İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

Orams Davası Nedir? Türkiye Ve Kktc’Ye Ne Zarar Verecektir?

Değerli Basın Mensupları... Bugün önemli bir konuyu kamuoyu ile paylaşmak gereğini duymuş bulunmaktayız. Bu konu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini ve dolayısı ile Ülkemizin uluslararası ilişkilerini etkileyen ORAMS davası ile ilgilidir. Bilindiği gibi; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lefkoşa Mahkemesi, KKTC hukukuna göre İngiliz ORAMS ailesine ait olan ve Kuzey Kıbrıs'ta bulunan taşınmaz malın eski haline döndürülerek Rum Yönetimi tapusuna göre sahibi olan Apostolides'e VERİLMESİNE ve bu aradaki kullanımdan dolayı tazminat ödenmesine karar vermişti.

Orams Davası Nedir?
Türkiye Ve Kktc’Ye Ne Zarar Verecektir?

Bugün önemli bir konuyu kamuoyu ile paylaşmak gereğini duymuş bulunmaktayız.  Bu konu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini ve dolayısı ile Ülkemizin uluslararası ilişkilerini etkileyen ORAMS davası ile ilgilidir.

Bilindiği gibi; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lefkoşa Mahkemesi, KKTC hukukuna göre İngiliz ORAMS ailesine ait olan ve Kuzey Kıbrıs'ta bulunan taşınmaz malın eski haline döndürülerek Rum Yönetimi tapusuna göre sahibi olan Apostolides'e VERİLMESİNE ve bu aradaki kullanımdan dolayı tazminat ödenmesine karar vermişti.

 

Daha sonra Orams ailesinin yaptığı istinaf başvurusu da reddedilmişti. Ardından Kıbrıslı Rum Apostolides önce İngiliz İlk Derece Mahkemesine başvurmuş ve Rum Mahkemesinin verdiği kararın İngiltere'de tanınmasını ve uygulanmasını (tenfizini) istemişti.  Bu yöndeki istemi ise İngiliz İlk Derece Mahkemesinin verdiği karar ile reddedilmişti. Apostolides’in İngiliz İstinaf Mahkemesi'ne başvurmasıyla süreçte yeni bir aşamaya ulaşılmış oldu. İngiliz İstinaf Mahkemesi, Avrupa Birliği Hukukunda kurucu antlaşmanın 177. maddesi uyarınca “preliminary ruling” (bekletici unsur) yönteminin kendisine verdiği yetkiye dayanarak, 44/2001 sayılı AB Tüzüğü'nün ve 10. Protokol'ün yorumlanmasını, bu konuda yorum tekelini haiz olan Avrupa Topluluğu Adalet Divanı'ndan istemeye karar vermiş ve konu bu yolla ATAD'ın gündemine getirilmiştir.

 

ATAD'da uygulanan yargılama usulüne göre mahkemeye sunulan yazılı düşüncelerin ardından yapılan duruşmada taraflar konuya ilişkin iddialarını dile getirmiş ve Kanun Sözcüsü de, mahkeme için (bağlayıcılığı bulunmayan) görüşünü açıklamıştır.

 

Rum Yönetimi, “Kıbrıs Sorununu”, mülkiyet sorununun çözümünü ve bir antlaşmayı bütünüyle aleyhimize etkileyecek böylesine stratejik adımlar atarken, Türk tarafına ait siyasi irade sahipleri bu davaya ilk günden itibaren gereken ciddi siyasi tepkiyi ve yargılama aşamasında ORAMS’lara katkı verme siyasi kararlılığını gösterememiştir.

 

Bu davanın ardında elbette Rum yönetimi bulunmaktadır. Rum yönetiminin, AB üyesi olduktan sonra bu yola başvurmasının kuşkusuz hedefleri vardır.

1-     Kıbrıslı Türklerin eski Rum malları üzerinde yatırım yapmalarını önlemek ve KKTC’de, kuşku, kargaşa, güvensizlik ve ekonomik istikrarsızlık yaratmak,

2-     Yabancıların KKTC’ye yatırım yapmasını, mal-mülk edinmesini önlemek, 

3-     KKTC’nin siyasi gelişmesini önlemek ve ekonomisine ambargo uygulamak,

4-     Kıbrıslı Türklere KKTC’nin sahip çıkamadığını, ellerindeki KKTC tapularının hiçbir değer taşımadığını kanıtlamak ve Türk Kesimini 1974 öncesinde olduğu gibi Rum kesimi ile iç içe “CEMAAT biçiminde”  yaşamaya, razı olmalarını sağlamak...

5-     Dolayısı ile Kıbrıs sorununu, Türklere karşılığında bir şey vermeden, eşitlik temelinde bir anlaşmaya zorlanmadan Birleşmiş Milletler Örgütünde değil AB hukuku içinde çözmek... Diğer bir deyişle Devlet Umumi Hukukunu yok sayarak ULUSALÜSTÜ (supra-national) HUKUKA istinaden çözüme gitmek.

 

Bilindiği gibi ulusalüstü hukuk bir başka deyişle AB Müktesebatı(acquis communautaire) salt AB’de 27 üye devletin oluşturduğu egemenlik alanında geçerlidir. Oysa KKTC ayrı bir egemenlik alanı bulunan bir devlettir.  Bu itibarla AB üyesi olmayan KKTC’de AB Müktesebatının(acquis communautaire) uygulanması demek bu devleti yok saymak demektir. Kıbrıs Sorununda çözüm yolu “iki ayrı federe devletin” varlığını kabul etmekten geçmektedir. 

 

KKTC’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’ın bu konudaki uyarılarına karşın bu güne değin Türkiye ve KKTC hükümetleri tarafından bu yaşamsal konuda bir tepki verilmemesi, önlem alınmaması Dış Politikamızın geleceği açısından önemli bir zafiyet sayılmalıdır.

 

ATAD’da inceleme aşamasında bulunan bu davaya Londra ve Zürih Antlaşmaları uyarınca GARANTÖR devlet olan TÜRKİYE VE KKTC hükümetlerinin Türkiye ve KKTC hükümetlerinin müdahil olarak katılması ve konunun siyasi boyutunun ve iki toplum arasındaki sorunların çözümü ile yakın ilişkisinin açıklanması gerekmektedir.  Aksi takdirde kısa bir süre sonra vakit çok geçmiş olacak ve KKTC’de Türk ve yabancıların başlattığı bütün yatırımların durması, emlak fiyatlarının büyük oranda düşmesi gerçekleşecek ve büyük bir ekonomik kargaşa ve çöküntü (depresyon) başlayacaktır…

 

Saygılarımızla duyururuz...

 

 

Kategori:Haberler
Orams Davası Nedir? Türkiye Ve Kktc’Ye Ne Zarar Verecektir? | İstanbul Barosu