Ön Koşullu Müzakere Ab Hukukuna Aykırıdır
17 Aralık tarihli Brüksel Zirvesinde Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasına ilişkin karar, Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerine uyum sağladığının tescilidir.

17 Aralık tarihli Brüksel Zirvesinde Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasına ilişkin karar, Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerine uyum sağladığının tescilidir.
1999 Helsinki Zirvesinde AB Türkiye’ye aday ülke statüsü verdiğinde ve 2002 tarihli Konsey kararında Kopenhag kriterlerinin yerine getirilmesi durumunda;
“ Türkiye, diğer aday devletlere uygulanan aynı kriterler temelinde Birliğe katılmaya yönelmiş bir aday devlettir” denilmiştir.
Oysa, 16-17 Aralık Brüksel toplantısı sonrası açıklanan Başkanlık sonuç metninde ortaya konulan hususlar Türkiye açısından eşitlik ilkesinin birçok noktada gözardı edildiğini göstermektedir.
Şöyle ki;
· Kıbrıs sorununun çözümü ön koşul olarak dayatılmaktadır
Üyelik müzakerelerine başlamadan önce 1963 tarihli Ankara Anlaşmasına birliğe katılan on yeni üye devleti de dahil edecek ek protokolün yürürlüğe konulması istenmektedir. Bu istem Türkiye’nin Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ni “tanıması” anlamına gelen bir önkoşuldur.
· Tam üyelik hedefinden sapma ve ucu açık müzakere kabul edilemez.
17 Aralık tarihli metinde “katılım görüşmelerinin hedefi tam üyeliktir” denilmekle birlikte “…Bu görüşmeler açık uçlu bir süreçtir, sonuçları önceden garanti edilemez. Üyelik yükümlülüklerini üstlenmesi mümkün olmadığında, Avrupa yapısına en güçlü şekilde ‘demirleneceği’…” ifadesi ile adeta Türkiye için özel bir statünün hazırlığına işaret edilmektedir.
· Kalıcı kısıtlamalar AB Hukukuna aykırıdır.
17 Aralık kararının “görüşmelerin çerçevesi” başlıklı 23. paragrafının 3.bendinde “kişilerin, hizmetlerin serbest dolaşımını” tamamen engelleyen ve daha önce diğer ülkeler için söz konusu edilmeyen kalıcı kısıtlamalar AB Hukukunun özüne aykırı olduğu kadar eşitlik ilkesine de aykırıdır.
· Sözde Ermeni soykırımını Türkiye’nin tanıması konusunun dayatılması da kabul edilemez.
Böyle bir tanıma her ne kadar 17 Aralık metninde koşul olarak yer almasa da 15 Aralık 2004 tarihli Parlamento sonuç belgesinin 39, 40 ve 41’ci paragraflarında çok açık ve ayrıntılı olarak ifade edilmekle, görüşmeler sürecinde bu konunun sürekli gündemde tutulacağı bildirilmektedir.
Bu çerçevesi ile Türkiye’ye üyeliğe kabul görüşmeleri için tarih verdiği görülen 17 Aralık metninin birçok yönüyle tartışmaya açık olduğunu söylemek ve karşılaşılacak güçlüklere hazırlıklı olmak, aşırı iyimserliğe kapılmamak gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren yüzünü “batıya, çağdaş uygarlığa” dönmüştür. Avrupa Konseyine ve NATO’ya üyedir. Avrupa Birliğine tam üyeliği de bir devlet politikası olarak benimsemiştir. Ancak, ülkemizde demokratikleşmenin hızlandırılması, vatandaşın yaşam kalitesinin yükseltilmesi amacıyla yapılan uyum çalışmaları sırasında ve tam üyelik görüşmeleri sürecinde Cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerinden asla ödün verilmemelidir.
İstanbul Barosu olarak,
AB ile 3 Ekim 2005’te müzakerelere başlamadan önce, Kıbrıs’ın Birleşmiş Milletlerin sorunu olduğunu, görüşmelere başlamanın böyle bir konuya bağlanmasının olanaksız olduğunu ve AB organlarına görüşmelere ön koşulsuz başlama konusundaki kararlılığını iletmesini Hükümetten talep ediyoruz.
İstanbul Barosu Başkanı
Av.Kazım KOLCUOĞLU
Not: 28.12.2004 tarihli basın bülteni


