Sem 22. Dönem 2013-9 Eğitim Dönemi Başladı
Staj Eğitim Merkezi 22. Dönem 2013/9 Eğitim Dönemi 11 Kasım 2013

Staj Eğitim Merkezi 22. Dönem 2013/9 Eğitim Dönemi11 Kasım 2013 Pazartesi günü saat 13.30’da Orhan Adli Apaydın Konferans Salonunda yapılan törenle başladı.
Açılışta konuşan Staj Eğitim Merkezi Yürütme Kurulu Başkanı Av. Muazzez Yılmaz, Beyoğlu ve Kartal’daki Staj Eğitim Merkezlerinde bu yıl 2534 stajyerin eğitime alınacağını söyledi. Staj Eğitim Merkezinde ders veren eğitimcilerin gönüllülük esasına göre hizmet verdiklerini belirten Yılmaz, stajyerlerin de bu dönemi iyi değerlendirmeleri gerektiğini vurguladı.
Eğitim döneminin ilk dersini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Öğretim Üyesi Av. Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu verdi. Konuşmasında demokrasi, hak, hukuk ve özgürlükler içselleştirilmeden sorunları çözmenin mümkün olmadığını belirten Mahmutoğlu, son 30 yılda açılan bazı davalardan örnekler vererek, yargı bağımsızlığının dönemlere göre, siyasal iktidarın anlayışına göre nasıl değiştiğini anlattı.
Av. Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, konuşmasını ‘Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı’ konulu makalesinin özetini yaptı ve sonuç bölümünde şu görüşlere yer verdi:
“Yargı Bağımsızlığı kapsamında mevzuata ilişkin görüşlerimizi sunarken katkı sağlayacağını düşünerek Anayasal, yasal düzenlemelere ve bunların diğer ülke sistemlerindeki karşılıklarına kısaca yer verdik. Bu bağlamda özellikle yargının kurumsal bağımsızlığının sağlanabilmesinin, hâkimlerin idari görevleri bakımından HSYK'ya bağlı olmasının; hâkim ve savcı adaylarının seçimi ve mesleğe girişinde Adalet Bakanlığının etkinliğinin kaldırılmasının ve bu yetkinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na verilmesinin, ayrıca da Mülakat Kurulundaki Adalet Bakanlığı mensubu üyelerinin sayısının azaltılarak yargı mensubu kişilerin sayısının artırılmasının isabetli olacağını belirttik. Öte yandan hâkim ve savcıların atama, terfi, özlük işleri gibi hallerinin yürütme organı tarafından değil de HSYK tarafından belirlenmesini; İçtihadı birleştirme kararlarının, karara esas teşkil eden olay açısından bağlayıcı olmasının yeterli sayılmasını ve başkaca somut olayların yargılamasında, ancak öteki yüksek mahkeme kararları gibi hâkimlerce uygun görüldüklerinde kullanılmalarını, mevcut düzenlemeye ilişkin öneriler olarak dile getirdik.
Burada hemen belirtmek isteriz ki, mevzuatta yapılacak kapsamlı değişikliklerin dahi yargı bağımsızlığının sağlanmasında yeterli olmayacağı düşüncesindeyiz. Çünkü nedenleri üzerinde tartışmak belki de başkaca bir çalışmanın konusu olmakla birlikte, hukuka uygun davranma bilincinin düşük seviyede olduğu toplumumuzda, siyaset üzerinden yapılan analizlerin sorunu daha da büyütmekte, karmaşık hale getirmekte olduğunu gözlemlemekteyiz. Bu çerçevede dünden bugüne ülkemizde yapılan yargılama süreçlerinden vereceğimiz bazı örnekler ile düşüncemizi açmak isteriz;
Söz gelimi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın TCK 312' den yargılanması, 28 Şubat'ta askerlerin yaptığı brifinglere hâkim ve savcıların katılması, Şemdinli davası, Van rektörünün soruşturması, Cumhuriyet Savcısı Cihaner' in yargılanması, tutukluluk süreleri, siyasi parti kapatma davaları ve 367 tartışmaları, milletvekili tutuklamaları, Deniz Feneri davasına ilişkin süreç ve devamında bu davanın savcısının görevden alınması, 12 Eylül iddianamesi ile ilgili ortaya çıkan iki farklı sonuç, son döneme damgasını vuran Ergenekon, Balyoz davaları, eski Genelkurmay başkanının tutuklandığı ‘İnternet Andıcı Davası’ ve buna bağlı olarak yapılan Yüce Divan tartışmaları, MİT mensuplarıyla ilgili soruşturma ve sonrasında yapılan yasa değişikliği ilk akla gelen ve kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan yargı süreçleridir. Bu örnekleri arttırmak mümkünse de gerekli değildir.
Ancak peşinen söyleyebileceğimiz husus, kim ya da kimlerin nasıl bir hukuksal analiz yapabileceğini çok büyük bir olasılıkla tahmin edebilmemizdir. Kanımızca vurgulamaya çalıştığımız bu durum bile ülkemizdeki siyaset-hukuk ilişkilerinin geldiği olumsuz noktayı göstermesi açısından önemlidir. Gerçekten de, bu davaların hangisinde farklı siyasi düşüncelere rağmen, ideolojik değerlendirmeler bir tarafa bırakılarak, hukuk adına karşı tarafın yanında yer alındığı ifade edilebilir?
Yukarıda bahsettiğimiz yargılamalardan sadece eski Genelkurmay Başkanının tutuklanması ve hakkında dava açılması ile MİT mensuplarının soruşturulması olaylarındaki hukuksal analizlere değinmek bile, aslında asıl sorunun ülkemizde ne olduğunu anlatmaya yetecektir. Öyle ki eski Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ terör örgütü yöneticiliği suçlamasıyla karşı karşıya kaldığında, herkes yargılanabilmelidir, yargı makamları en doğru kararlan verecektir, yargıya müdahale edilmesin diyenler, benzer bir eylemle suçlanan MİT mensupları bakımından tam tersi bir yaklaşımla, Başbakanın izni olmadan bu kişilerin asla soruşturulamayacağını söylemekte ve bununla da yetinmeyip ilgili kanunda acil değişiklik yapmaktadır, işte ülkemizdeki biraz önce de altını çizmeye çalıştığımız en temel sorun, bu ilkesiz, özensiz tutumlardan kaynaklanmaktadır.
Görülüyor ki, değişen tek şey, kendini eski mağdur olarak tanımlayan yeni iktidar sahiplerinin şimdilerde kendini mağdur olarak tanımlayanlara duyarsız kalmalarıdır. Başka bir anlatımla siyasi iktidarlar değişse de hukuksal tartışmalar aynıdır.
Sonuç olarak, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı kimi zaman savunulacak kimi zaman göz ardı edilecek, deyim yerindeyse bizim ya da bizden olanların gözetildiği, işimize geldiği gibi kullanılacak bir konu değildir. Yaşanabilir bir toplum modeli oluşturmak istiyorsak, ortak alanlarımızı ilgilendiren tüm konularda hepimiz yönünden samimiyet testlerinden geçmek, hatalarımızı kabul etmek isabetli bir çözüm yolu olacaktır.”


