Parlamenter Sistem, Anayasalarımız Ve Başkanlık Sistemi
İstanbul Barosu Cumhuriyet Araştırmaları Merkezince düzenlenen

İstanbul Barosu Cumhuriyet Araştırmaları Merkezince düzenlenen ‘Parlamenter Sistem, Anayasalarımız ve Başkanlık Sistemi’ konulu panel, 15 Haziran 2016 Çarşamba günü saat 15.00’da İstanbul Adalet Sarayı Konferans Salonunda yapıldı.
Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi Sekreteri Av. Filiz Karaman’ın sunumuyla başlayan paneli, Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Av. Başar Yaltı yönetti. Anayasa denilince rejimin konuşulması gerektiğini belirten Yaltı, son birkaç yıldan beri özellikle hızlanan cumhuriyete karşı bir değişiklik özlemi, arzusu, hatta iradesi olduğunun gözlemlendiğini söyledi. Yaltı şöyle devam etti: “Türkiye’de yeni bir rejim inşa ediliyor diyebiliriz. Bizi yeni bir rejimin inşasına alıştırıyorlar. Hayatın her alanında mevcut siyasal iktidar, cumhuriyet karşıtlığını cumhuriyetin kuruluş yıllarından daha da eskiye, bir bakıma devrim sayılan 1908 anayasa değişikliklerine kadar götürerek günümüzde bir nevi o dönemle hesaplaşmayı izliyoruz”.
Başkanlık sisteminin ‘her şey daha iyi olacak’ iddiasıyla pazarlanmaya çalışıldığını belirten Başar Yaltı, “Ben başkanlığın bir Hilafet arayışı olduğunu hemen her yerde dile getiriyorum. Siyasal iktidar hiçbir şeyi gizlemiyor, birazcık anlama çabası göstermemizi bekliyorlar. Son yıllarda cumhuriyet devrimleri özelliklerini yitirmeye başladı, özellikle laiklik darbe üstüne darbe alıyor” dedi.
Panelde ilk sözü İstanbul Barosu Başkanı ve Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal aldı.
Anayasa konusunun siyasetle çok yakın bir ilgisi bulunduğunu, bu yüzden yoğun olarak siyasete de girmek gerektiğini belirten Kocasakal, “Emperyalizmi anlamadan bence bugünkü yeni anayasa talebini anlayabilmek çok mümkün değil. Sevr Anlaşmasının üçüncü kısmı –ki başlığı Kürdistan’dır- 64. Maddesi okunduğu zaman, yeni anayasa talebinin nedenini ya da nedenlerinden birisini anlamak mümkündür. Wilson Prensiplerinde de aynı iddialar sıralanmaktadır. 9 Şubat 2016 tarihli gazetelerde yer alan Diyarbakır’da toplantı yapan 7 Kürt örgütünün sonuç bildirgesinde de Kürdistan’ın geleceğine ilişkin yeni anayasa çalışmalarına atıfta bulunuluyor” dedi.
Yeni anayasanın bugüne kadar nesnel bir ihtiyaç olduğunu henüz duymadıklarını kaydeden Ümit Kocasakal şöyle konuştu: “Kendi siyasi ihtiyaçlarınız gerektiriyor diye yeni bir anayasa yapamazsınız. Anayasa bir devletin doğum belgesidir. Yeni bir anayasa, yeni bir devlet kuruluyorsa, rejim değişikliği gerekiyorsa yapılır. Örneğin Sovyet Rusya’da yeni bir devlet kurulmadı, ancak rejim değişikliği için yeni anayasa yapıldı. Türkiye’nin bugün sorunu bir anayasa sorunu değil, var olan anayasaya uymama sorunudur. Yeni anayasa ya da başkanlık sistemi toplumsal ve nesnel bir talep olmayıp emperyalizmin dayatmasıyla 1923 Atatürk Cumhuriyetini, rejimi değiştirmek teşebbüsüyle otoriter bir tek adamlık sisteminin, ülkenin üniter yapısının ortadan kaldırılmasının hukuksal kılıfını yaratma gayretinden ibarettir”.
Galatasaray Üniversitesi Hukuku Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu konuşmasını yeni anayasa yapılabilir mi? Anayasanın değişmez hükümleri ne anlama gelir, başkanlık sistemi Türkiye’de neden olamaz konuları üzerinde oturttu.
Bizim ‘Yeni anayasa yapılamaz’, ‘Anayasanın değiştirilemez hükümlerinin içi boşaltılamaz’ sözlerimizin dünyada bir karşılığı var mı? Diye soran Yüzbaşıoğlu, “Sonbaharda baskın seçimle siyasal iktidar 400 milletvekili değil, 550 milletvekili de kazansa yeni anayasa yapamaz. Eğer bir hukuk devletinden söz ediyorsak, hukuk kurallarından, hukuk yemininden söz ediyor isek bu sorunun cevabı daha baştan ‘HAYIR’dır” dedi.
Yeni anayasa istemiyle laiklik ilkesini olabildiğince sulandırmak, başkanlık sistemine geçmek ve Kürt sorununun çözümüne ucundan bucağından bir katkı sağlamanın öngörüldüğünü belirten Necmi Yüzbaşıoğlu, oysa mevcut anayasayla siyasi özerkliğin mümkün olmadığını, üniter yapının değiştirilemeyeceğini, ilk dört madde değiştirilmeden bunların yapılamayacağını hatırlattı.
