklar alanının dil, din ve soy esasına göre genişletildiğini, her egemen devlet kimlerin azınlık olacağına kendisi karar verirken, antlaşmada bu yetkinin yok sayıldığını, egemen bir devlete böyle bir dayatma yapmanın ise uluslararası hukuka aykırı olduğunu söyledi.  Özel, antlaşma hükümlerinde yer alan mübadele, miras, soy azınlıkların mecliste temsil hakkı, azınlıkların eğitim hakkı gibi konularda bilgi verdi.

Emekli Büyükelçi – Milletvekili Onur Öymen ise Paris ve Londra’da yapılan müzakereler hakkında bilgi verdi. İşgalci güçler ve onun güdümündeki İstanbul Hükümetinin talep ve emirleriyle, Atatürk’ün görüş ve yaptıklarını karşılaştıran Öymen, tarihin çöplüğüne terk edilen Sevr Antlaşmasını Atatürk’ün nasıl değerlendirdiğini O’nun şu sözünü aktararak belirtti: “Lozan Antlaşması, Türk ulusuna karşı yıllardan beri hazırlanmış Sevr Antlaşmasıyla büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını gösteren bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zaferdir.”

Yeni Türk Devletini ve Cumhuriyeti kuran Atatürk ve arkadaşlarının Sevr’i ellerinin tersiyle ittiklerini belirten Onur Öymen, “Bugün bizlerin, o insanların çocukları ve torunları olarak Sever düşüncesini benimseyenlerin hedeflerini gerçekleştirmelerine fırsat vermemiz asla söz konusu bile olmaz” dedi.

Ege Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Engin Berber, Sevr’i Lozan Antlaşmasının ‘anti tezi’ olarak niteledi. Konuşmasında Mütareke Antlaşmalarıyla Barış Antlaşmaları arasındaki ilgiyi anlatan Berber, Sevr müzakerelerinin Osmanlı Devleti temsilcilerinin teslimiyet psikolojisi içinde geçtiğini, Antlaşmanın, Mebuslar Meclisi feshedildiği için Yıldız Sarayında oluşturulan Saltanat Şurasında görüşüldüğünü ve bir kişi hariç herkesin antlaşmanın imzalanmasını savunduğunu söyledi.  

Sevr’in uzun süren bir savaş döneminden sonra yapılan bir barış antlaşması gibi sunulduğuna dikkat çeken Berber, sözlerini şöyle tamamladı: “Günümüzde de demokrasi ve insan hakları maskesi altında Sevr dayatmalarının gündeme getirildiğine tanık olmaktayız. Türk halkının Sevr’e direndiği gibi, günümüzdeki dayatmaları da boşa çıkaracağına inanıyoruz”.

Oturum sonunda İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek, konuşmacılara birer Teşekkür Belgesi sundu.

Galeri

Kategori:Haberler
Sevr, Paranoya Mı, Güncel Tehdit Mi? | İstanbul Barosu