Prof. Dr. Erdener Yurtcan’In 5918 Sayılı Yasayla Ceza Adalet Sistemimizde Yapılan Değişikliklere İlişkin Yorumu
“ Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun “ başlığını taşıyan 5918 sayılı Yasa 26.06.2009 tarihinde TBMM’de kabul edildi.

“ Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun “ başlığını taşıyan 5918 sayılı Yasa 26.06.2009 tarihinde TBMM’de kabul edildi.
Yasa, ceza adalet sistemimizde önemli değişiklikler öngörmektedir. Bu yönüyle kamuoyunu ilgilendirmesi doğaldır. Bu yazımda, öncelikle ve özellikle meslektaşlarıma seslenmek istedim.
Yasanın Hükümleri ve Yorumları
I. Ceza Muhakemesi Kanununun 3 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“(2) Barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askerî mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirâk halinde işlemesi durumunda asker olmayan kişilerin soruşturmaları Cumhuriyet savcıları, kovuşturmaları adlî yargı mahkemeleri tarafından yapılır.”
Bu nedenle ilkin asker olmayan kişilerin kimler olduklarının tespiti gerekir. 353 sayılı Askeri Mahkemelerin Kuruluş Yasası, asker kişilerin kim olduklarını belirleyerek, tersten bir tanım vermiştir. Buna göre : Muvazzaf askerler; subaylar, astsubaylar, askerî öğrenciler, uzman jandarmalar, uzman erbaşlar, erbaş ve erler, yedek askerler (Askeri hizmette bulundukları sürece), Milli Savunma Bakanlığı veya Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşlarında çalışan sivil personel, askeri işyerlerinde çalışan ve İş Kanununa tabi bulunan işçiler, rızası ile Türk Silahlı Kuvvetlerine katılanlar,
Asker kişidirler.
Bu kişilerin dışındaki kişiler sivildirler.
2. Siviller, Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askerî mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu işlemiş olmalıdırlar. Bu suçları 353 sayılı Yasanın 13. maddesi saymaktadır : Bunlar, Askerî Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 61, 63, 64, 75, 79, 80, 81, 93, 94, 95, 114 ve 131 inci maddelerinde yazılı suçlardır. Bunlar, askerlik hizmetinin temelini ilgilendiren ve sırf askeri suçlar adı verilen suçlardır.
3. Sivil kişi, yukarıda sayılan bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirâk halinde işlemiş olmalıdır.
4. Bu durumda, asker olmayan kişilerin soruşturmaları Cumhuriyet savcıları, kovuşturmaları(son soruşturma ve kanunyolu) adlî yargı mahkemeleri tarafından yapılacaktır.
5. Aynı konu 353 sayılı Yasanın 12. maddesinde şöyle düzenlenmiştir :
Askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde, eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir.
6. Bu hükümle, 5918 sayılı Yasayla CMK’nın 3. maddesine eklenen hüküm birlikte yorumlandığında, şu sonuçlar doğar :
a) 353 sayılı Yasanın 12. maddesi, kendi içinde tutarlı bir düzenleme öngörmüştür. Asker kişilerle sivil kişiler iştirak halinde bir suç işlediklerinde, bakılacak olan nokta, suçun AsCK’da yazılı bir suç olup olmadığıdır. Şayet böyle bir suç söz konusu ise, tüm failler(asker-sivil) askeri mahkemede yargılanacaklardır. Suç AsCK’da yazıl değilse, tüm failler adliye mahkemesinde yargılanacaklardır.
b) CMK’nın 3. maddesine eklenen fıkra, bir sivilin bir asker kişiyle iştirak halinde suç işlemiş olması varsayımında, bu suçun Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askerî mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suç olması halinde, sivil kişinin soruşturmasının Cumhuriyet savcıları, kovuşturmasının(son soruşturma ve kanunyolları) adlî yargı mahkemeleri tarafından yapılmasını öngörmektedir.
c) Bu durumda, iştirak halinde bir suç söz konusu olmasına rağmen, asker kişi askeri yargıya, sivil kişi sivil yargıya tabi olacaktır.
d) Bu değişiklikler karşısında şöyle düşünmek uygun olur :
aa) Sivil kişinin tek başına bir suç işlemiş olması varsayımında, bu suçun AsCK’da ya da başka yasalarda yer alması halinde, bu kişinin sivil yargıya tabi tutulması, sivil kişinin barış zamanında sivil yargıya tabi olması ilkesi açısından uygun bir sonuçtur.
bb) Ancak, yukarıda sergilemeye çalıştığım üzere, asker kişi-sivil kişi iştirak halinde bir suç işlediklerinde, bu kişilerin farklı yargıya tabi kılınması, sisteme aykırıdır. İştirak halinde suç varsayımında, soruşturmayı ve yargılamayı bir bütün halinde yürütmek şarttır. Bu böyle yapılmadığında, olaydaki maddi gerçeği ortaya çıkarmak mümkün olmaz. Ayrıca, olay kendi içinde bütünlük taşıdığı içindir ki, farklı hukuki sonuçların ortaya çıkması olasıdır. Bu da yargıda karışıklık yaratır. CMK’nın 3. maddesine eklenen fıkra, bu haliyle, iştirak halinde işlenen suçlarda sisteme aykırı olduğu kadar, ceza yargılamasının amacına da aykırıdır. Bu hüküm, 353 sayılı Yasanın kurduğu hukuka uygun olan sistemi bozmuştur.
cc) Öte yandan, 5918 sayılı Yasayla yukarıdaki sonuçları doğuran değişiklikler yapılırken, 353 sayılı Yasanın ilgili maddelerinin buna uygun olarak yeniden düzenlenmemesi, gereken noktalarda ilga yönüne gidilmemiş olması, kanun yapma tekniğine aykırıdır.
