İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Sanat ve Ceza Hukuku

Sanat ve Ceza Hukuku

Sanat ve Ceza Hukuku

İstanbul Barosu ve Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesince İstanbul Barosunun 140. Yılı ve 5 Nisan Avukatlar Günü nedeniyle ortaklaşa düzenledikleri ‘Sanat ve Ceza Hukuku’ konulu panel, 5 Nisan 2018 Perşembe günü saat 10.00’da Baromuz Konferans Salonunda gerçekleştirildi.

Panel konusuyla ilgili ayrıca bir sergi düzenlendi ve ‘Türkiye’de Hukuk ve Sanat’ konulu bir kitap katılımcılar için Prof. Dr. Schefller tarafından imzalandı.  

Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Necmi Şimşek, sanatı çok özel ve nesnel özellikleri olan bir kavram olarak niteledi. Sanatın insanın dimdik, felsefe gibi, yaşamın kaygılarından, yaşamın ‘çirkinliklerinden’ kopartan bir yaşam alanı olduğunu belirten Şimşek şöyle devam etti: “Hani öğrenciler yoğun ders saatlerinden sonra bir teneffüse çıkarlar ya, işte sanat insanın yaşamında huzur bulduğu, kendisine döndüğü, yaşamla karşı karşıya kaldığı ve kendini dinlediği bir ‘teneffüs’ alanıdır. Bence yaşamın en önemli özelliklerinden birisi sanattır”.

Sanatın olmazsa olmaz tek özelliğinin bağımsız olması, hiçbir çıkar kaygısı ile yapılmıyor olmasına vurgu yapan Necmi Şimşek,  şunları söyledi: “Sanatı esasen diğer başka uğraşlardan ayıran –ama her türlü sanatı kastediyorum, avukatlık da bir sanattır, tıpkı tiyatro sanatçıları gibi, tıpkı edebiyat sanatçısı gibi, tıpkı bir ressam gibi- sanatın özünde yatan bağımsız ve tarafsız olmasıdır.  Ünlü Alman düşünür Friedrich Nietzsche’nin benim yaşamımda yaklaşık 40 yıldır çok anlamlı olan bir deyişi var: ‘Şarkı söyler gibi konuş, dans eder gibi hiçbir etkin gücün, hiçbir baskı grubunun etkisi altında kalmaksızın sadece bir insan gibi hareket et’. Sanat da böyle bir şeydir”.

Ortaçağ’dan bugüne sanatçıların dönemin baskın iktidar gücü tarafından hep kısıtlandıklarını, o dönemlerde çıkarılan yasaların etkin gücün ifadesi olduğunu ve toplumları bir biçimde kontrol edebilmek adına düzenlenmiş olduklarını belirten Şimşek, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum da değildir, baskın iktidar gücünün olduğu ülkelerde sık rastlanmaktadır. Türkiye’de bu iktidar döneminde yontu sanatçımız Mehmet Aksoy’un Kars’a diktiği Türk-Ermeni dostluk ilişkilerini simgeleyen görkemli heykelinin dönemin Başbakanı tarafından UCUBE olarak nitelendirilmesinden sonra heykel parçalanarak yerinden sökülmüştür. Bir başka örnek: Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da sahildeki ‘Deniz Kızı’ heykeli de bazı çevrelerde erotik bulunarak tartışma konusu olmuştur”.

Açılışta konuşan Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dr. h.c. Yener Ünver, otoriter rejimlerde sanatçıların, yetenekleriyle halka nefes aldıran önemli pencereler açtıklarını söyledi. 

Siyasal gücün bir şekilde halkın nefes alma alanlarını daralttığını belirten Ünver, bunun pek çok örneğinin bulunduğunu dikkate alarak bir meslektaşı ile birlikte çok farklı kaynaklardan yararlanarak hukuk ve siyaset konulu bir kitap hazırladıklarını, özellikle ceza hukuku ile sanat olaylarının ilişkisini irdelediklerini bildirdi. Açılan serginin de bu kitabın tamamlayıcısı olduğunu ve görsel olarak olayı vurgulamaya çalıştıklarını kaydeden Yener Ünver, panelde yer alan üç Alman konuşmacının da sanat ve ceza konusuna odaklanacaklarını anlattı.

Ünver konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Biz hukukçular gerçekten adalet gibi, özgürlük gibi çok ihtiyacımız olan bu temel değeri kötüye kullanmadan – çünkü sanat da kötüye kullanılabilir- insanlığın hizmetine sunarken, hukukta ve sanatta arzu ettiğimiz o yüksek kaliteye erişmiş oluruz”.

Daha sonra panele geçildi.

Oturumun ilk konuşmacısı Prof. Dr. Klaus Uwe Scheffler, Sanat ve Sanat Özgürlüğü-Almanya’da İki Zor Hukuki Kavram konulu sunumunda, sanat özgürlüğünün anayasa ve yasalarla korunması konusunu ele aldı. Alman Anayasasında yasaların sınırlarını aşan sanat özgürlükleri ile ilgili kararlarına değinen Scheffler, Anayasada sanatın tanımında çekilen zorlukları anlattı. Maddi sanat kavramının sınırsızlığına işaret eden Scheffler, açık sanat ve adanmış sanat konularına da açıklık getirdi.

Dr. Dela Madeleine Halecker de sanat ve ceza hukuku çerçevesinde sanat performansı olarak hayvanlara eziyet konusu üzerinde durdu. Alman Anayasasına göre sanatın serbest olduğuna vurgu yapan Halecker, bir sanat performansı olarak tavşanın öldürülmesi konusunun Almanya’da özellikle hayvan severler arasında büyük tepki gördüğünü ve yankılarının uzun süre devam ettiğini söyledi.

 Performansı gerçekleştiren kişinin Hayvanları Koruma Kanununun 17. Maddesine göre yargılandığını ve suçlu bulunduğunu belirtene Halecker, 2002 yılında anayasada yapılan bir değişiklikle hayvanları koruma ilkesinin getirildiğini bildirdi.

Joanna Melz, Yetenek cezadan korumaz – bir usta sahtecinin atölyesinden konulu sunumunda ‘Atlı Kırmızılı Resim’ adlı sahte bir tablo suçu işleyen bir Alman sanatçının hikâyesini anlattı.

Melz, Alman Ceza Kanununun 267. Maddesinin gerçek dışı belge düzenleyenlerin 5 yıl hapis ya da para cezasına çarptırılmasını öngördüğünü, 263. Maddesine göre de yanlış olguları doğru gibi göstermek suçunun yine aynı cezaya çarptırılmasının düzenlendiğini bildirdi. Tablo suçunun bu maddeler çerçevesinde değerlendirildiğine dikkat çeken Melz, suçu işleyen sanatçının yargılandığını ve cezalandırıldığını kaydetti.

Sunumların tamamlanmasından sonra soru-cevap ve katkı bölümüne geçildi.

Panel sonunda İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Necmi Şimşek ve Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz, borumuzun 140. Yılı ve 5 Nisan Avukatlar Günü nedeniyle özel olarak üretilen pulu, Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yener Ünver ve konuk konuşmacılara sundu.

 

Galeri

Kategori:Haberler
Sanat ve Ceza Hukuku | İstanbul Barosu