Sanık Sandalyesindeki Gazeteci Sempozyumu
İstanbul ve Ankara Baroları, Türk Ceza Hukuku Derneği

İstanbul ve Ankara Baroları, Türk Ceza Hukuku Derneği ve Gazetecilere Özgürlük Platformunca ortaklaşa düzenlenen “Sanık Sandalyesindeki Gazeteci” Başlıklı Sempozyum, 16-17 Mart 2012 günleri Orhan Adli Apaydın Konferans Salonunda yapıldı. Sempozyumda, Türk Ceza Adaleti sisteminin basın özgürlüğü yönünden yarattığı temel sorunlar ve çözüm önerileri ele alınarak irdelendi.
Sempozyumun açılışında konuşan Gazetecilere Özgürlük Platformu Dönem Başkanı ve Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit, dünyada en fazla sanık sandalyesinde oturan gazetecinin Türkiye’de bulunduğunu söyledi.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, gerçek gazetecinin kim olduğunun bilinmesi gerektiğini, Özel Görevli Mahkemeler gibi Özel Görevlendirilmiş gazetecilerin de bulunduğunu, bu nedenle kavramları yerli yerine oturtmak gerektiğini bildirdi.
Ankara Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu da, Gazetecilere Özgürlük Platformunun Türkiye’deki basının durumunu dış dünyaya anlatmada başarılı olduğunu kaydetti.
Türk Ceza Hukuku Derneği Başkanı Av. Fikret İlkiz ise tutuklu gazeteciler Mazlum Özdemir, Ziya Çiçekçi ve Soner Yalçın’ın ceza evinden yazdıkları mektupları okudu.
Sempozyumun birinci gün ilk oturumunu yöneten Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, gazeteciler hakkında 10 bin dolayında dosyanın mahkemeye intikal ettiğini, hiçbir dönemde bugünkü kadar basına düşmanlık yaşanmadığını söyledi.
Anayasal düzeyde mevcut sorunlar ve çözüm önerileri başlıklı bu oturumda konuşan Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bertil Emrah Oder, bu gün Türkiye’de anayasal güvencelerin dışlandığı bir ortam yaşandığını, ‘ileri Demokrasi’nin demokrasinin sınırlarını aşıp hukukun ötesine doğru gitmeye başladığını bildirdi.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurşen Mazıcı, basın özgürlüğünün ifade özgürlüğünün bir parçası olduğunu belirterek AİHM kararlarından örnekler vererek Türkiye’deki basın özgürlüğü ile Avrupa ülkelerindeki basın özgürlüğünü karşılaştırdı. Mazıcı bu arada AİHM’in Tuncay Özkan kararının bir değerlendirmesini yaptı.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay, ifade özgürlüğünün ayaklar altına alındığı bir dönemin yaşandığını, Sivas olayları, faili meçhuller, Uludere olayları, Hrant Dink cinayeti gibi davalarda ikiyüzlü bir politika izlendiğini ve toplumla alay edildiğini vurguladı.
Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit’in yönettiği basın mevzuatı yönünden mevcut sorunlar ve çözüm önerilerinin ele alındığı ikinci oturumda konuşan Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Köksal Bayraktar, Basın Kanunu ile Türk Ceza Kanunundaki bazı hükümlerin çatıştığını, bunun da basın aleyhine durumlar yarattığını söyledi. Bayraktar, yasalarda pek çok değişiklikler yapılmasına karşın Türkiye’de basın özgürlüğünün bir türlü gerçekleştirilemediğini, bu alandaki AİHM kararlarının uygulama tarafından yeterince algılanamadığını bildirdi.
Türk Ceza Hukuku Derneği Başkanı Av. Fikret İlkiz, Türkiye’deki ifade özgürlüğünü AİHS ve AİHM kararları çerçevesinde değerlendirdi. AİHM kararlarının yaşadığımız ortamın bir fotoğrafı olduğunu belirten İlkiz, Terörle Mücadele Kanununun 6. Maddesinin ifade özgürlüğü önünde en büyük engel olduğunu bildirdi. İlkiz, ifade özgürlüğünü koruyucu aktif önlemlerin alınması gerektiğini, devletin bu konuda pozitif yükümlülüğünün bulunduğunu anlattı.
Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi, bugün itibariyle 102 gazetecinin terörle Mücadele Kanununa göre tutuklu bulunduğunu, TMK’ya göre dava açıldığı için siyasal iktidarın bunları gazetecilik faaliyetlerinden dolayı değil, teröre destek oldukları iddiasıyla tutuklandıklarını kabul ediğini söyledi. İpekçi, kimin gazeteci olduğuna, neyin gazetecilik faaliyeti olduğuna Gazetecilik Meslek İlkesi Sorumluluk Bildirgesine göre meslek örgütünün karar verebileceğini, yürütmenin buna karar verme hakkının bulunmadığını bildirdi.
Sempozyumun ikinci gün ilk oturumunu yöneten Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Şahin, Türkiye’de demokrasi oyunu oynandığını, siyasi aktörlerin ödüllerle ilgili oyunu yeterince iyi oynadıklarını, iş bedellerle ilgili oyuna gelince bunda yan çizdiklerini ve o zaman da sıkıntıların yaşandığını ve demokrasinin yara aldığını söyledi. Şahin, haber kaynağının gizliliğinin demokrasi açısından ‘olmazsa olmaz’lardan olduğunu, oysa bu ilkenin yürütülen siyasi davalardaki soruşturma ve kovuşturma aşamalarında ihlal edildiğini bildirdi.
Maddi ceza hukuku normları yönünden mevcut sorunlar ve çözüm önerilerinin ele alındığı bu oturumda konuşan İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve Basın Konseyi Genel Sekreteri Yrd. Doç. Dr. Hasan Sınar, 2005 yılında 3 ay arayla yürürlüğe giren Basın Kanunu ile Türk Ceza Kanununun çelişkilerle dolu olduğunu söyledi. Bu çelişkilere madde madde değinen Sınar, üçüncü yargı paketinde yer alan değişiklikler hakkında da bilgi verdi.
İstanbul Barosu Eski Başkanı Av. Turgut Kazan, aslında sanık sandalyesinde oturan gazeteciyi değil, demir parmaklıklar arasında betona gömülmüş gazeteciyi ele almak gerektiğini söyledi. İfade özgürlüğünü hedef alan Terörle Mücadele Kanununun 6, 7 ve 13. Maddelerinin değiştirilmesi gerektiğini belirten Kazan, üçüncü yargı paketinin bir yenilik getirmediğini bildirdi. Demokrasilerde normal olmayan mahkemelerin düşünülemeyeceğini kaydeden Kazan, Özel Yetkili Mahkemelerin Anayasadaki temel hakları askıya alma yetkisinin bulunduğunu, yargı formatı kullanılarak dijital senaryolarla gizli tanık oyunlarının oynandığını, normal mahkemelerin de referandumdan sonra oluşan HSYK’nın etkisi altına girdiğini anlattı.
Milliyet Gazetesi Yazarı ve Uluslararası Basın Enstitüsü Üyesi Kadri Gürsel, siyasilerin Özel Yetkili Mahkemeleri ‘muktedirleşme’ yolunda bir araç olarak kullandıklarını, bunun ülkeyi bugünkü haline getiren etkenlerden biri olduğunu söyledi. Siyasi iktidarın medyanın %50’sini kontrolü altında tuttuğunu, vergi cezaları ve boykot çağrılarıyla merkez medyayı yıkılması gereken bir kale olarak gördüğünü belirten Gürsel, editoryal açıdan gazetecilik mesleğinin geleceğini çok karanlık gördüğünü, içerdeki muhalefetin cılız kaldığını, uluslararası muhalefetin ise önem taşır hale geldiğini bildirdi.
İkinci gün ikinci oturumu yöneten İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, çözüm önerilerini sıralarken şöyle dedi: “Hâkimler ve savcılar stajın bir parçası olarak bir hafta cezaevinde kalmalı. Arama, gözaltı, tutuklama ve iletişimin dinlenmesi gibi güvenlik önlemleri kararı özerk bir oluşum tarafından verilmeli. ÖGM’ler kaldırılmalı, anca normal mahkemelerin tümü ÖGM haline getirilmemeli. İçtihatlara sahip çıkmalı ve susma hakkını kullanan kişi gözaltı süresinin dolmasını beklemeden hâkim karşısına çıkarılmalı. TCK 128. Madde gibi bir hüküm Basın Kanununa konulmalı”.
