Seçmen Tercihinin Doğru Biçimde Belirlenmesi Ve Şeçim Sonuçlarının Meşruiyeti Bakımından Seçim Kurullarına Ve Özellikle Yüksek Seçim Kuruluna Anayasal Ve Tarihsel Bir Görev Ve Sorumluluk Düşmektedir

Türkiye, siyasi konjonktür ışığında yerel seçimin de ötesinde anlamlar yüklenen çok önemli bir seçimi daha geride bırakmış, seçime yüksek bir katılım gerçekleşmiş, yurttaşlarımız vatandaşlık görevini yerine getirmiştir. Sonuçların siyasi değerlendirmesi elbette ki olacaktır, bu bir hukuk kurumu olarak Baromuzun doğrudan ve öncelikli bir ilgi alanını oluşturmamaktadır. Bununla birlikte seçimlerin güvenliği ve güvenilirliği doğrudan demokrasi ve hukuk devleti ile ilgili olmakla bu yöndeki kaygı ve beklentilerimizi kamuoyu ile paylaşmak görevimizdir.
Bilindiği üzere demokrasinin en önemli temel taşlarından birisi serbest ve özgür seçimlerdir. Sandık her şey olmamakla birlikte çok şeydir. Bu alanda da başta siyasi partilerin finansmanı ve harcamaların denetimi ve şeffaflığı olmak üzere çeşitli sorunlar bulunmasına karşın, en önemli çıplak gerçek ve gereklilik, seçmen tercihinin sonuca doğru yansımasıdır. Seçmen tercihinin doğru bir biçimde belirlenebilmesi açısından seçimlerin adil, dürüst, herhangi bir hile ve şaibe olmaksızın, kişilerin tercihinin doğru bir biçimde sonuca yansıdığının kamuoyu algısı ve vicdanı bakımından bir tereddüt yaratmaksızın gerçekleşmesi ve bu sürecin denetlenebilir olması gereklidir. Aksi halde seçimlerin bir anlamı kalmamakta, dahası seçimin, sonuçlarının, seçilmiş kişilerin meşruiyeti tartışmalı hale gelmekte hatta ortadan kalkmaktadır. Bu rejim bunalımının habercisidir. Oyların çalınması, sonuçlara doğru yansıtılmaması veya çarpıtılarak yansıtılması gibi seçim yolsuzlukları, bilindik anlamdaki yolsuzluktan çok daha vahimdir ve daha ağır sonuçlar doğurmaktadır. Gerçekten bu şekilde seçmen iradesi sakatlanmakta, seçimin yerini hile ve seçim yolsuzluğuna dayalı “atama” almakta ve bu da bir tür darbe olmaktadır. Bunun, askeri darbelerden hiçbir farkı yoktur.
Ne yazık ki geride bıraktığımız seçim, Cumhuriyet Tarihinin en büyük ve yaygın hile, şaibe ve yolsuzluk iddialarına konu olmuştur. Bu çerçevede oy torbalarının açılıp tutanakların karalanması, çöp konteynırlarından ve tuvaletlerden evet mühürlü, yakılmış ve tahrif edilmiş oy pusulalarının bulunması, seçim sonuçlarının ajanslara aktarılma biçimi, veri akışındaki uzun süreli kesinti, bir bakanın o mahalde dahi bulunmaması gerekirken oy sayımına katılması, mühürlerin çalınması, sonuçların elektronik kayıt sistemine girişindeki denetimsizlik, torbaların mühürsüz olması, mühürlerin kaybolması, tutanaklardaki yer ve rakam hataları, tahrifatlar, bazı yerlerde seçmenlerin sandık görevlilerince yönlendirilmesi, seçim gecesi onlarca ilde makul izahı yapılamayan elektrik kesintileri, içişleri bakanının sayım yapılan mahalle gelmesi, ıslak imzalı tutanaklarla bilgisayar verilerinin örtüşmemesi, geçersiz oyların fazlalığı gibi sonuçları ve seçimlerin güvenilirliğini etkileyebilecek düzeyde yaygın ve ciddi iddiaların, buna ilişkin bazı somut verilerin bulunduğu görülmektedir. Tüm bu iddialar seçime gölge düşürmekte, sonuçlarını ve meşrutiyetini tartışmalı hale getirmektedir. Nitekim kamuoyunun da bu yönde ciddi bir endişe ve infial içinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu da doğaldır, zira verdiği oyda somutlaşan tercihinin sonuca doğru yansıyıp yansımadığı hususunda kaygılanmak, bunu sorgulamak, denetlemek her yurttaşın hakkıdır. Bu hak, Anayasanın 67/1-2 ve 79.maddelerinden kaynaklanmaktadır. Süreç Baromuzca da yakından takip edilmektedir ve edilecektir.
Bu süreçte Anayasal bir kurum olan Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) ve seçim kurullarına tarihsel bir görev ve sorumluluk düşmektedir. Gerçekten Anayasa’nın 79.maddesi uyarınca seçimlerin AY’nın 67/2 maddesine uygun olarak, belirli bir düzen içinde dürüst bir biçimde yapılmasını temin ile seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları değerlendirme ve gereğini yapma görevi tümü yüksek mahkemeler kökenli YSK’na ve diğer seçim kurullarına aittir. Bu bir tür yargısal denetim ve faaliyet olduğu kadar, seçmen tercihi ve iradesinin korunması bakımından da yaşamsal bir görev ve işlevdir. Yani bir anlamda seçmenin iradesi, seçimlerin adilliği ve dürüstlüğü, demokrasinin sıhhati YSK’ya emanet edilmiştir.
Bu çerçevede seçmen, yüksek bir katılımla sandığa giderek vatandaşlık görevini yerine getirmiştir. Şimdi tüm bu hile, yolsuzluk ve şaibe iddiaları karşısında görevini yerine getirme sırası Yüksek Seçim Kurulu ve ilgili diğer seçimi kurullarındadır. Gücünü hukuktan, Anayasadan, yasadan ve halktan alan YSK ve ilgili diğer seçim kurulları, hiçbir etki ve baskı altında kalmadan, sadece hukuk ve adalet ışığında bu Anayasal ve tarihsel görevini yerine getirmelidir. Tüm yurttaşlarımız gibi İstanbul Barosu olarak bizim de beklentimiz budur. Beklentimizin boşa çıkmayacağını ummaktayız. Seçimlerle ilgili olarak tüm hile, şaibe ve yolsuzluk iddialarının, bütün siyasi partilerin şikâyetlerinin kamuoyunu ve vicdanları tatmin edecek şekilde aydınlatılması demokrasi ve hukuk devleti bakımından son derece önemli ve herkesin yararınadır.
Kamuoyuna saygı ile sunulur.
İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI


