İstanbul Barosu LogoİSTANBUL BAROSU
“Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak kuvvetin üstündedir.”M. Kemal ATATÜRK

On Yurttaşımızın Yaşamına Malolan Olay, Alışıldık “Kaza” Nitelemesi Ve Şehit Edebiyatı İle Geçiştirilemez !

On Yurttaşımızın Yaşamına Malolan Olay, Alışıldık “Kaza” Nitelemesi Ve Şehit Edebiyatı İle Geçiştirilemez !

            Mecidiyeköy’de yıkılan Ali Sami Yen Stadı’nın arazisine yapılan rezidans inşaatında, asansörün düşmesi sonucunda on işçimizin yaşamını yitirmesi, daha Soma’nın acısı dinmemişken gene yüreğimize ateş düşürmüştür. Ancak bunların önlenebilir ölümler olması bu acımızı daha da artırmakta, öfkemizi kabartmaktadır. Basına yansıyan bilgilerden ve işçilerin beyanlarından olayın göz göre göre geldiği anlaşılmaktadır. Bu durum olayda kazadan ziyade, olası kast ile adam öldürme fiilinin söz konusu olabileceği kuşkusunu güçlendirmektedir. Ne yazık ki binaların, rantın, kazancın, insan yaşamından daha önemli hale geldiği, vahşi kapitalizmin gittikçe azgınlaştığı, kural tanımadığı, yandaşlık ve kayırmacılığın, emek sömürüsünün sistematik hale geldiği, kurallara uyulmadığı ve bunun denetlenmediği bu düzende sözde “iş kazaları” artık toplumsal bir güvenlik, hatta terör sorununa dönüşmüştür. Yargıya olan güvenin iyice aşağılara indiği ve bu gibi durumlarda objektif, adil ve etkin bir soruşturma ve koğuşturma yapılmaması ve ilgililerin özellikle belirli bir konumda olmaları, siyasi iktidara yakınlıkları gibi sebebiyle hak ettikleri cezalara çarptırılmamaları da bu tür can kayıplarını artırmaktadır. Siyasi iktidar da gerekli önlemleri almamak, bazı kuralları gevşetmek ve gerekli kararlılığı göstermemek suretiyle siyasi bir sorumluluk altına girmektedir. Daha vahimi, bu şekildeki her bir can kaybından sonra iktidar mensuplarının durumu “kader ve fıtrat” gibi hukuka yabancı kavramlarla geçiştirmeleri ve artık bıkkınlık veren, bu kavramı da yozlaştıran şehit edebiyatı ile ölümlerin vehametini azaltmaya çalışmaları bu olayların devamına ortam sağladığı gibi, bu konuda etkin ve objektif bir adli süreci de zedelemektedir. Siyasi iktidara düşen, bu gibi olayların önlenmesi bakımından gerekli yasal düzenlemeleri yapmak, bunlara uyulmasını titizlikle takip etmek ve yargıyı rahat bırakmaktır. Yargıdan da hiçbir gücün ve kimsenin etkisi altında kalmaksızın, adil yargılanma hakkına uyarak etkin bir yargısal süreci işletmesi beklentimizdir.

            İstanbul Barosu olarak gerek Başkanlığımız gerekse ilgili komisyonlarımız aracılığı ile bu olayın ve sürecin de sonuna kadar takipçisi olacağımızı kamuoyu ile paylaşırız.  

                        İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

Konuyla ilgili Çevre, Kent ve İmar Hukuku Komisyonu Bildirisi aşağıdadır :

(iş kazası) değil, İŞ CİNAYETİ 

Mecidiyeköy eski Ali Sami Yen Stadı yerine yapılmakta olan Torun Center inşaatında 6 Eylül 2014 tarihinde on işçi daha iş faciasında hayatını kaybetmiştir. Daha kısa bir süre önce 1 işçinin ölmesi ve inşaatta yangın çıkması ile gündeme gelen Torun Center’da 10 yurttaşımızın hayatını kaybetmesinden İstanbul Barosu olarak duyduğumuz üzüntü büyüktür.