Ceza muhakemesi normları ve özellikle ‘tutuklama ‘ koruma tedbiri yönünden mevcut sorunlar ve çözüm önerilerinin ele alındığı oturumda konuşan Ankara Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, soruşturma evresinde gizliliğe uyulmadığını, ÖGM’lerde hâkimlerin tutuklamayı ceza olarak uyguladığını, bundan da rahatsızlık duyulmadığını söyledi. Özel Görevli Mahkemelerin ülkenin siyasal yaşamında da etkili olmaya başladığını, gazeteci ile karakol basanın aynı maddeden yargılandığını belirten Feyzioğlu, bu nedenle örgütler ve platformlar bir suç türüyle ilişkilendirildiğini ve her taşın altından bir örgüt çıkarıldığını, örgüt patlaması yaşandığını bildirdi.
Türk Ceza Hukuku Derneği Genel Sekreteri Av. Fehmi Demir, Terörle Mücadele Yasasının ifade özgürlüğünü ortadan kaldıran maddeleri yüzünden gazeteciliğin tehlikeli bir meslek haline geldiğini, muhalif gazetecilerin tutuklanmasında keyfilik yaşandığını söyledi. Demir, Fikret İlkiz’in kaldığı yerden cezaevinde bulunan gazeteciler Aydın yıldız, Faysal Tunç, Selahattin Arslan ve Bedri Akyüz’ün mektuplarını okumayı sürdürdü.
Basın Konseyi Önceki Genel Sekreteri Av. Oktay Huduti ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. Maddesinde yer alan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkında bilgi verdi, maddeler hakkında açıklamalar yaptı ve Sözleşme hükümleri çerçevesinde Türkiye’deki uygulamaları eleştirdi.
İkinci günün son oturumunu yöneten Radikal Gazetesi Yazarı Altan Öymen, demokrasilerde Yasama, Yürütme ve Yargıdan sonra dördüncü güç olarak nitelenen basının özgürlüğü sadece kâğıt üzerinde kaldığı ve hayata geçirilemediği için, bugün Türkiye’de basının bir kısmının büyük bir baskı ve tehlike altında bulunduğunu söyledi.
Gazeteci gözüyle ‘sanık sandalyesindeki gazeteci’ konusunun ele alındığı bu oturumda konuşan Gazeteci-Yazar Cüneyt Ülsever, Türk basınının içinde bulunduğu en büyük garabetin, gazetecilerin düşüncelerinden dolayı sanık olmaları ve ‘başıma ne gelir’ kaygısıyla kendilerine oto-sansür uygulamaları olduğunu söyledi. Rejim konusunda kaygılarının bulunduğunu, halkın seçtiği cumhurbaşkanı ile parlamenter sistemin bir arada yürümeyeceğini, bunun bir garabet olduğunu vurgulayan Ülsever, bütün güçlerin tek elde toplanmaya çalışıldığını, muhaliflerin bir şekilde susturulduğunu, bu gidişle geleceğin daha karanlık olacağına inandığını bildirdi.
Türkiye’de basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, insan hakları konusunda AB’ye giriş sürecinde gelişen olumlu havanın yavaş yavaş ortadan kalktığını belirten Hürriyet Gazetesi Yazarı Sedat Ergin, bunun AB İlerleme Raporlarında açıkça görüldüğünü, ABD yönetimi ve orada düzenlenen raporlarda da Türkiye’nin artık sorgulanmaya başlandığını söyledi. Ergin, gelişmelerde gazetecilerin tutuklanmasının etkisi olduğunu, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserince düzenlenen iki Türkiye raporunda da yargı sisteminden kaynaklanan sorunların saptandığını bildirdi.
Sempozyumun son konuşmacısı Vatan Gazetesi Yazarı Mustafa Mutlu, hakkında dava açılan gazeteci sayısının sanık sandalyesinde oturandan daha çok olduğunu, çünkü günümüzde artık bir takım gazetecilere potansiyel suçlu olarak bakıldığını, izlendiğini, dinlendiğini ve tehdit edildiğini söyledi. Mutlu, facebook’ta aynı mesajı paylaşanlar hakkında bile suç duyuruları bulunduğunu ve haklarında dava açıldığını, bu nedenle günümüzde gazetecinin cezaevini sırtında taşıdığını bildirdi.
İki gün devam eden Sempozyum, Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit’in kapanış konuşmasıyla sona erdi.


