Sevk ve İskânın 104. Yılında Ermeni İddiaları ve Tarihi Gerçekler

İstanbul Barosu Cumhuriyet Araştırmaları Merkezince düzenlenen ‘Sevk ve İskânın 104. Yılında Ermeni İddiaları ve Tarihi Gerçekler’ konulu panel, 07 Mayıs 2019 Salı günü saat 16.30’da baromuz merkez bina konferans salonunda yapıldı.
Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, İstanbul Barosu yönetiminde uzun yıllar hizmet vermiş ve bugün Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı olan Hüseyin Özbek’in önderliğinde yürütülen ve hep birlikte sahip çıkarak gelenekselleşen temel duyarlılık noktaları bulunduğunu ve bunlardan birinin de genelde Ermeni sorununa ilişkin duyarlılıkların yansıtılması olduğunu söyledi.
Bu duyarlılıkların İstanbul Barosu için oldum olası bir bayrak olduğunu belirten Durakoğlu, “Bu bayrağın belirli zamanlarda gösterilmesi bizim hukuk adına, yargı adına yaptığımız mücadeleler kadar varlık nedenimiz olarak kabul ettiğimiz bir temel yaklaşımdır” dedi.
Bugün burada Cumhuriyet Araştırmaları Merkezinin bu anlamdaki örneklerinden birinin daha sergileneceğini kaydeden Mehmet Durakoğlu, özellikle uzun yıllardan bu yana Diaspora tarafından yansıtılan iddiaların Türkler açısından olmasa bile, dışarıda çok ciddi etkilerini belli etmiş bir savaşımı da ifade ettiğini bildirdi.
Durakoğlu, başlangıçta ASALA tarafından terörle başlatılan, giderek bir soykırım olarak nitelendirilen bu iddialara ilişkin hukuki değerlendirmeler içeren pek çok toplantı düzenlediklerini, bu gün de bu konuların üzerine gidileceğini belirtti ve bu alandaki çalışmaların bir bilinçle devam ettirilmesini, o bilincin yükseltilmesinin son derecede önemli olduğunu sözlerine ekledi. .
Açılış konuşmasından sonra paneli Av. Gülseren Aytaş yönetti. Ermenistan Türkiye ilişkilerine ait tarihsel gelişmeler hakkında özet bilgiler veren Aytaş, Moskova ve Kars anlaşmalarına atıf yaparak, Ermenistan’ın anlaşmalara aykırı davranışlar gösterdiğini, Kars anlaşmasıyla sınır sorunlarının çözülmüş olmasına rağmen Anayasalarında Ağrı Dağını (Ararat) sınır olarak kabul ettiklerini ve bağımsızlık bildirgesinde soykırımın tanınmasını ve tarihi Ermenistan’ın ele geçirilmesini de milli emel olarak benimsemiş durumda olduklarını söyledi.
Türkiye’nin ise Ermenistan’dan üç temel beklentisinin bulunduğunu belirten Aytaş, “Birincisi Kars Anlaşmasını tanıması, ikincisi soykırım iddialarından vazgeçmesi, üçüncü olarak da işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmesiydi” dedi.
Oturumun ilk konuşmacısı Prof. Dr. Kemal Çiçek, Ermeni sorununa tarihsel bir perspektiften yaklaştı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1915 yılında çıkarılan Sevk ve İskân Kanununa dayanarak verilen tehcir kararının kendi içersinde çok tutarlı, ancak dramatik sonuçlarının bulunduğunu belirten Çiçek, Ermenilerin 1860’dan 1915’e kadar bağımsızlık mücadelesi yaptıklarını, ancak bu mücadeleyi tek başlarına yapamayacaklarını anlayınca yabancıların desteğiyle sürdürmeye karar verdiklerini bildirdi.
Ermenilerin kanlı eylemlerine de değinen Kemal Çiçek, bu çerçevede Osmanlı Bankası baskını, İkinci Abdülhamid’e bombalı araba saldırısı düzenlediklerini, ancak olayın faillerinin cezalandırılmadığını söyledi. Abdülhamit karşıtı İttihat ve Terakki Cemiyetiyle iş birliği yaparak Ermenilerin milletvekili olarak Meclise girdiklerini kaydeden Çiçek, Erzurum’da düzenledikleri Taşnak Kongresinde mücadele yöntemlerinin belirlendiğini anlattı. Van isyanı ile birlikte Ermeni terör hareketlerinin hız kazandığını vurgulayan Çiçek, hükümetin sevk ve iskan kararı (tehcir) alarak Ermenilerin bölgeden uzaklaştırıldığını sözlerine ekledi.
Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Av. Hüseyin Özbek, Konuşmasına ermeni meselesine ilişkin yakın tarihi mercek altına aldı.
23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim gibi Türkiye’nin simge tarihlerinin sembolize ettiği olayların farklı bir iddianın anlamı olarak ters yüz edildiğini belirten Özbek, “Örneğin 19 Mayıs, Yunanistan tarafından Pontus Rumlarının soykırım tarihi olarak yasalaştırılmıştır. Yunan ricali her 19 Mayısta, Selanik’te Atatürk’ün evinin yan sokağında Pontus Rumlarının soykırımını telin etmekte ve anmaktadırlar. Küçük Asya Helenlerinin soykırım günü olarak da 14 Eylül tarihi seçilmiştir. Bunun anlamı şudur: Türk ordusu 9 Eylül’de İzmir’e girmiş ve son yunan birliği 14 Eylül’de İzmir’i terk etmiştir. 24 Nisan 1915 de simge bir tarihtir. Ermeni ihtilalcıların dernek faaliyetinin yasaklanması ve tutuklanmalarıdır. Simgesel olarak bu tarih kullanılmakta ve anlam yüklenmektedir” dedi.
Bu tarihten sonra kurtuluş savaşını da içine alacak biçimde Ermeni terörünün devam ettiğini hatırlatan Hüseyin Özbek, bu arada iki Osmanlı Sadrazamının, Talat Paşa’nın Berlin’de ve Sait Halim Paşa’nın Roma’da Ermeniler tarafından katledildiğini, tetikçilerin cezalandırılmadığını, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra da ASALA terör örgütü cinayetlerinin başladığını ve 40’a yakın Türk diplomatın katledildiğini bildirdi.
Özbek, Ermeni Diasporasının asıl saldırı kampanyasının ASALA’dan günümüze uzanan ve gelecekte de devam edeceği anlaşılan milli şuura, çok daha sofistike ve toplum mühendisliği olarak, psikolojik harekat olarak niteleyebileceğimiz saldırı kampanyasının devam ettiğini belirterek konuya ilişkin çeşitli örnekler verdi.
Emekli Büyükelçi Onur Öymen, önce özeleştiri yapmak istediğini belirerek şunları söyledi: “Bizim önemli bir hatamız var. Hangi konuda biz suçluyuz, hangi konuda Türkiye hatalıdır. Bu kusurumuzu ne yapsak da başkalarıyla iyi ilişkiler kursak. Ermenistan konusunda böyledir, Kürt konusunda da böyledir, Kıbrıs konusunda da böyledir. Bir konu yok ki Türkiye haklıdır deyip göğsümüzü gerip çıkalım ortaya. Türkiye’nin çok güçlü bir lobisi vardır ‘Ver de kurtul’ lobisi. Yani neyi verirsek o işten kurtuluruz. Bu anlayış toplumun çeşitli kesimlerine de sirayet ediyor. Bu durumda moda deyimle Türkiye’nin çıkarlarını korumak ‘Out’, başkalarının görüşlerini benimsemek ‘İn’. Dış politikada yapılabilecek en önemli hatalardan biri savunmada kalmaktır. Örneğin Ermeni meselesinde biz yapmadık diyerek savunmaya çalışıyoruz. Oysa yapılması gereken şey karşı tarafın hatlarını, yanlışlarını, zulmünü dile getirerek taarruz politikası izlemek ve inisiyatif almaktır”.
Öymen, konuşmasının kalan bölümünde Türkiye’ye karşı yapılan saldırılar ve bunlara karşı izlenen çeşitli politikalar hakkında örnekler verdi.
Sunumların tamamlanmasından sonra soru / cevap bölümüne geçildi. Daha sonra konuşmacılara birer Teşekkür Belgesi verildi.