 

TOKİ ile hâsılat paylaşımlı olarak yapılan inşaat, birçok kez açılan davalar, mahkemelerce verilen fakat uygulanmayan İptal kararları ile gündeme gelmiştir. TOKİ tarafından hazırlanan plan tadilatının, hukuka aykırı olduğu ve telafisi olanaksız zararlara sebep olacağı mahkemelerce tespit edilmesine karşın idare, yapılan değişiklikler yoluyla bu davaları konusuz bırakmış ve hukuk kullanılarak ruhsatı onaylanan yapının inşaatı başlatılmıştır

Yapının bir an önce tamamlanarak; satışından elde edilecek gelirin paylaşılmasının “kamu yararı” olarak görülmesi anlaşılabilir değildir. Haziran ayında İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından inşaatta faaliyetin geceleri de sürmesine izin verildiği ise yaşanan bu facia ile ortaya çıkmıştır. Belirli kişilerin ticari faaliyetlerinden azami kar etmeleri için sağlanan olanaklar için Kamu Yararı tanımlaması ise tam bir hukuksuzluk ifadesidir. Kamu menfaatini korumakla görevli makamlar sadece belirli kişi/kurumların çıkarını korumaktadır.

Türkiye’deki kentleşme “kalkınma” temeline oturmuş olduğundan “sağlıklı bir kentleşme” olmamıştır. Böyle bir kentleşmenin gittikçe büyüyen problemleri bugün çok ciddi boyutlara ulaşmış, kentlerimizin geleceğini de tehdit eder duruma gelmiştir.

Yaşanabilir kent kavramı ise kentlerdeki yaşam kalitesini açıklayan koşulların birkaçının ya da tamamının aynı kentte toplanması durumudur.Kentler için yaşanabilirlik, kentte yaşayanların günlük yaşamı içinde ihtiyaç duydukları sağlıklı çevresel şartların ve yaşam kalitesinin karşılığıdır.

 

Kentleşmenin doğru bir biçimde yaşanabilmesi için demografik, ekonomik ve sosyal gelişmelerin dengeli bir biçimde oluşması gerekmektedir.

 

Neoliberal sistem içerisinde özellikle küresel kent olma amacıyla rekabet eden kentlerimiz, büyük projeler, Kentsel Dönüşüm, Zorla Tahliyeler, HES’ler, Nükleer, Termik Santraller, Köprüler, 3.Havalimanı, çılgın projeler ile en temel insan haklarını ihlal eder hale gelmiştir.

 

Aşırı yoğunlukta gökdelenler, trafiği artırmakta, yeşil alanların azalması sonucu iklim değişikliğine yol açmakta, şehir selleri oluşmasına yol açtığı gibi bu kadar yüksekte yaşamanın insan sağlığını da olumsuz etkilemektedir.

 

Yaşama hakkı, kişi dokunulmazlığı, kişi hürriyeti, özgürlüğü, mülkiyet hakkı, eğitim, öğretim hakkı, çalışma hakkı, sağlık hakkı, vatandaşlık, seçme seçilme hakkı gibi kavramlar, hepsinin yaşanabilir bir kentin olmazsa olmazlarıdır. Sürdürülebilir ve özgün yapıyı tahrip etmeyen, geçmişini yok etmeyen kentsel dönüşüm politikalarını hiçe sayan, doğayı katleden, insan, hayvan, bitki demeden tüm canlı-cansız ekosistemi tehdit eden kapitalist sistem bir canavar gibi her şeyi yutmaktadır.

 

Başta, Toprak Koruma, Arazi Kanunu olmak üzere, Büyükşehir/Bütünşehir Yasası gibi yasalarla köyler mahalle olmuş tarım-hayvancılık yapamayan köylüler büyükşehirlere İnşaatlarda çalışmaya gelmek zorunda kalmıştır.

 

Kent yapısının kalitesi insan sağğı için bir temel niteliğindedir. Sağ<ı>lıklı kent, <ı>yaş<ı>anabilir bir kent kavramıyla ifade edilen tüm öğ<ı>eleri içermektedir. Kentlerde yasayan insanların sağğı, yasam ve çalışma koşullarından; fiziksel ve sosyoekonomik çevreden; bakım hizmetlerinin kalitesi ve ulaşılabilirliğinden etkilenmektedir. Ancak, gökdelen inşaatlarında çalışan işçilerin İş Güvenliği ve Güvenceleri sağlanmadığı gibi, Mecidiyeköy inşaatında olduğu gibi işe başlayalı 5 gün olan işçiye eğitim vermeden, hiç bir önlem almadan asansör sorumlusu görevi verilmektedir.

 

Yasal düzenlemelerin yetersizliği, denetimsizlik sonucu oluşan faciaların ise iş kazası olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Kaza, öngörülemeyen ve engellenmesi mümkün olmayan bir durumdur. Oysa ülkemizde yaşanan bu gibi iş cinayetlerinde; her şey apaçık ortada iken, gerekli tedbirlerin ekonomik nedenlerle bilerek, kasten alınmaması söz konusudur. İnsan hayatını korumakla, kişiye sağlıklı, onurlu bir yaşam ve çalışma olanağı sağlamakla görevli kurumların sorumluluk almamak adına yaptıkları açıklamalar kabul edilemez. Hiçbir gelişmiş ülkede yaşanmayan durumların ülkemizde yaşanması bir kader değildir, olağan bir olay değildir. Olmamalıdır. Sadece 2014 yılının 8 ay’ında 1270 işçi hayatını kaybetmiştir. Ülkemiz, İş cinayetlerinde Avrupa 1.si ve dünya 3.sü olmuştur.

 

Toplum ve Ülke yararını göz ardı eden yatırımların, ülke kaynaklarını talan eden uygulamaların, çevrenin kirletilmesi ve doğanın tahribatına neden olan enerji santrallerinin, altın madenlerinin, otoyolların, hiçbir tarihi ve kültürel değerler dikkate alınmadan uygulanan kentsel dönüşümlerin, Yükselen Değer olduğu bir ülkede; Doğal varlıkları ekonomik değer olarak kullanma anlayışı, günü kurtaran ekonomik fayda sağlamayı hedeflemekte ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı yok sayılmaktadır. İlk aşama olarak bu değerler yok edilerek imara açılmakta, ikinci aşamada ise çalışan işçilerimiz canlarını kaybetmektedir.

 

Çalışma Bakanlığı müfettişleri olayın yaşandığı inşaatı kontrol etmişler, birçok eksik bulmuşlar ancak bakanlık sadece yapı sahibine 5 bin 600.- TL para cezası vermekle yetinmiştir. Mecidiyeköy asansör Faciası, işveren tarafından sektörün doğasında olan kaza olarak ifade edilmektedir. Geçtiğimiz aylarda yaşanan Soma faciasının da İşin Fıtratı olarak tanımlandığını hatırlatmak isteriz.

 

Ulusal yasalarımız, işçi sağlığını korumada yetersiz olsa da, AİHM işçi sağlığı ve iş güvenliğini açıkça yaşam hakkının kapsamı içinde değerlendirmektedir. iş güvenliği, işçi sağlığı ve iş kazaları gibi konularda  özel  kişilerden kaynaklansa dahi yaşam hakkı sorumluluğunun Devlete ait olduğunu belirlemiştir.

 

Hukuki düzenlemelerin yapılması ve sorumluların cezalandırılması için olayın takipçisi olacağımızı halkımızın bilmesini isteriz. Başımız sağ olsun. Saygılarımızla

 

İSTANBUL BAROSU

ÇEVRE VE KENT HUKUKU KOMİSYONU

 

 

Kategori:Haberler
On Yurttaşımızın Yaşamına Malolan Olay, Alışıldık “Kaza” Nitelemesi Ve Şehit Edebiyatı İle Geçiştirilemez ! | İstanbul Barosu