İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Referandum ve Denetim Mekanizmaları

Referandum ve Denetim Mekanizmaları

Referandum ve Denetim Mekanizmaları

İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezince düzenlenen ‘Referandum ve Denetim Mekanizmaları” konulu panel, 22 Mayıs 2017 Pazartesi günü saat 16.00’da Baro Kültür Merkezinde yapıldı.

Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Av. Prof. Dr. Serap Keskin Kiziroğlu, 16 Nisan’da yapılan referandumda, referandum daha sonuçlanmadan YSK’nın aldığı yasaya aykırı karar üzerine İstanbul Barosu’nun YSK Başkanı ve kararın altına imza atan üyeler için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu söyledi.  

298 sayılı kanunun oy pusulalarının ve zarfların mühürlü olması zorunluluğunu getirdiğini, 2010 Nisan ayında yasada yapılan değişiklikle mühürsüz oy pusulası ve zarfların geçersiz olduğunun kabul edildiğini belirten Kiziroğlu,  şöyle konuştu: “16 Nisan’da yapılan referandumda Yüksek Seçim Kurulu mühürsüz oy ve zarfların kullanılmasını seçim sonuçlanmamışken aldığı kararla yasa hükmüne rağmen geçerli saydı.  Oysa bir oda seçiminde mühürsüz oylarla ilgili bir tartışmaya ilişkin Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruyu değerlendiren mahkeme, 2010 kanun değişikliğine yollamada bulunarak mühürsüz oy pusulası ve zarfların geçersiz olduğuna karar verdi ve bireysel başvuruyu reddetti. Böylece Anayasa Mahkemesi mühürsüz oyların geçersizliğini onayladı”.  

Serap Keskin Kiziroğlu, konu daha önce kapanmışken 16 Nisan Referandumu ile yeniden gündeme geldiğini, 2010 yılında o kanun değişikliği hiç yapılmamış gibi kamuoyuna yapılan açıklamalarda bunun üstü örtülerek mühürsüz oyların hem hukuk devleti, hem hukuk güvenliği, hem seçim güvenliği ilkelerini altüst eden bir durumla karşı karşıya bulunduğumuzu bildirdi.

Paneli, İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Üyesi Av. Duygu Köksal yönetti. Panelde son yaşanan referandum çerçevesinde ulusal ve uluslar arası denetim mekanizmaları üzerinde durulacağını belirten Köksal, 16 Nisan referandumunda yargı denetiminden önce uluslararası denetim mekanizmalarının görüldüğünü, AGİT’in 17 Nisanda referandumla ilgili bir rapor düzenleyip aksaklıkları tespit ettiğini bildirdi.

25 Nisan’da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin gerçekleştirdiği toplantıda 2004’den sonra ikinci kez Türkiye’nin siyasi denetime alındığını öğrendiklerini hatırlatan Duygu Köksal, bunun bir siyasi karar olduğunu ve bu kararın yansımalarının 2018 yılında yapılacak toplantıda görülebileceğini söyledi. Köksal, ana muhalefet partisinden bazı milletvekillerinin AİHM’e bireysel başvuru yaptıklarının bilindiğini, böylece denetim mekanizmaları yolunun açıldığını, anayasa değişikliklerinin ise Avrupa Konseyi Venedik Komisyonunca incelendiğini sözlerine ekledi.

Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Av. Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, panelde 16 Nisan Referandumunun usul boyutunun tartışılacağını, referandum sürecinin esasının en hafif deyimiyle tartışmalı, meşruluğu zayıf ve hukuken sakat bir referandum olduğu konusunda çok fazla tereddüt bulunmadığını söyledi. Kanadoğlu şöyle devam etti: “Buradan hareketle partiler hukuku açısından, partilerin eşitlik içinde çalışmalarının sağlanıp sağlanmadığı açısından bazı değerlendirmeler yapılabilir. Ama asıl odaklanmamız gereken nokta, biz bu hukuksuzlukları başvuru yoluyla nasıl tespit ettirebiliriz? Ana sorun burada odaklanıyor. Bir başka önemli nokta da Türkiye’de bundan sonra yapılacak seçimlerde güvenliğin sağlanacağı konusunda yurttaşlar nasıl güven içinde olacaklar? Bence asıl sorun bu usule ilişkin yolların ötesinde yeni kurulacak otoriter rejimin de tam olarak anayasa açısından gerçekleşmesini sağlayacak olan ilk seçimlerde yurttaşın sandığa oyunun etkili olabileceğini düşünmesini nasıl sağlayacağız”.  

Yaşadığımız dönemin 1946 seçimlerini akla getirdiğini belirten Korkut Kanadoğlu, böyle bir deneyim yaşamışken bundan sonra yapılacak seçimlerde sonuca etkili olabilecek şekilde oy hakkımız güvence altına alınacak mı diye sordu.  

Kanadoğlu konuşmasında YSK’nın aldığı çelişik kararları değerlendirdi, böyle bir YSK ile seçim güvenliğinin sağlanmasının güç olduğunu ve YSK’nın yerine ne konulacağının da bugünden tartışılması gerektiğinin altını çizdi.

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tolga Şirin, ulusal ve uluslararası mevzuata göre referandumda yaşananların usul boyutu, esasa ilişkin de hukuki ve siyasi boyutu üzerinde duracağını bildirdi.

“İdare hukukunda fonksiyon gaspı diye bir şey var: Erklerden biri diğeri yerine geçer ve işlem yaparsa bunun adı fonksiyon gaspıdır” diyen Şirin, şunları söyledi: “Fonksiyon gaspı Alman hukukunda yoklukla maluldür. Yokluğu her türlü merci tespit edebilir. ‘Seçimde oy pusulalarında, zarflarda mühür yoksa geçersizdir’ hükmünü ‘geçerlidir’ haline getiren YSK kararı bir tür yasama organının fonksiyonunun gaspı anlamına gelir. Her organın bu kararın yoklukla malul olduğunu tespit ediyor olması lazım”.

YSK kararına karşı hiçbir mercie gidilemeyeceği konusunun sistematik ve abartısal çerçevede ele alınması görüşünde olduğunu belirten Tolga Şirin, ‘Hiçbir mercie gidilemez’ demek, idari yargıya gidilemez anlamını taşıdığını, 2010’dan buyana Anayasa mahkemesine bireysel başvuru yolu açıldığını ve gidilecek merciin bulunduğunu, ancak ne yazık ki YSK kararlarına itiraz mercii yoktur diye Anayasa Mahkemesinin de bireysel başvuruları reddettiğini kaydetti.

Şirin konuşmasının son bölümünde seçimlerle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular için aldığı kararlardan örnekler sundu.

Oturum sonunda soru-cevap bölümü gerçekleşti. Bu arada konuşmacılara birer Teşekkür Belgesi sunuldu.

 

Galeri

Kategori:Haberler
Referandum ve Denetim Mekanizmaları | İstanbul Barosu