II. 5918 sayılı Yasa, CMK’nın 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendini değiştirmiştir. Buna göre, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu özel ağırceza mahkemesinin(ÖAC) yargı görevi kapsamına alınmıştır.
Ceza adalet sistemimiz içinde yeri olmamak gereken ve sistemi bozan, öngörülen normlarında Anayasaya aykırılıklar bulunan ÖAC’lerin varlığının sürdüğü bir ortamda, bir suçun daha bu mahkemelerin yargı görevi içine alınması, yasa koyucunun tercihidir.
III. 5918 sayılı Yasayla, CMK’nın 250. maddesinin 3. fıkrasında değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikle, maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesinde geçen “hâli dahil” ibaresi “hâlinde” şeklinde değiştirilmiştir.
Değişikliği yorumlarken :
1. İlkin, CMK’nın 250/3. maddesinin önceki halini aktarmak uygun olur :
“(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hâli dahil askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır. “
Bu hükmün yorumunda şu noktalar öne çıkar :
a) ÖAC’lerde yargılanacak olan kişilerin sıfat ve memuriyetine bakılmaz. Bu kişiler bu mahkemenin yargı erkine tabi olurlar.
b) Bu ilkenin istisnaları maddede yer almaktadır. Buna göre, Anayasa Mahkemesinin ve Yargıtayın yargılayacağı kişiler ÖAC’lerde yargılanmazlar.
c) Savaş ve sıkıyönetim hâli dahil askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.
d) 5918 sayılı Yasa bu noktada bir düzenleme yapmaktadır ve maddedeki “hali dahil” ibaresini, “halinde” olarak değiştirmektedir.
e) Bu değişiklik hangi sonuçları doğurmaktadır ?
İlkin, 250/3. maddenin bu varsayımındaki mutlak sonucunu ortadan kaldırmaktadır. Buna göre, barışta ÖAC’ler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun tüm kişileri yargılayacaklardır. Bunun istisnası, Anayasa Mahkemesinin ve Yargıtayın yargı erkine tabi olan kişilerdir. Bu kişiler ÖAC’lerde yargılanmazlar.
Önceki hükümde, askeri mahkemelerin yargı yetkisi barış, savaş ve sıkıyönetim halinde sürerken, bu yetki yeni hükümle daraltılmış, yalnızca savaş ve sıkıyönetim haliyle sınırlandırılmıştır. Bu hükmü, yukarıda incelediğim CMK’nın 3. maddesine eklenen hükümle birlikte değerlendirmek uygun olur. O hükümle ilgili olarak yer verdiğim yorumları tekrar etmiyorum; yollama yapmakla yetiniyorum.
IV. 5918 sayılı Yasa, bir geçici maddeyle, CMK’nın 3 üncü ve 250 nci maddesinde yapılan değişiklik hükümlerinin, yürürlüğe girdiği tarihte devam etmekte olan soruşturma ve kovuşturmalarda da uygulanmasını öngörmektedir. Bu hüküm sisteme ve kanun yapma tekniğine uygundur, çünkü bu hükümle, ceza yargılaması kurallarının temel ilkelerinden olan, “derhal tatbik” ilkesi hayata geçirilmektedir.
Sonuç
5918 sayılı Yasayla yapılan değişiklikler bir gerçeği bir kez daha gözler önüne sermiştir. Ülkemizde sivil-askeri yargı erki ve kuralları, Anayasadan başlayarak öteki yasalarda karışıklık içermektedir. Bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesinin kararlarının çokluğu bir göstergedir.
Oysa yargı erkinin dayandığı ilkeler dikkate alınarak net ve tereddütlerden uzak bir yasal resim çizilebilir. Bunun temelleri şöyle belirlenebilir :
İlkin, sivil-askeri yargı erkinin temeli, yargı birliği ilkesi çerçevesinde atılır. Buna göre, eş uyuşmazlıklar tek bir yargıya tabi olur. Çekirdek nokta uyuşmazlık olmalıdır. Oysa bizde fail ve onun sıfatı ve unvanı esas alınarak norm oluşturulmaktadır. Bu da karışıklık yaratmaktadır.
Bu doğrultuda sivil yargı esas, askeri yargı istisna olmak gerekir. Askeri yargı, asker kişilerin sırf askeri suçlarını yargılamalıdır. Sivillerin askeri mahkemede yargılanmaları barışta söz konusu olmamalıdır. Ancak savaş ve sıkıyönetim halinde, askeri mahkemeler istisnai yargı yetkisini siviller için kullanabilmelidir.
Bir suçun asker ve sivil kişiler tarafından iştirak halinde işlenmesi varsayımında, suçun temeli dikkate alınarak, soruşturma ve yargılama birlikte tek yargı erkine tabi olmalıdır, askeri ya da sivil.
Bu amaçla, Anayasadan başlayarak yasal normların değiştirilmesi kaçınılmazdır.


