Özel Koruma Tedbirlerinde Hiyerarşi
Avukat İnisiyatifi’nce ortaklaşa düzenlenen “Özel Koruma Tedbirlerinde Hiyerarşi’ konulu panel, 11 Temmuz 2019 Perşembe günü saat 17.00’da baromuz merkez bina konferans salonunda yapıldı.
Panelin açılışında konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, İstanbul Barosu olarak Yargı Reformu Stratejisi paketini ciddiye almadıklarını, bu paketin 2009 ve 2015 paketlerinden farkı bulunmadığını söyledi.
Son bir yıldır Avrupa Birliği ile ilgili yapılan temaslarda ve yabancı yetkililerle İstanbul’da yapılan görüşmelerde 23 ve 24. Fasılların açılmasına izin verilmesinin Türkiye açısından doğru olacağını onlara anlatmaya çalıştıklarını belirten Durakoğlu, şöyle dedi: “Bu fasılların açılmasında Avrupa Birliğinden bir ölçüde de olsa bir açılım sağlanabilirse, eğer bu fasılların açılması adına belki hukuk devleti olma yolunda bazı adımların atılması mümkün olabilir. Yaptığımız bütün görüşmelerde ortaya çıkan bir tablo var ki, bizim yazılı düzenlemelerle bir noktaya varamayacağımız bir aşamaya geldiğimiz anlaşılıyor. Hatta hiçbir yazılı düzenleme yapılmaksızın dahi sadece düşünce değişikliğinin, hukuka olan inancın bir biçimiyle de olsa siyasal iktidarda ortaya çıkması Türkiye’de çok şeyi değiştirecektir. Bu son derecede doğru bir saptamadır. Bugün için bizim karşı karşıya kaldığımız en önemli sorunun da bu olduğunu düşünüyorum. Gerçekten de yargı paketi adı altında bize getirdiklerinde, KHK’larla götürdükleri yok ki. Olağanüstü hali kalıcılaştırdıkları ile gidenler geri gelmiyor ki”.
Açılış konuşmasından sonra panele geçildi. Panel yönetimini Av. Fikret İlkiz yaptı.
İlk sözü alan Yargıtay Onursal daire Başkanı Hamdi Yaver Aktan, Ceza Muhakemesinde dinleme konusunu ele aldı.
Ceza muhakemesinde kıyasın mümkün olduğunu, ancak genişletici yorumun yapılamayacağını belirten Aktan, çıkar amaçlı suç örgütleriyle ilgili kanunun yürürlüğe girmesinden sonra iletişimin tespiti, gizli görevli, teknik araçlarla izlemenin sınırlı bir alanda yapılabildiğini bildirdi.
Aktan, Terörle Mücadele Yasası, Kültür ve Tabiat Varlıkları Yasası, TCK Teşekkül Halindeki Uyuşturucu Suçları ve Ateşli Silahlar Kanunundaki sınırlı alanlar için de dinleme yapılabildiğini belirtti.
Hamdi Yaver Aktan konuşmasında, önleme tedbirleri, adli dinleme yönetmeliğinin tanımındaki sorunlar, özel koruma tedbirleri, yerindelik denetimi, gizli tanıklık, gizli görevli, düşman ceza hukuku, özel koruma tedbirlerinde öncelik-sonralık hiyerarşisi, konutta dinleme yöntemi konularına değindi.
Panelin son konuşmacısı Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Yargı Reformu Stratejisi konusunu ele aldı.
1789 Fransız devriminden 42 gün sonra 26 Ağustos 1789’da İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin yayınlandığını, bu bildirgenin 16. Maddesinin halen günümüzde de geçerliliğini koruduğunu belirten Kanadoğlu, “Çünkü bu 16. Madde der ki, kuvvetler ayrılığının olmadığı bir ülkede anayasa da yoktur. Anayasada olmasına rağmen uygulanmayan ve ya çeşitli maddelerde bütün değeri yok edilen bir kuvvetler ayrılığı var ise o zaman ona ancak anayasalı bir devlet denilebilir. Anayasal devlet olmak başka bir şeydir, anayasalı olmak başka bir şeydir. İşte ülkemiz şu anda anayasalı bir ülkedir, ama anayasal bir ülke değildir. Hatta daha doğrusunu söylemek gerekirse kanunların bile uygulanmadığı bir ülkede böyle bir yönetimin adı olsa olsa polis devletidir. Eğer bir ülkede bir Merkez Bankası Başkanı kanuna rağmen kararnameyle görevden alınabiliyorsa, orada artık kanun devletinden bile bahsetmek mümkün değildir” dedi.
Anayasasında kuvvetler ayrılığı yazmasına rağmen eğer o ülkede yasama, yürütme ve yargı, sadece bir kişinin tasarrufuna, sözüne, yazısına, hatta kulağına, diline bağlı ise o ülkenin sisteminin adı ‘Tek Adam Rejimi’ olduğunu vurgulayan Sabih Kanadoğlu, Tek Adam Rejiminin oluşumuna ilişkin gelişmeleri ve yapılan hataları anlattı.
2010 halk oylamasının önemine dikkat çeken Kanadoğlu, 26 madde değişikliğinden ikisinin yani HSK düzenlemesi ile partili Cumhurbaşkanlığı değişikliğinin ağırlık kazandığını, kalan maddelerin gerçekleştirilmesinin genel seçimlerden sonraya bırakıldığını bildirdi.
Yargı reformunun adalete ulaşmanın bir yolu olduğunu belirten Sabih Kanadoğlu şöyle devam etti: “Adalete giden yargı yolunu açabilmek için hukuk devletinin gereklerini yerine getirmek lazım iken, yargı bağımsızlığını tamamen ortadan kaldıran ve tek adam rejimini ülkede hâkim kılma zihniyeti olmamalıdır. Ülkeyi bu hale getiren zihniyetten yargı reformu beklemek safdilliktir”.
Sabih Kanadoğlu konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Her şeyden önce samimiyet, ciddiyet ve kararlılık gerektiren, demokrasiye, yargı bağımsızlığına ve adalete inanmış bir siyasi iktidara ihtiyaç vardır. Bu sağlanmadan biz burada daha çook yargı paketinden bahsederiz, daha çook yargı paketini inceleriz, ancak umutsuzluğa düşmemek ve karamsar olmamak gerekir”.
Sunumların tamamlanmasından sonra soru/cevap bölümüyle panel sona erdi.


