Sanık Sandalyesindeki Avukat
İstanbul Barosu’nun 134. Kuruluş Yıldönümü ve 5 Nisan Avukatlar Günü etkinlikleri

İstanbul Barosu’nun 134. Kuruluş Yıldönümü ve 5 Nisan Avukatlar Günü etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen ‘Sanık Sandalyesindeki Avukat’ konulu panel, 6 Nisan 2012 Cuma günü saat 18.30’da Orhan Adli Apaydın Konferans Salonunda yapıldı.
Paneli Yöneten İstanbul Barosu Başkanı Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal, 5 Nisan etkinlikleri çerçevesinde yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Kocasakal, kendilerine söz hakkı verilmeyen ve salondan çıkarılan meslektaşlarını savunmak için Baro Yönetim Kurulu olarak 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Balyoz Davası oturumuna girdiklerini ve adil yargılanmanın sağlanması ve savunmaya söz hakkı verilmesi talebiyle Mahkemeye dilekçe verip salondan ayrıldıklarını söyledi.
Kocasakal, Cezaevi önünde basın açıklaması yaparken, savcının ‘taraf olduğumuz ve adil yargılamayı etkilediğimiz’ iddiasıyla Baro Başkanı ve Yönetim Kurulu hakkında suç duyurusunda bulunduğunu Mahkemenin ara kararından öğrendiklerini bildirdi. Kocasakal, bu eylemle Özel Görevli Mahkemelerin dokunulmaz olmadıklarını göstermek istediklerini kaydetti. Daha sonra panele geçildi.
İlk sözü alan Galatasaray Üniversitesi Eski Rektörlerinden Prof. Dr. Duygun Yarsuvat, “21. Yüzyıl Ceza hukuku liberal ise, o ülkede özgürlükler vardır ve siyasi iktidar bu özgürlüklere sınırlama getiremez, liberal ceza hukukunda savunma ön plana çıkar, kanuna aykırı deliller geçerli olamaz” dedi.
21. Yüzyıl liberal ceza hukukunda özel mahkemelerin yerinin olmadığını belirten Yarsuvat, 21. Yüzyıl ceza hukuku otoriterse liberal sistemin tersinin uygulandığını bildirdi. Yarsuvat, ABD’nin yaşadığı 11 Eylül’den sonra terör suçları kapsamında yeni yeni suçlar ortaya çıkarıldığını, özel mahkemelerin kurulduğunu, aslında bunların mahkeme olmadığını ve buralarda düşman ceza hukukunun uygulandığını anlattı.
Özel Yetkili Ağır ceza Mahkemelerinde de bu hukukun uygulandığını, HSYK tarafsız olmadığı için uygulamaya zemin hazırlandığını kaydeden Yarsuvat, böyle bir sistemde avukatın çelme takan bir konu mankeni gibi görüldüğünü belirtti. Yarsuvat, Avrupa Parlamentosunun İlerleme raporlarından örnekler okuyarak Türkiye’de uygulanan Özel Görevli Mahkemeler sorununa dikkat çekildiğini bildirdi.
Panelde konuşan İstanbul Barosu Eski Başkanı Av. Turgut Kazan, panelin başlığı olan ‘Sanık Sandalyesindeki Avukat’ sözünün Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemelerindeki uygulamaları çok güzel anlattığını, ancak bunun demokrasiyle bağdaşmadığını söyledi.
Özel Görevli Mahkemelerde, Birleşmiş Milletlerin avukatın rolüne ilişkin temel ilkelerin, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin tavsiyelerinin, Uluslararası Avukatlar Birliği ilkelerinin geçerli olmadığını belirten Kazan, kendi yaşamından da örnekler vererek anlattığı anekdotlarla Türkiye’de yargı alanında bir tiyatro oynandığını vurguladı.
12 Eylül Anayasa referandumundan sonra HSYK’nın bir camiaya gönül verenler tarafından oluşturulduğunu, özel görevli mahkemelerde gereken temizliğin yapıldığını belirten Kazan, “Bu ayıbı temizleme mücadelesi vermemiz gerekiyor” dedi.
İstanbul Barosu Eski Başkanlarından Av. Kazım Kolcuoğlu yönetiminde devam eden panelde konuşan Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Av. Taylan Tanay, özel yetkili mahkemelerin kuruluşunun yeni bir şey olmadığını, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bulunduklarını ve en çok da bu mahkemelerden sosyalistlerin zarar gördüğünü söyledi.
Çok sancılı bir dönemden geçildiğini, bu dönemde avukatların büyük zarar gördüklerini, adeta tefsiye edildiklerini belirten Tanay, bu büyük savunma gücünü harekete geçirmenin yollarının aranması gerektiğini bildirdi. Tanay, İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu’nun 5 Nisan Avukatlar Günü Nedeniyle tutuklu avukatları cezaevinde ziyaret etmelerini çok olumlu bulduğunu kaydetti.
Türk Ceza Hukuku Derneği Genel Sekreteri Av. Hasan Fehmi Demir, avukatların günümüzde çok ağır şartlar altında görev yapmaya çalıştıklarını, düşman ceza hukukunda bile kuralların bulunduğunu, bu kurallara özel görevli mahkemelerde rastlanamadığını söyledi.
Kanunsuzlukla, keyfilikle nasıl mücadele edileceğinin konjonktür de dikkate alınarak düşünülmesi gerektiğini vurgulayan Demir, “Toplum susturularak esir alınmaya çalışılıyor. Medya tek ses olmuş. Yeniden yapılandırılan yargıda savunma ayak bağı görülmüş. Bu koşullar altında mücadele yöntemi yeniden belirlenmeli ve komünler halinde bu mücadeleyi vermeliyiz” dedi.