Anayasalar devleti kuran, siyasal iktidarın oluşumunu ve onu sınırlayan belgeler olduğunu kaydeden Yüzbaşıoğlu şunları söyledi: “Her siyasal iktidar işine gelmeyen bir anayasayla karşılaştığında ‘milletimiz yeni bir anayasa istiyor’ diye yola çıkarsa, o zaman bu anayasayı baştan reddetmek demektir. Dünyada böyle bir uygulama yok. Daha özgürlükçü, daha demokrat, daha güçlü hükümet ve yetkili cumhurbaşkanı olsun diye yeni anayasa yapılmaz. Dünyada böyle bir örnek yok. 1982 anayasası askeri idare zamanında yapılmıştır ama bunu hala böyle kabul etmek başlı başına yanlıştır. Darbe anayasasının pek çok maddesi 1995, 2001, 2014’de değiştirilmiş, çok güzel hükümler konulmuştur. Özgürlükler açısından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine yakın çizgiye gelmiştir bu anayasa. Ufukta daha özgürlükçü, daha demokratik bir anayasa istiyoruz talebinin içini dolduran elimizde bir veri yok”. Yüzbaşıoğlu, anayasanın değişmez hükümlerine ilişkin dünyadan örnekler verdi ve yeni anayasanın ancak bir Kurucu Meclis eliyle yapılabileceğini vurguladı. Yüzbaşıoğlu başkanlık sistemine ilişkin de dünyadan örnekler verdi ve Türkiye’de neden başkanlık sisteminin uygulanamayacağını anlattı.
Panelin son konuşmacısı Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. ErdoğanTeziç, 2007’nin tarihimizde bir dönüm noktası olduğunu, Türkiye’de 367’ye inat 7 yıl sonra seçilecek cumhurbaşkanı için anayasa değişikliği yapıldığını söyledi. Teziç bu görüşünü şöyle açtı: “367 şunun için vardı: cumhurbaşkanı seçiyorsunuz, parlamentonun toplantı sayısı ile karar sayısını ayıramadan bir tartışma ortamına girdik. Toplantı sayısı daima 367’dir. Üçte iki çoğunluk. Çünkü seçilen cumhurbaşkanıdır. Rastgele bir üye seçilmiyor. Cumhurbaşkanı seçilemiyor diye halk oylamasına gidildi. O arada Abdullah Gül 367 oy sağlanarak parlamento içinden seçildi. Aynı halk oylamasıyla yargı bağımsızlığını kaybettik. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Başkanı Adalet Bakanıdır. Bitti. Yargı bağımsızlığına elveda. ‘Yetmez ama evet’ diyenlerin sayesinde yargı bağımsızlığı uçtu gitti. HSYK’ya yeni yetkiler tanındı. Bugün hâkimlerin teminatı savcıların teminatına indirgenmiş durumdadır”.
Yasama dokunulmazlıklarıyla ilgili anayasa değişikliğine değinen Erdoğan Teziç, şunları söyledi: ”Cumhurbaşkanı değişikliği imzalamak için on beş gün bekledi ve son anda imzaladı. O arada ne oldu? HSYK’ya 4000 ile 5000 arası hâkim atandı. Niye? Dokunulmazlıklar kaldırıldı ya, bunları benim atadığım yargıçlar yargılayacak havasındaki bir iktidar çoğunluğu hâkim atamalarını gerçekleştirdi. Yasama dokunulmazlığı daha çok muhalefeti korumak amacıyla getirilmiş bir mekanizmadır. Dokunulmazlıkların kaldırılması yanlıştı, geçici olması daha büyük bir yanlıştı. Devletin bekası ne yasamada ne de yürütmededir. Devletin bekası yargıdadır”.
“Yeni Anayasada sözüm ona Atatürk milliyetçiliği gibi bir ideoloji olmayacakmış” diyen Teziç, “Atatürk milliyetçiliğini bizim Anayasa Mahkememiz, ortak yaşam olarak tanımlıyor. Atatürk milliyetçiliği bir ırki söylem ya da Türk vurgusu yapan bir ifade biçimi değildir, burada kastedilen milli devletin temel ilkesi olan ortak yaşamadır” dedi.
Prof. Dr. Erdoğan Teziç konuşmasını şöyle tamamladı: “Bizim bugün rejim arayışımız, bir kişiye olanak tanımaktan başka bir amaç gütmemektedir. Şu anda anayasasız bir sürecin içine girildi. Daha önce 61 ve 82 anayasaları yapılırken anayasa her hangi bir kanun seviyesine indirgendi. Oysa katı bir anayasanın olduğu yerde anayasa değişikliği yapamazsınız. Bugün yürürlükte olan bir anayasa var ve bu anayasa katı bir anayasadır. Bizim anayasamızda ancak kısmi değişiklik öngörülmektedir. Bütünüyle bir değişiklik yetkisi vermiyor. O nedenle yeni bir anayasa yapmak bugün hukuken mümkün değil”.


